(818 S. K. m. 105)
Dava dilekçesinde 30.000.00 YTL. alacağın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın reddine dair verilen hükmün temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması davacı vekili tarafından istenilmekle; taraflara yapılan tebligat üzerine duruşma için tayin olunan günde temyiz eden Davacı Vek. Av. F. P. Kuş geldi. Aleyhine temyiz olunan Davalı Vek. Av. N. Özdemir geldi. Gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00'e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü.
Davacı vekili dilekçesinde; davacı müvekkilinin, malik olduğu taşınmazını; davalıya, 5.5.1997 tarihli satış protokolü gereğince, iki daire ve 2.500.000.000 TL. karşılığında sattığını; satış bedeli karşılığı olan iki daireden birinin ferağı ile, nakit ödeneceği kararlaştırılan paranın 1.750.000.000 TL'sinin davalı tarafça ödendiğini, protokol gereği verilmesi gereken bir daire ile 750.000.000 TL. paranın ise verilmemesi nedeniyle, açtıkları davada; davanın kabulüne karar verildiğini, (dava tarihi itibariyle daire bedeli olarak istenilen 7.250.000.000 TL. ile ödenmeyen 750.000.000 TL. olmak üzere toplam: 8.000.000.000TL'nin faiziyle tahsiline karar verildiğini) ve 25.000.000.000 TL. olarak tahsil edildiğini; ancak, bu bedelin tahsil edildiği tarihte davaya konu dairenin değerinin 55.000.000.000 TL olduğunu, bu durumda; davacı müvekkilinin duçar olduğu zararının geçmiş günler faizinden fazla olduğunu iddia ederek; BK.'nun 105.maddesi gereğince 30.000.000.000 TL. müvekkili alacağının fazıyla birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının, yargılama sonucu lehine verilen kararda belirtilen miktarı geç almasında; yargılamanın gecikmesinin neden olduğunu, müvekkiline atfı kabil herhangi bir kusurun bulunmadığını savunarak; davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; davacının iddia ettiği hususta, davalı tarafa yüklenebilecek herhangi bir kusurun bulunmadığı; talebin BK.nun I05.maddesinde belirtilen şartları taşımadığından bahisle, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Davada, tarafların aralarında yaptıkları protokol gereği verilmesi gereken dairenin verilmemesi (davalının temerrüdü) nedeniyle mahkeme ilamıyla hüküm altına alınan alacağın, vaktinde tahsil edilememesi ve bu suretle uğranılan munzam zararın tahsili istenilmektedir.
Munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının malvarlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Başka bir anlatımla, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı bir zarar biçiminde tanımlanabilir.
BK'.nun 105.maddesinin 1.fıkrası ile Alacaklının duçar olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette, borçlu kendisine hiç bir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile yükümlüdür hükmü getirilmiştir.
Munzam zarar alacaklısı; öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağının varlığını; bu alacağının geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizi ile karşılanmayan zararını ve miktarını; zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmek, zararın ortaya çıkışını belirleyen inandırıcı hükme esas tutulabilecek nitelikte maddi olguları da açıklamakla yükümlüdür. Borçlu, ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlamakla sorumluluktan kurtulabilir. Buradaki kusursuzluk, temerrüde düşmekteki kusursuzluktur. Yoksa, temerrüde düştükten sonraki aşamada gelişen olaylarda (yargılamanın uzaması vs.) aranan bir kusur değildir. Sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmekteki kusurunun varlığı asıldır.
Somut olayımızda, borçlu (davalı) protokol gereği borcunu vadesinde ödememiş ve alacağın tahsili için açılan dava ile temerrüde düşmüştür. Mahkeme ilamında; davalı taşınmazın hisseli olduğunu bile bile gerçek değerinin çok altında bir değerle taşınmazı satın almak suretiyle 3. kişinin şufa hakkını kullanmasına büyük ölçüde imkan hazırlamıştır. Paylı olduğunu bilerek satış bedelini çok düşük göstermek suretiyle alıcı davalının kendi, şufa davasına adeta teşvik etmesi, kusurundan kaynaklanmaktadır. Kendi kusuru ile zararına sebebiyet verenin bunun sonuçlarına da katlanması gerekir denilerek, davalı borçlunun temerrütte kusurlu bulunduğu açıkça vurgulanmıştır. Munzam zarar borcunun hukuki sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır.
O halde, mahkemece; yukarıda açıklanan hususlar ve maddi olgular çerçevesinde inceleme ve araştırma yapılarak sonucu dairesinde hüküm kurulması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile, davacının iddia ettiği hususta davalı tarafa yüklenebilecek herhangi bir kusurun bulunmadığından bahisle, davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davacı taraf için duruşma tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre takdir edilen 500 YTL. vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacı tarafa verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 27.11.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy