(4721 S. K. m. 688) (6570 S. K. m. 7)
Dava dilekçesinde 12.603.793.993 lira kira alacağı ve tahliye istenilmiştir. Mahkemece davanın kira alacağı yönünden konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına, tahliye talebinin reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı Aydın ile dava dışı kardeşleri H. ve A. ile birlikte davalı kiracı arasında 1.11.1998 başlangıç tarihli ve 5 yıl süreli kira akdi yapıldığını, sözleşme bitiminden bir ay önce ihtarname ile akdin feshedildiğini ancak buna rağmen davalının taşınmazda oturmaya devam etmesi nedeniyle, 1.11.2003-1.1 1.2004 dönemine ait 12.603.793.983 TL kira parasının tahsili ile baz istasyonu ve tesisatın sökülerek tahliyesini talep etmiştir.
Mahkemece; kira alacağının yargılama sırasında ödenmiş olması nedeniyle bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, tahliye ile ilgili talebin ise davacı kiralayanın tek başına feshi ihbarda bulunamayacağından ve bu nedenle davacının aktif husumet ehliyeti olmadığından bahisle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü davacı vekili temyiz etmiştir.
Taraflar arasında imzalanan 1.11.1998 başlangıç tarihli ve 5 yıl süreli kira sözleşmesinde kiralayan sıfatı ile davacı Aydın ve dava dışı A. ve H. 'nin bulunduğu, tapu kaydında ise her birinin 1/3'er oranda malik olmalarına rağmen, sözleşme yapıldıktan sonra 23.7.1999 tarihinde davacı Aydın'ın diğer hissedarların paylarını satın alarak tek başına malik olduğu anlaşılmaktadır.
Kural olarak müşterek mülkiyet de maliklerin tümü kira sözleşmesinde kiralayan olarak gözükmekte ise, tahliye davasının kira sözleşmesindeki kiralayanların tümü tarafından birlikte açılması zorunludur.
Ancak, HGK.nun 20.1.1965 tarih ve 6/501-37 sayılı kararında, dava tarihinden çok önce diğer kiralayanların kendi paylarını davacıya satmış olması durumunda, paydaşlar arasında yapılan bu akit, davacıya tek başına kiralayan imiş gibi kiracıya karşı dava açma yetkisinin tanınması anlamına geldiği belirtilmiştir.
Bu durumda davacının dava konusu taşınmaza tek başına malik olması nedeniyle akdin feshine yönelik ihtarnamenin geçerli olduğu kabul edilerek tahliye davası ile ilgili davanın esası hakkında hüküm kurulması gerekirken davacının husumet ehliyeti bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 12.7.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy