(4721 S. K. m. 2, 4, 134, 150, 176) (818 S. K. m. 19, 20) (1086 S. K. m. 237)
Dava: Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Karar: Davacı vekili dilekçesinde; davalı ile 2003 yılında boşandıklarını, davacı için 200 YTL yoksulluk nafakasına, müşterek çocuk için ise 200 YTL iştirak nafakasına hükmedildiğini, ancak ekonomik koşullar ve kriz nedeniyle davacının işlerinin olumsuz etkilendiğini, borca batık durumda olduğunu, davalının ise Türk Standartları Enstitüsünde çalıştığı, aylık 3.000 YTL üzerinde geliri bulunduğunu, nafaka ödemesinin davacıyı yoksul hale getireceğini belirterek, yoksulluk nafakasının kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı vekili dilekçesinde; nafaka miktarının bugüne dek artmadığını, davacının % 50 hissedar olduğu şirketinin bulunduğu ve lüks yaşam sürdüğünü, üniversitede okuyan ve 18 yaşını dolduran müşterek çocuğun masraflarını da davalının karşıladığını belirterek davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece; davalının aldığı ücret değerlendirildiğinde Türkiye şartlarında yoksul olduğunun kabul edilemeyeceği, ekonomik kriz nedeniyle davacının kazanç kaybı, davacının yoksulluk nafakası almasının TMK 4. maddesine göre hakkaniyete uygun olmadığı gerekçe gösterilerek dava kabul edilmiştir.
Dosya içeriğine göre: taraflar, 23.01.2003 tarihinde açılan boşanma davası sonucunda; MK.nun 134.maddesi çerçevesinde "anlaşmalı olarak" boşanmışlardır. Anlaşma gereği davalı eş için aylık 200 YTL yoksulluk nafakası ve müşterek çocuk için aylık 200 YTL iştirak nafakasına hükmedilmiştir. Tarafların nafakaya ilişkin yaptıkları anlaşma, hukuki niteliği itibariyle Medeni Kanun hükümlerinden kaynaklanmakta ise de; genel sözleşme hükümlerine tabidir. Böylece kanunun, emredici nitelikte kamu düzeni ve genel ahlaka aykırı saymadığı hususlarda taraflar serbest iradeleriyle sözleşme yapabileceklerdir (BK.md.19). Nitekim somut olayda da 200 YTL olarak yoksulluk ve iştirak nafakası ödenmesi taraflarca kabul edilmiş ve bu anlaşma mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına, çocuğun ihtiyaçlarına ve de hukuki statüye uygun bulunmuş (MK.md.150/5), verilen karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. Kesin hüküm tarafları ve mahkemeyi bağlayıcıdır (HUMK.md.237).
Ancak; TMK.md.176/3 hükmü uyarınca: tarafların mali durumunun değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde yoksulluk nafakasının artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.
Yukarıda sözü edilen yasal düzenlemelere göre, nafakanın arttırılması veya azaltılması için ya tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu gerektirmesi gerekmektedir.
Bu nedenle, nafaka, tarafların yaptıkları sözleşmeye dayansa bile indirilebilir.
Ayrıca, Borçlar Kanununun 19 ve 20. maddelerine aykırı bulunmayan karşılıklı sözleşmede, edimler arasındaki denge, umulmadık gelişmeler yüzünden sonradan bozulacak olursa güven sorumluluğu ve ivazsız iktisabın korunmazlığı ilkesi (TMK.md.2) gereğince sözleşme koşulları değişen maddi koşullara uyarlanır. Buna göre, sözleşenlerin eğer gelişmeleri baştan kestirebilselerdi, sözleşmeyi bambaşka koşullarla kurmuş olacakları söylenebiliyorsa, ayrıca, beklenmeyen gelişme yüzünden sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla olduğu gibi katlanmak taraflardan biri için özveri sınırının aşılması anlamına geliyorsa, nihayet, yasal ve sözleşmesel risk dağılımı çerçevesinde taraflardan sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla bağlı kalmaları beklenemiyorsa, sözleşmeye Hakimin müdahalesi gündeme gelir.
O nedenle, işlem temelinin çökmesi veya tarafların mali durumlarının değişmesi irat şeklinde ödenmesine karar verilen nafakanın arttırılması veya azaltılmasını gerektirebilir. Örneğin, alacaklının (davalının) yoksulluğu azalmış veya büsbütün ortadan kalkmıştır; ya da borçlunun (davacının) mali veya gelir durumu kötüleşmiştir. Burada, iradın takdirine (veya kararlaştırılmasına) esas olan şartları ortadan kaldıracak önemde bir değişiklik olması aranacaktır.
O halde, mahkemece, yoksulluk nafakasının kaldırılması yönünden; yukarıda açıklanan esaslar çerçevesinde tarafların gerçekleşen ekonomik ve sosyal durumlarına göre yoksulluk nafakasın hakkaniyete uygun bir miktara indirilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın kabulü cihetine gidilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 01.10.2009 tarihinde oybirliği ile, karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy