(818 S. K. m. 19, 20) (4721 S. K. m. 2)
Dava: Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Karar: Dava dilekçesinde; yanların 2005 yılında anlaşmalı olarak boşandıkları, düzenledikleri protokole göre davacının 1.000 YTL yoksulluk nafakası ödemeyi kabul ettiği, ancak davalının bir süre önce güzellik uzmanı olarak çalışmaya başladığı ve yoksulluğunun ortadan kalktığı ileri sürülerek, yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilmesi istenilmiştir.
Mahkemece; davalının güzellik uzmanı olarak çalışıp, 600 YTL gelire sahip olduğu, davalının ise işlerinin kötüye gittiği, işyerinde 27 işçi çalıştırırken işçi sayısının 14'e kadar düştüğü ülke şartlarına göre davalının yeterli gelirinin bulunduğu gerekçesiyle nafakanın 500,00 YTL ye indirilmesine karar verilmiş, hüküm davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacı tarafın temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
Davalı tarafın temyiz itirazları yönünden ise; dava dilekçesinde davalının yoksulluğunun ortadan kalktığı iddiası ile nafakanın kaldırılması istenilmiş davanın ileriki aşamalarda ise davacının işlerinin bozulduğu ve gelirinin azaldığı ileri sürülmüştür.
Hukuk Genel Kurulunun yerleşik kararlarında "asgari ücretle çalışılmakta bulunulması" yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu olarak kabul edilmediği gibi, asgari ücret seviyesindeki bir gelirin kişiyi yoksulluktan kurtarmayacağı da açıkça kabul edilmiştir.
Dosyaya gelen yazı cevaplarından ise; davalının aylık 481 YTL ücretle çalıştığı anlaşılmaktadır. Bu durumda asgari ücret seviyesindeki gelirin davalının yoksulluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, yaptığı işin süreklilik arzeden sabit ve güvenceli bir iş olmadığı da açıktır.
Öte yandan; taraflar "anlaşmalı" olarak boşanmış olup, aralarında yaptıkları protokol uyarınca nafakaya hükmedilmiştir. Bahsi geçen protokol hukuki niteliği itibariyle Medeni Kanun hükümlerinden doğmakta ise de; genel sözleşme hükümlerine tabidir. Bu nedenle Borçlar Kanununun 19 ve 20. maddelerine aykırı bulunmayan karşılıklı sözleşmede, edimler arasındaki denge, umulmadık gelişmeler yüzünden sonradan bozulacak olursa (örneğin olağanüstü dalgalanmalarda edimler arasındaki denge alt-üst oluyor ve bu yüzden ifa aşırı derecede zorlaşıyorsa) güven sorumluluğu ve ivazsız iktisabın korunmazlığı ilkesi (MK.mad.2) gereğince sözleşme koşulları değişen maddi koşullara uyarlanır. Buna göre, sözleşenlerin eğer gelişmeleri baştan kestirebilselerdi, sözleşmeyi bambaşka koşullarla kurmuş olacakları söylenebiliyorsa, ayrıca, beklenmeyen gelişme yüzünden sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla olduğu gibi katlanmak taraflardan biri için özveri sınırının aşılması anlamına geliyorsa, nihayet, yasal ve sözleşmesel risk dağılımı çerçevesinde taraflardan sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla bağlı kalmaları beklenemiyorsa, sözleşmeye Hakimin müdahalesi gündeme gelir.
Tarafların mali durumlarının değişmesi, iradın arttırılması veya azaltılmasını gerektirebilir. Örneğin, alacaklının (davalının) yoksulluğu azalmış veya büsbütün ortadan kalkmıştır; ya da borçlunun (davacının) mali veya gelir durumu kötüleşmiştir. Burada, iradın takdirine (veya kararlaştırılmasına) esas olan şartları ortadan kaldıracak önemde bir değişiklik olması aranacaktır.
Somut olayda; davalının asgari ücret seviyesindeki geliri iradın takdirine (veya kararlaştırılmasına) esas olan şartları ortadan kaldıracak düzeyde bir değişiklik olmadığı gibi, devam eden süreçte davacının gelirlerinde ve yaşam standartlarında protokolün yapıldığı dönemdeki ekonomik ve sosyal durumuna göre önemli ölçüde bir değişikliğin gerçekleştiği de kanıtlanmış değildir.
O halde; uyarlama koşullarının bulunmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm tesisi yanlış olup, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 28.09.2009 tarihinde oybirliği ile, karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy