(6762 S. K. m. 8, 14) (4721 S. K. m. 1, 2, 19, 24) (818 S. K. m. 19, 161)
Dava: Dava dilekçesinde 3500 YTL asıl alacak ve fer'ileri için takibe yapılan itirazın iptali ile % 40 icra inkar tazminatı istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalılar vekili tarafından duruşma istemli olarak temyiz edilmiştir.
Her ne kadar temyiz incelemesinin duruşmalı yapılması talep edilmiş ise de; asıl alacak miktarı gözetilerek duruşma isteminin reddine karar verildi.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davacı dilekçesinde, Maliye Bakanlığı'nın izniyle ikrazatçılık işi yaptığını, 15.08.2005 tarihli ödünç sözleşmesi ile davalılara 3500 YTL kredi kullandırdığını; sözleşmede öngörülen oranlarda faiz uygulanması neticesinde toplam alacağın 14000 YTL'ye ulaştığını, bu miktarın ödenmesi için yapılan icra takibine davalıların haksız itiraz ettiklerini iddia ederek; itirazın iptali ile %40 icra inkar tazminatı istemiştir.
Davalılar, kendilerinin kefil konumunda bulunduklarından sorumluluklarının limit ile sınırlı olduğunu, uygulanan faiz oranlarının da fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece, TTK'nun 14.maddesine göre davacı taraf tacir sayıldığından, 8. maddesine göre ticari işlerde faiz miktarı serbestçe tayin olabileceğinden; davalı borçluların faiz ve faiz oranına itiraz etmiş olmasına rağmen, sözleşme ile belirlenen faiz oranının tarafları bağlayıcı olduğundan bahisle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Ancak, kural olarak ekonomik bakımdan zayıf, güçsüz kişilerin karşı tarafça önceden hazırlanan genel işlem şartına katılma yolu ile girdikleri sözleşme ilişkilerinde edimler arasında dengesizlik bulunduğu taktirde; sözleşmenin aynen ifası borçlunun ekonomik varlığını önemli ölçüde etkilemekte ise, hakim özel hukuk düzeninin çerçeve hükümleri yoluyla sözleşmeye müdahale edebilir. Nitekim, Anayasa; Borçlar Hukuku yönünden de temel üst normdur. Anayasa ile öngörülen ekonomik bakımdan güçsüz olanların korunması lüzumu, özel hukuk ilişkilerinde de gözetilmeli; hakim, TMK.nun 1. maddesinin kendisine tanıdığı kanun koyucu gibi hareket etme yetkisine dayanarak; (özellikle hakların kullanılmasında ve borçların yerine getirilmesinde objektif iyi niyet kurallarına uyulmasını emreden MK.2/1; ekonomik varlığın yitirilmesinin kişilik hakları ile ilgisi itibariyle, kişiliğin korunmasını düzenleyen MK.nun 24 ve BK.nun 19/2 gibi genel kurallara dayanarak) sözleşmeye müdahale etmelidir.
Gecikme faizi yönünden de BK.nun 161/son hükmü uyarınca bu imkan açıkca düzenlenmiş bulunmaktadır.
Taraflar arasında ödünç verence önceden düzenlenen sözleşmeye katılan davalılar aylık faiz oranını %10 gecikme faizini %20 olarak kabul etmiştir.
Dairemize gelen benzer dava dosyalarından ödünç sözleşmelerinin tümünde aylık faizin %10, gecikme faizinin %20, kararlaştırılan vadenin tüm sözleşmelerde bir ay gibi kısa süreli olarak belirlendiği, sonuçta, borçlunun temerrüdünün alacaklıyı zarara uğratmadığı aksine kazançlı duruma getirdiği görülmektedir. Bu dava dosyalarındaki tüm savunmalarda sözleşmeyi müşterek borçlu olarak imzalayan davalıların ödünç para almayıp gerçekte kefil olduklarını ileri sürdükleri, asıl borçlunun bankadan kredi alamayacak durumda borca batık kişilerden olduğu, özellikle memur, işçi yahut emekli oldukları gözlenmiştir. Sözleşme hükümleri uyarınca giderek artan borç yüksek gecikme faizi sayesinde zaman içerisinde büyümekte, ekonomik bakımdan güçsüz olan borçlunun ekonomik varlığını büyük ölçüde yitirmesine neden olmaktadır.
Mahkemece, ikrazatçı alacaklının sağladığı haksız kazanç ölçüsünde sözleşmeye müdahale edilerek yukarıda anılan hükümler uyarınca ödünç sözleşmesinde kararlaştırılan faiz ile gecikme faizinin bankalarca verilen kredi faizleri de gözetilerek makul bir seviyeye indirilmesi suretiyle bir hüküm kurulmalıdır.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 16.12.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy