(4721 S. K. m. 4, 186, 197)
Dava: Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davada, tarafların 1975 yılından beri evli oldukları, ancak 2002 yılında davalının boşanma davası açması üzerine ayrı yaşamaya başladıkları, hasta olan davacının tedavi ve geçim ihtiyacını karşılayacak bir gelirinin olmadığı, davalının da herhangi bir katkıda bulunmadığı ileri sürülerek aylık 650,00-YTL. tedbir nafakasının tahsiline karar verilmesi istenilmiştir.
Mahkemece; davacının ayrı yaşamda haklılığını kanıtlayamadığı, ayrıca sürekli ve düzenli bir gelirinin bulunduğu, hatta sahip olduğu 1/2 taşınmaz hissesini kızına bağışladığı ve nafakaya ihtiyacı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Türk Medeni Kanununun 186/son maddesi uyarınca eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılmak zorundadırlar. Yine TMK. nun 197. maddesi gereğince de ayrı yaşamda haklı olan eş diğer eşten tedbir nafakası isteyebilir. Davacı eşin ekonomik durumunun davalıdan daha iyi olması davalıyı ortak giderlere katılma yükümlülüğünden tamamen kurtarmadığı gibi, nafaka bağlanmasına da engel değildir. Ancak, bu durum hükmolunacak nafaka miktarının tayininde etkili olabilir.
Öte yandan; davacı kadının ayrı yaşamda haklılık durumunu ispat edemediği kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de; davalının 2002 yılında 27 yıllık eşi olan davacı aleyhine boşanma davası açtığı, yargılama aşamasındaki feragati sonucunda da davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Aleyhine boşanma davası açılan eş bu dava sürerken ayrı yaşamda haklıdır. Boşanmanın reddinden sonra bu ayrı yaşamın sona erdirilmesi ve birliğin tekrar kurulması esas olup, yargılama sırasındaki haklılığın süresiz devam etmeyeceği açık olsa da, evlilik birliğini tekrar kurma görevi boşanma davası reddedilen tarafa aittir. Somut olayda ise davalı kocanın herhangi bir barış girişiminde bulunmadığı, ortak yaşamı tekrar kurmaktan kaçındığı, böyle olunca da davacı kadının ayrı yaşamda haklı olduğunun kabulü gerekmektedir.
O halde; ayrı yaşamda haklı olan davacı lehine yukarıda açıklanan ilke ve esaslar ile TMK. nun 4. maddesinde vurgulanan hakkaniyet esasları nazara alınarak uygun bir miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekirken istemin tümüyle reddi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 17.03.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy