(3402 S. K. m. 12, Ek m. 1)
Dava dilekçesinde, 292.609.00 YTL taviz bedelinin faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Davacı, maliki olduğu taşınmazın tapu kaydı üzerinde vakıf şerhi bulunduğundan taviz bedeli ödemek zorunda kaldığını, bu ödemenin haksız olduğunu ileri sürerek, 292.609.00 YTL taviz bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, yersiz olan davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesi hükmüne ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 2003/1-2004/1 Karar sayılı kararı uyarınca, vakıf şerhi konulmasının hukuki dayanağı kalmadığından şerhin kaldırılması için davacı tarafından idareye ödenen 292.609.00 YTL taviz bedelinin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taşınmaz vakıf malı olduğu takdirde, kadastro çalışmaları sırasında taşınmaza ait tapu kaydı esas alınarak mutasarrıfı adına tespit yapılmaktadır. Ancak, kadastro tutanağının şerhler bölümüne bu taşınmaz Vakıf malıdır ya da
Vakfına aittir. gibi kayıt düşülmesi gerekmektedir, Bazen bu yapılmadan kadastro tutanağı düzenlenmekte ve tespit maliki adına tapu oluşmaktadır. Böyle bir şerh bulunmadığında Vakıflar Genel Müdürlüğü özel hükümler gereğince doğrudan doğruya tapu sicil müdürlüklerine idari yoldan başvurarak vakıf şerhini işletebilmektedir, 02.04.2004 gün ve 2003/1-2004/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararı uyarınca, vakıf şerhinin tapu sicilinden silinmesi ya da tapu siciline yazılmasına ilişkin istemlerde 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, yasada öngörülen hak düşürücü süreden sonra tapu kaydına işlenen vakıf şerhi hukuki sonuç doğurmamaktadır.
03.03.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanun'un 11. maddesi ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu'na eklenen ek madde 1 ile tapu kayıtlarında icareteyn veya mukataalı olduğuna dair vakıf şerhi bulunan taşınmazlarda 12. maddenin 3. fıkra hükümleri uygulanmaz. hükmü getirilmiştir. Eldeki dava, bu yasanın yürürlüğe girdiği 03.03.2005 tarihinden sonra açılmıştır. Ne var ki, 08.11.2006 tarih ve 2006/14-701-698 sayılı YHGK' da işaret edildiği gibi, yasanın yürürlüğünden önceki dönemde 10 yıllık hak düşürücü süre geçirilmiş ise, taşınmaz maliki yönünden kazanılmış hak oluşmakta ve konulan vakıf şerhi hukuki sonuç doğurmamaktadır.
Bununla birlikte, vakıf şerhi idari yoldan konulabildiği gibi yargısal kararla da konulabilmektedir. Bu halde, Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesi hükmü uygulanarak vakıf şerhinin hukuki sonuç doğurmayacağından söz edilemez.
Vâkıf şerhinin idare mahkemesi kararı ile konulduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla, vakıf şerhinin usulsüz konulduğundan söz edilemeyip mahkemenin vakıf türüne göre tavize tabi olup olmama yönünden araştırma ve inceleme yapması zorunlu olmaktadır.
Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarına göre, taşınmazdaki vakıf şerhine dayanılarak taviz bedeli istenebilmesi, ilgili vakfın sahih vakıflardan olması koşuluna bağlıdır. Gayrisahih vakıflar yönünden taviz bedeli isteminin hukuksal bir dayanağı bulunmamaktadır. Mahkemece bu yönde herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmadan, vakfın türü belirlenmeden, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Mahkemece yapılacak iş, kök tapu kaydı ve belgeleri getirtilip, vakfiye örneği dosyaya alınmalı, sonra bu konuda uzmanlığı bulunan bilirkişi aracılığı ile vakfiye incelenmeli ve varsa tarafların bu konudaki tüm delilleri toplandıktan sonra deliller değerlendirilmeli, böylece şerhe konu vakfın sahih vakıflardan olup olmadığı saptanmalı, sahih nitelikte ise taviz bedeline tabi bulunduğu gözetilip davanın reddine karar verilmelidir. Aksi takdirde, Gayrisahih vakıf olduğu anlaşılırsa, taviz bedeli istenemeyeceği gerekçesi ile ödenen taviz bedelinin iadesine karar verilmelidir.
Bu itibarla, yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK' nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 26.03.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy