(4721 S. K. m. 4, 176, 331)
Dava: Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Karar: Dava dilekçesinde, tarafların anlaşmalı olarak boşandıkları, protokol uyarınca davalı eş ve müşterek iki çocuk lehine toplam 250 YTL nafakaya hükmedildiği sonradan açılan dava ile de toplam nafaka miktarının 400 YTL'ye çıkarıldığı, ancak davacının bu nafaka borcunu ödeyemediği, şikayetler nedeniyle hapis cezası alıp işyerini kapattığı, ev kirasını ödeyemediği, en temel ihtiyaçlarının dahi yakınlarınca karşılandığı herhangi bir mal ve gelirinin olmadığı ileri sürülerek, yoksulluk ve iştirak nafakalarının kaldırılması, olmaz ise indirilmesine karar verilmesi istenilmiştir.
Mahkemece, ekonomik ve sosyal durum araştırmasına göre davacının belirli bir gelirinin olmadığı, birikmiş nafaka borçları nedeniyle ceza alıp hüküm giydiği, davalının da gelirinin olmadığı kendisi ve çocuklarına bakmakla yükümlü olduğu, bu durumda nafakanın tümden kaldırılamayacağı, ancak belli bir miktarda indirilmesinin hakkaniyet kurallarına uygun olacağı gerekçesiyle, yoksulluk ve iştirak nafakalarının ayrı ayrı 75'er TL'ye indirilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
TMK.mad.176/lV hükmüne göre: "Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın arttırılması veya azaltılmasına karar verilebilir." Aynı şekilde 331.madde uyarınca; "durumun değişmesi halinde hakim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır."
Yukarıda sözü edilen yasal düzenlemelere göre, iradın arttırılması veya azaltılması için ya tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu gerektirmesi gerekmektedir.
Nafaka iradı, tarafların yaptıkları sözleşmeye dayansa bile şartları oluştuğu takdirde artırılabilir veya azaltılabilir. Aksi düşünce "güven" ilkesine aykırı düşer. Zira davacının sözleşme (protokol) ile elde ettiği "statü"ye beslediği güven, davalı (borçlunun) sosyal ve ekonomik durumunun bu özel statüyü koruyacak seviyeden daha aşağı düşmediği (kötüleşmediği) veya hakkaniyet bunu gerektirmediği sürece sarsılıp boşa çıkarılamaz. Ancak sözleşmeyle kararlaştırılmış ve hakim tarafından onaylanmış olan iradın aradan çok az bir zaman geçtikten sonra indirilmesi isteminde bulunmak, hakkın kötüye kullanılması mahiyetini de arzedebilir.
Bunun gibi sırf boşanmayı sağlayabilmek için, bilerek ve isteyerek mali gücünün üzerinde bir yükümlülüğü protokolle üstlenen kişinin, sonradan bu yükümlülüğün kaldırılması ya da azaltılması yönünde talepte bulunması da iyiniyet, doğruluk-dürüstlük ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile bağdaşmaz. Çünkü kendi kusuru (basiretsizliği vb.) ile mali imkanlarını zorlayan tarafın MK.nun 2.maddesinden yararlanması sözkonusu olamaz.
Somut olayda ilk nafaka takdirinden sonra 12.4.2007 tarihinde nafakaların artırılması istemiyle dava açılmış, istemin kısmen kabulüyle toplam nafakanın 400 TL'ye çıkartılmasına karar verilmiştir. Bu dava sırasında davacının emlakçılık yaptığının tesbit edildiği anlaşılmaktadır. Artırıma ilişkin davanın kesinleşmesinden kısa bir süre sonra ise eldeki dava açılmıştır. Ancak, aradan geçen süre içerisinde davalının ekonomik durumunda herhangi bir değişikliğin olmadığı, işsiz durumundaki davalının 3 ve 8.sınıfa giden iki çocuğuyla birlikte geçinmek zorunda olduğu mahkemenin de kabulündedir. Davacının ise, nafaka borçlarını ödememesi nedeniyle ceza alıp hüküm giydiği sabit ise de, sosyal ve ekonomik durumunda olumsuz yöndeki değişiklikler ispat edilmiş değildir. İşyerini kapattığı ileri sürülmüş ise de buna ilişkin herhangi bir resmi belge sunulmamıştır.
Mahkemece, davacı taraftan tüm delilleri sorulup, ekonomik durumunun ciddi oranda bozulup bozulmadığı, geçim sıkıntısı çekip çekmediği tartışılmadan ve işyerinin kapatılmasıyla ilgili resmi kayıtlar istenmeden eksik inceleme ile hüküm tesisi doğru değildir.
Kabule göre de; protokolle kararlaştırılan nafakanın hukuki niteliği itibariyle sözleşme hükmünde olduğu ve edimler arasındaki dengenin umulmadık gelişmeler yüzünden sonradan bozulduğunun ileri sürülüp ispatı halinde hakimin müdahalesinin gündeme gelebileceği gözetilmeden, nafakanın protokolle kararlaştırılan miktarın dahi altında olacak şekilde indirilmiş olması isabetli değildir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 12.10.2009 tarihinde oybirliği ile, karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy