(2004 S. K. m. 67) (818 S. K. m. 104)
Dava: Dava dilekçesinde 58.375,53 YTL alacak için itirazın iptali, inkar tazminatının masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili dilekçesinde; müvekkilinin davalı idarenin orman alanı dışına çıkarmış olduğu taşınmazı 2924 Sayılı Yasa gereğince kurulan komisyon tarafından, belirlenen bedeli ödemek suretiyle satın alındığını, daha sonra açılan tespit davası ile ödenmiş olan bedelin yüksek olduğunun belirlendiğini, aradaki 20.324,47 YTL farkın kendisine iade edilmesine rağmen, satış bedelinin ödendiği tarih ile iade edildiği tarih arasındaki döneme ilişkin olan 58.375,53 YTL faizin ödenmediğini iddia ederek, faiz alacağının tahsili için başlatılan takibe vaki haksız itirazın iptali ile icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiş, Mahkemece, tazminat tutarının davalı tarafından ödendiği tarihten iade edildiği tarihe kadar faiz hesaplaması yapılıp davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Sebepsiz zenginleşme nedeni ile gecikme faizi yürütülebilmesi için borçlunun, yani sebepsiz zenginleşenin bir ihtar ile ya da aleyhine bir dava açılmak suretiyle temerrüde düşürülmesi gerekir (BK. md.104/1).
Davalı yasa gereği belirlenen komisyon kararına dayanılarak ödeme yaptığına göre, ödeme tarihinde muaccel olmayan borç için davalı mütemerrit sayılamaz.
Davacı taraf, davalı idarenin belirlemiş olduğu bedeli ödemek suretiyle taşınmazı kendi adına tescil ettirmiş, açmış olduğu dava sonunda ödenmiş olan bedelin yüksek olduğu belirlenmiştir. Anılan ilam, tashihi karar talebinin reddedildiği 07.03.2002 günü kesinleşmiştir. Bu nedenle davalının tahsil etmiş olduğu satış bedelinin bir kısmının geri ödenmesi gerektiği bu tarihte ortaya çıkmış olacağından, davalı ancak 07.03.2002 gününden sonrası için faizden sorumlu olabilir.
Yukarıdaki ilke ve esaslar gözetilerek mahkemece, faiz alacağının başlangıcı tarihi olarak tespit kararının kesinleşme tarihinin esas alınması gerekirken, ödeme tarihi esas alınmak suretiyle yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 25.09.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy