(4721 S. K. m. 175)
Dava: Taraflar arasında görülen nafaka ve tazminat davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davada, tarafların gayri resmi evli oldukları, müşterek iki çocuğun bulunduğu, davalı kocanın çocukları da alıp yurtdışına gittiği, resmen evlenmek istemediği evlilik gereklerini de bu nedenle yerine getirmediği, böylece davacının kişilik haklarının zarar gördüğü ileri sürülerek manevi tazminatla birlikte yoksulluk nafakasına hükmedilmesi istenilmiş; mahkemece nafaka ve tazminat koşulları oluşmadığı gerekçesiyle uyuşmazlığın esası hakkında red kararı verilmiştir.
Oysa, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Yasa'nın değişik 4. maddesine göre işbu mahkemelerin görevleri üç bent halinde açıklanmış olup buna göre:
1. bent de, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun üçüncü kısmı (vesayet) hariç olmak üzere ikinci kitabı ile 4722 sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanuna göre aile hukukundan doğan dava ve işler;
2. bent de, 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanuna göre aile hukukuna ilişkin yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizi:
3. bentde, kanunlarla verilen diğer görevler olarak düzenleme yapılmıştır. Böylece kural olarak "aile hukukundan" doğan dava ve işlere Aile Mahkemelerinde bakılır.
Somut olayda taraflar, nişanlılık ilişkisi içerisinde bulunmadıkları gibi resmen evli de değillerdir. Bu durumda taraflardan, yasal bağlamda bir "aile" olarak sözedilmesi ve yanlar arasındaki uyuşmazlıkların da, "aile hukukundan" kaynaklandığının kabulü mümkün değildir.
Mahkemece doğru olarak tespit edildiği gibi TMK'nun 175/1. maddesine göre yoksulluk nafakası istenebilmesi için öncelikle tarafların resmen evlenmiş ve daha sonra mahkeme kararı ile boşanmış olmaları ön koşuldur. Taraflar resmi evli olmadıklarına göre yoksulluk nafakası da sözkonusu olamayacağından aile mahkemesi görevli bulunmamaktadır.
Ayrıca, davalı tarafın resmi evliliği yapmak istememesi ve davacının dul bırakılması olgusuna dayanılarak kişilik haklarının zedelendiği gerekçesiyle manevi tazminat istenilmiştir. Böylece BK'n 41 ve devamı maddelerinde düzenlenen haksız fiil nedeniyle manevi tazminat talebinde de aile mahkemesi değil genel mahkemeler görevli bulunmaktadır.
O halde mahkemece görev hususunun kamu düzenine ilişkin bir usul hukuku kuralı olduğu ve taraflarca ileri sürülmese bile resen gözetilmesi gerektiği dikkate alınarak görev yönünden davanın reddi gerekirken uyuşmazlığın esası hakkında yargılama yapılıp karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 7.3.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy