(818 S. K. m. 101) (2004 S. K. m. 58)
Dava: Dava dilekçesinde 1.513.580.000.- Lira faiz alacağı ile takipten sonra faiz istenilmesine haksız itirazın iptali, % 40 inkar tazminatın masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın işlemiş faiz alacağına itiraz yönünden reddi cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, çevre düzenlemesi yapmak üzere asfalt satın alan davalı yönetimin ödemediği 3.509.519.760.- Lira alacağın ve 1.513.480.240.- Lira işlemiş faizinin reeskont faizi ile birlikte tahsili amacıyla başlatılan ilamsız takibe, karşı asıl borç ödemekle birlikte işlemiş faiz ve takip tarihinden sonra işletilecek faiz yönünden haksız itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptali ile inkar tazminatının tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı, cevap vermemiştir.
Mahkemece, işlemiş faize yönelik itirazın kabulü ile "1.513.480.240.- TL işlemiş faize ilişkin itirazın iptaline, fazlaya ilişkin itirazın reddine, inkar tazminatı takdirine yer olmadığına, harç ve masrafların davalıdan alınmasına" karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Genel haciz yolu ile takip, alacaklının İcra dairesine yapacağı bir takip talebi ile başlar. Takip talebinde bulunmanın takip hukuku yönünden sonuçları, ödeme emrinin düzenlenmesi, İİK'nun tayin ettiği sürelerin korunması vs. olduğu halde, Borçlar Hukuku bakımından sonucu ise zamanaşımını kesme si ve borçlunun mütemerrit olmasıdır. Borçlu daha önce temerrüde düşürülmemiş ise, takip talebinde bulunulması ve ödeme emrinin borçluya tebliği ile borçlu mütemerrit olur. Çünkü, ancak ödeme emrinin borçluya tebliğ edilmesi, BK. mad. 101 anlamında bir ihtar olarak kabul edilebilir.
Somut olayda davalı aleyhine takip 05.02.2002 tarihinde başlatılmış ise de ödeme emri 24.10.2003 tarihinde tebliğ edilmiş, borçlu verilen yedi günlük süre içinde olmak üzere 31.10.2003 tarihinde asıl borcu ödeyerek, faiz yönünden itirazda bulunmuştur. Borçlunun takip tarihinden önce temerrüde düşürüldüğü iddia ve ispat edilmediğinden, borçlunun ödeme emrinin tebliği ile temerrüde düştüğünün kabul edilmesi gerekirken, takip talebiyle temerrüde düştüğünün kabulü doğru görülmemiştir.
Bunun yanında; dava itirazın iptali talebi ile açılmış bir dava olmakla işlemiş faiz yönünden, itirazın iptali talebinin reddi ile yetinmek gerekirken, itirazın kabulü ile takibin bu yönden iptali yönünde karar verilmesi yerleşik uygulamaya uygun değildir.
Ayrıca, yasa gereği harç ve masrafların davada haksız çıkan tarafa yükletilmesi gerekir. Bu davada davalının itirazı haklı kabul edilerek takibin itiraz edilen kısmı iptal edildiği halde, masrafların davalıdan tahsili usul ve yasaya uygun değildir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 09.03.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy