(818 S. K. m. 41, 61)
Dava: Dava dilekçesinde 13.750.000.000 lira alacağın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü ve kısmen reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar dava dilekçelerinde, müşterek murislerinden intikal eden Gebze Tavşanlı Köyü 35/1380 parselin 13.8.1993 tarihinde satılmasına rağmen, davalılar tarafından alınan veraset belgesinde mirasçı olarak görünmemeleri nedeniyle hakları olan parayı alamadıklarını ileri sürerek dava tarihi itibariyle taşınmazın değerinden hisselerine düşen 13.750.000.000 liranın tahsilini istemişlerdir.
Davalılar kötüniyetli olmadıklarını bu nedenle davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, yapılan işlem haksız fiil niteliğinde kabul edilerek satış tarihi itibariyle taşınmazın değeri bilirkişi tarafından saptanarak davacıların hisselerine düşen bedelin yine satış tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsili cihetine gidilmiş, hüküm süresinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılar ile davalıların satışı yapılan taşınmazın maliki Huri Şerife'nin mirasçısı oldukları hususunda dosya içerisinde bulunan Kocaeli 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1998/675-1540 sayılı veraset ilamı gereğince ihtilaf bulunmamaktadır. Bu nedenle de davacıların satış bedelinden hisselerine düşen miktarı almaları gerekir.
Tüm bu açıklamaların ışığında somut olaya bakıldığında taraflar arasında iştirak halinde mülkiyete konu taşınmazın 13.8.1993 tarihinde satıldığı ve bu satış bedelinin davacılar dışındaki mirasçılar arasında paylaşıldığı anlaşılmaktadır. O günden bu yana davacıların hissesine düşecek satış bedeli davalıların mal varlığına karşılıksız olarak girdiği ve davalıların bu miktar para karşılığında haksız olarak zenginleştiği ise açıktır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalıların haksız zenginleşmesinin kapsamının tayin ve tesbitinden ibarettir.
Her ne kadar mahkemece; olayın nitelendirmesi haksız fiil olarak kabul edilmiş ise de buna itibar edilmemiştir.
Öyle ise bu uyuşmazlığın sağlıklı bir biçimde çözümlenebilmesi sebepsiz zenginleşmenin kapsamını tayindeki ilke ve esasların genel olarak açıklanması ile mümkün olabilecektir.
Geçerli bir sebebe dayanılmaksızın bir kişinin malvarlığından diğerine kayan değerlerin iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanmaktadır. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme günündeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi halde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlularının yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır.
Yukarıda açıklanan ilke ve esaslara göre mahkemece, taşınmazın satıldığı 13.8.1993 tarihindeki satış bedelinden davacıların hissesine düşecek miktarının dava tarihi itibariyle ulaştığı alım gücü çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon, tüketici fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artış, maaş artışları vs gibi) ortalamaları alınarak, açıklamalı gerekçeli, taraf ve Yargıtay denetimine elverişli bilirkişi raporu ile belirlenmeli ve bu miktara hükmedilmesi gerekirken haksız fiil olarak kabulü ile satış tarihindeki bedelin yasal faizi ile tahsili cihetine gidilmesi (yasal faiz miktarı davacının zararını karşılayamayacağından ötürü) doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 21.07.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy