(2762 S. K. m. 29) (YHGK. 05.12.2001 T. 2001/2-1068 E. 2001/1115 K.)
Dava: Davacı Vakıflar İdaresi, Sultan Beyazıt Vakfı'ndan mukatalı bulunan Sarıyer 926 A.15 parsel sayılı taşınmazın mutasarrıflarının sağ olup olmadıkları, nerede olduklarının bilinmediği, gaip oldukları hakkında idarece mahluliyet kararı alındığını, taşımazın mahlulen vakfına döndüğünü, ileri sürecek çekişmeli taşınmazı Sarıyer Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 1999/1 sayılı kararı ile satışı nedeniyle vakıf hissesi bedele dönüşmekle, mahlulen vakfına döndüğünün tespiti, kayyımlık kararının kaldırılması ve 13.591.196.889 TL. bedelin faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Karar: Davalı Maliye Hazinesi vekili; taşınmazın kayyım tarafından yönetilmesi nedeniyle husumetten reddine savunmuştur.
28.03.2002 tarihli duruşmada kayyımlık kararının kaldırılması davası terfiken ayrılmış, ayrı esas üzerinden yürütülüp sonuçlandırılmıştır.
Mahkemece mahluliyet kararını iptal edilmesi, kayyımlığın kaldırılması davasının da reddedilmiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İcareteynli ya da mukatalı vakf malın asıl malikinin mutasarrıfı değil, vakıf tüzel kişiliği olduğu Yargıtay'ın yerleşik kararlarında vurgulanmıştır. (HGK.5.12.2001 gün, 2001/2-1068-1115; 02.07.1987 gün, 1987/14325-6660 ve 23.01.1991 gün, 1990/1-55-1991/9). Bu nedenle, mutasarrıf adına bulunan kayıt mülkiyete değil; ancak, tasarrufa delalet eder.
Somut olayda idarece, çekişmeli taşınmazı mutasarrıflarının mirasçı bırakmadan öldükleri gerekçesiyle, bu yerin mahlulen vakfa döndüğüne ilişkin 12.05.2000 tarihli mahluliyet kararı, İdare Mahkemesi tarafından vakfa ait taşınmazı mutasarrıflarının Medeni Kanun'un yayın tarihinden önce ölmüş bulunması halinde bu durumun o tarihteki hukuk düzeni içinde geçerli belgelerle kanıtlanabileceği, ancak Medeni Kanun'un yürürlüğünden sonraki tarihte mutasarrıflarını mirasçı bırakmadan öldüğünün nüfus kayıtları ve veraset ilamıyla saptanması ya da yargı yerince verilmiş ve kesinleşmiş bir gaiplik kararı bulunması gerektiği, olayda ise taşınmazı bulunduğu mahalle muhtarlığından alınan ilmühaberin, taşınmazın mutasarrıflarının mirasçı bırakmadan öldüklerini kanıtlayan bir belge olarak kabul edilemeyeceği, bu nedenle davalı idarece taşınmazı bulunduğu mahalle muhtarlığınca düzenlenen ilmühabere dayanılarak alınan mahlul kararında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle yetersiz araştırma nedeniyle iptal edilmiştir. Bunun üzerine kayyımlığın kaldırılması davası da reddedilmiştir.
2762 sayılı Vakıflar Yasası'nda, bu yasanın yanın tarihinden sonra vakıf mallarının mukataaya icareteyne bağlanmayacağı esası getirilmiş ve yasanın 2888 Sayılı Yasa'yla değişik 29. maddesinde, on yıl içinde bu yasa hükümlerine göre taviz vermek yolu ile icareteyne veya mukataa kayıtları terkin edilmemiş olan gayrimenkullerin mülkiyetinin on yıl sonunda kendiliğinden mutasarrıflarına geçeceği ve vakfın hakkının ivaza dönerek fahri menkulün tamamının bu ivaz karşılığında birinci derece ve birinci sırada ipotek sayılacağı öngörülmüş, mülkiyet tasarruflarına geçen bu gayrimenkullerin vakfına döneceği belirtilmiştir.
Ancak, yayım tarihine kadar son mirasçı sıfatıyla Hazine adına tescil edilen taşınmazlar, bu düzenlemenin dışında tutulmuştur.
Bu düzenlemeden anlaşılacağı üzere icareteyn ve mukataa kayıtları taviz vermek yoluyla terkin edilmemiş ve mülkiyeti öngörülen 10 yıllık sürenin sonunda (Bu süre daha önce 4755 Sayılı Yasa ile 10 yıl daha uzatılmış ve 13.12.1955 tarihinde dolmuştur.) kendiliğinden mutasarrıflarına geçen vakıf taşınmazlarının, maliklerini mirasçı bırakmadan ölmesi ve taşınmazın 2762 Sayılı Yasa'nın 29. maddesini değiştiren 2888 Sayılı Yasa'nın yayım tarihi olan 22.09.1993 tarihine kadar Hazine adına tescil edilmemiş olması koşuluyla, mahlulen vakfa döneceği açıktır.
Dosya içeriğine göre; mülkiyetin son mirasçı sıfatıyla hazineye intikal edip, tapu kaydına işlendiği de ileri sürülmemiştir.
Bu durumda, 2888 Sayılı Yasa ile değişik 29. maddesi 2 fıkra uyarınca mutasarrıfların ölmeleri üzerine son mirasçı sıfatıyla Hazineye intikal edip de, bu husus tapu kaydına işlenmemiş olan taşınmazların mahlulen vakfına rücu edip etmediği konusunda, davacının iddiasını kanıtlaması (mutasarrıfların Medeni Kanun'un Yayım tarihinden önce ölmüş olması halinde, bu durumunu o tarihteki hukuk düzeni içinde geçerli belgelerle kanıtlanması, Medeni Kanun'un yürürlüğünden sonraki tarihte mutasarrıfların mirasçı bırakmadan öldüklerinin ise nüfus kayıtları, veraset ilamı, gaiplik kararı ve ilgili idarelerden yapılacak yazışmalar ile) gerekeceğini de temel bir usul kuralıdır. Mahkemece, davacı vakıflar idaresinin iddiasını ispat için, tüm delillerini sonucuna göre karar vermek gereken yazılı gerekçe ile davanın reddi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'un 428. maddesi gereğince bozulmasına, 08.10.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy