(818 S. K. m. 270)
Dava: Dava dilekçesinde 5670 YTL'lik takibe vaki itirazın iptali ile %40 inkar tazminatının masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili dilekçesinde müvekkili olan davacının maden sahası sahibi, davalının ise rödevansçı olarak bu sahayı işletme hakkına sahip olduğunu, aralarındaki anlaşma gereğince davalının devlete ödemesi gereken meblağı ödemediğini, bu miktarın tahsili amacı ile davalı aleyhine icra takibi yaptıklarını, davalının da bu takibe itirazda bulunduğunu beyan ederek itirazın iptali ile %40 inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı savunmasında, rücuya tabi alacaktan bahsedilebilmesi için, borcun öncelikle talep eden tarafından ödenmesi gerektiğini, davacı tarafın davalı adına ödeme yapmadığı için henüz takip konusu alacağın doğmadığını ifade etmiştir.
Mahkemece, davacı tarafça, davalı adına ileride ödemek zorunda kalacakları borç miktarının tahsili amacı ile takip yaptıkları, takip tarihi itibariyle davacının davalı taraftan alacağının olmadığı, gelecekte doğması muhtemel alacak için de takip yapılamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Dosyada mevcut ve taraflar arasında düzenlenmiş bulunan rödevans sözleşmesinin incelenmesinden, sözleşmenin 7. maddesinde Rödevansçı işletme devresinde SSK., Maliye, Belediye, Çalışma Müdürlükleri tarafından salınan prim, vergi, rüsum, harç, devlet hakkı fonlar ve idari para cezaları, gecikmelerden kaynaklanan zamları süresi içinde ilgili makamlara yatırmak mecburiyetinde olup, bu ödem makbuzlarından bir suretini tasdik ederek, ruhsat sahibine vermek zorundadır. Borçlarını süresi içinde ödemediği taktirde ruhsat sahibi çıkan kömüre ve rödevansçı mallarına el koymak hakkına sahiptir hususları düzenlenmiştir.
Dava konusu uyuşmazlıkta, bu maddede düzenlenen devlet hakkının davalı tarafından ödenmemesinden kaynaklanmaktadır.
Davalı sözleşmeden kaynaklanan edimini yerine getirmediğine göre, davacı sözleşmeden doğan bu borcun ödenmesini davalıdan isteyebilecektir. Davalının üstlendiği bu borç, sadece devlete karşı ödemeyi üstlendiği bir borç olmayıp, sözleşme gereğince davacı tarafa da ödemeyi üstlendiği bir borçtur.
Taraflar arasındaki sözleşmenin 7. maddesi, davacıya burada yazılı olan bedellerin doğrudan ödenmesini isteme hakkı vermektedir. Davacı, davada sebepsiz zenginleşme hükümlerine değil de sözleşmeye dayanmakta olup, sözleşme hükümleri gereğince davalının mallarına el koyma hakkına sahiptir. Yargılama sırasında da dava konusu olan ve davalı tarafından ödenmesi gereken borç davacı tarafından devlete ödendiğinin anlaşılması karşısında davacının artık bu alacağı davalıdan isteme hakkı bulunmaktadır.
Öyle ise mahkemece, yukarıdaki ilke ve esaslar gözetilerek yapılacak yargılama neticesinde hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 11.03.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy