(4721 S. K. m. 4, 166)
Dava: Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Yargıtay Kararı
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Davacı vekili dava dilekçesinde, tarafların 1998 yılında boşandıklarını, aralarındaki protokol gereğince davacının davalıya 150 TL yoksulluk nafakası ödenmesine ve nafakanın 1999 Ocak ayından itibaren İTO'nun yıllık TEFE oranında artırılmasına karar verildiğini, bu artış şartı ile nafakanın 12.4.2007 dava tarihi itibariyle aylık 3.000 TL'ye ulaştığını ve bu miktarın fazla olduğunu, ödeyecek gücünün bulunmadığını belirterek nafakanın kaldırılmasını veya asgari ücret düzeyinde uyarlanmasını talep etmiştir.
Davalı vekili cevabında, davacının daha önce nafakanın indirilmesi davası açtığını ve reddedildiğini, davalının çalışmadığını ve nafakaya ihtiyacı olduğunu beyan etmiştir.
Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile boşanma protokolü ile 150 TL'den 3.000 TL'ye ulaşan yoksulluk nafakasının dava tarihinden itibaren 300 TL olarak belirlenip, ödenmesine karar verilmiştir.
Hükmü taraf vekilleri temyiz etmiştir.
Dosya kapsamındaki delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacı vekilinin bütün, davalı vekilinin ise sair temyiz itirazları yerinde görülmeyerek reddine karar verilmiştir.
Ancak, tarafların Kadıköy 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin 1998/461-558 sayılı ilamı ile protokol gereğince verilen karar ile boşandıkları, anılan protokole göre; davacının davalıya 150 YTL yoksulluk nafakası ödemesi ve bu miktarın 1999 yılının ocak ayından itibaren İTO yıllık Toptan Eşya Fiyat Endeksindeki artış oranında artırılacağı kararlaştırılmıştır.
Tarafların yaptıkları protokol, hukuki niteliği itibariyle Türk Medeni Kanunu hükümlerinden kaynaklanmakta ise de; genel sözleşme hükümlerine tabidir. Böylece kanunun, emredici nitelikte kamu düzeni ve genel ahlaka aykırı saymadığı hususlarda taraflar serbest iradeleriyle sözleşme yapabileceklerdir (BK. Md.19). Aynı zamanda sözleşenler ifanın her yıl ne miktarda ve ne şekilde bir artışla yapılacağını da kararlaştırabilirler. Nitekim taraflar arasında yapılan protokol ile ödenecek nafaka miktarı ile nafakanın her yıl ne şekilde arttırılacağı kararlaştırılmış ve bu anlaşma boşanma davasında mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına uygun bulunmuş verilen karar kesinleşmiştir. Kesin hüküm mahkemeyi ve tarafları bağlar (HUMK.md.237). Tarafların nafakanın artış şeklini kararlaştırmalarındaki amaç da; ülkedeki ekonomik yapı gereği enflasyonun yüksek olması ve paranın satın alma gücünün azalması nedeniyle nafaka alacaklısını güvence altına alarak korumaktır.
Bu nedenle boşanma protokolünde kararlaştırılan nafaka ve nafakanın artışıyla ilgili hüküm tartışma konusu yapılamaz.
TMK'nun 175.maddesinde "Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir." hükmü; 176/4.maddesinde de "Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın arttırılması veya azaltılmasına karar verilebilir ." hükmü getirilmiştir.
Anılan yasal düzenlemeye göre, iradın arttırılması veya azaltılması için ya tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu gerektirmesi gerekmektedir.
Nafaka iradı, tarafların yaptıkları sözleşmeye dayansa bile indirilebileceği gibi tamamen de kaldırılabilir. Ancak sözleşme ile kararlaştırılmış ve hakim tarafından onaylanmış olan iradın, yasada aranan şartlar gerçekleşmeden tamamen kaldırılmasını ya da indirilmesini istemek hakkın kötüye kullanılması mahiyetini arzeder.
Bunun gibi sırf boşanmayı sağlayabilmek için, bilerek ve isteyerek mali gücünün üzerinde bir yükümlülüğü üstlenen ya da karşı tarafın mali durumunun iyi olduğunu ve geçinmek için nafakaya ihtiyacı olmadığını bilen kişinin, sonradan bu yükümlülüğün kaldırılması veya azaltılması yönünde talepte bulunması da iyiniyet, doğruluk-dürüstlük ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile bağdaşmaz.
Ancak Borçlar Kanununun 19 ve 20. Maddelerine aykırı bulunmayan karşılıklı sözleşmelerde, edimler arasındaki denge, umulmadık gelişmeler yüzünden sonradan bozulacak olursa, sözleşme koşulları değişen koşullara uyarlanır. Buna göre, sözleşenlerin eğer gelişmeleri baştan kestirebilselerdi, sözleşmeyi bambaşka koşullarla kurmuş olacakları söylenebiliyorsa, ayrıca, beklenmeyen gelişme yüzünden sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla olduğu gibi katlanmak taraflardan biri için özveri sınırının aşılması anlamına geliyorsa, nihayet, yasal ve sözleşmesel risk dağılımı çerçevesinde taraflardan sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla bağlı kalmaları beklenemiyorsa, sözleşmeye Hakimin müdahalesi gündeme gelir.
Dosya kapsamına ve alınan bilirkişi raporuna göre davacının A.. Plastik Fabrikasında yetkili olduğu, sık sık yurt dışına gidip fazla harcamalar yaptığı ve mali durumunun iyi olduğu anlaşılmasına rağmen sosyal ve ekonomik durumunun araştırılmasına ilişkin yazıda ise aylık 1.000 TL geliri olduğu belirtilmiştir.
Davalı ise ev hanımı olup, 575 YTL maaş ve 850 TL kira geliri aldığı tesbit edilmiştir.
Davacı tarafından davalı aleyhine 2004 yılında açılan nafakanın indirilmesi davasının ispatlanamadığından bahisle reddine karar verilmiş ve hüküm onama ilamı ile kesinleşmiş ise de, bu davadan sonra Denizli 2.İcra Mahkemesinin 2.2.2006 tarih ve 2005/2552 E, 2006/84 K. sayılı ilamı ile davacı hakkında nafaka borcunu ödememek suçundan İİK'nun 344.maddesi gereğince 3 ay hapsen tazyikine karar verilmiştir.
Davalı kadının boşanma davası sırasında mali yönden aynı durumda olduğu, davacının bunu bilerek dava konusu nafakayı ödemeyi kabul ettiği anlaşılmakta ise de davacının mali durumunda değişiklik olması halinde iradın azaltılması gerekebilir.
Bu durumda mahkemece; davacının gelir durumu, mal varlığı ve yaşam standardı yeniden araştırılarak alınacak sonuca ve yukarıda açıklanan ilkelere göre davanın reddine veya nafakanın bir miktar indirilmesine karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile ve TMK'nun 4.maddesindeki hakkaniyet ilkesine aykırı olacak şekilde nafakanın fazla indirilerek 300 TL'ye hükmedilmesi doğru görülmemiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 15.09.2009 tarihinde oybirliği ile, karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy