(4721 S. K. m. 182, 328, 330)
Dava: Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresiiçinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Karar: Davacı dilekçesinde; boşanma sırasında velayeti davalıya verilen müşterek çocuk Hilal Dilara için iştirak nafakasına hükmedildiğini, her yıl bu nafakanın artırılması için açılan davalar nedeniyle aleyhine yargılama giderlerine hükmedildiğini, yine davalar nedeniyle taraflar arasında yaşanan olayların kendisini ve müşterek çocuğu olumsuz etkilediğini belirterek yükümlüsü olduğu iştirak nafakasının her yıl dönem sonu itibariyle enflasyon (TÜFE) oranında artırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili dilekçesinde; iştirak nafakasının her yıl belli oranda artırılmasına ilişkin davaların nafaka alacaklısı tarafından açılabileceğini, müşterek çocuk için hükmedilen iştirak nafakasının yükümlüsü olan davacının bu davayı açma yetkisinin bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, her yıl dava açılmasının zaman, emek ve maddi kayba yol açtığı, gelecek yıllar için nafaka artış istemlerinde ÜFE oranında artırım yapılmasının Yargıtayca benimsenmiş bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İştirak nafakası; velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmasıdır. (TMK.182/2. madde). Ana ve babanın bakım borcu ise, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder (TMK.328/1. madde).
Hâkim, istem halinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen iştirak nafakasının gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödenebileceğini karara bağlayabilir(TMK. madde 182/3, 330/3.). Bu hükümler, madde gerekçelerinde de belirtildiği gibi ekonomik yönden güçsüz olan nafaka alacaklılarının her yıl dava açmak suretiyle emek sarfından ve masraf yapmaktan kurtarılmaları amacıyla getirilmiştir.
Hakimin gelecek yıllardaki nafaka miktarına ilşikin belirlemesi kesin hüküm oluşturmayıp hakkaniyetin gerektirmesi durumunda bu belirlemeye rağmen nafaka miktarında değişiklik yapılabilir. Bu nedenle nafaka borçlusu nafaka miktarının dava yoluyla sınırlandırılmasını isteyemez. Kaldı ki nafaka borçlusu davacı dava açılmaksızın dilekçedeki talebi gibi fiyat artışları oranında nafaka miktarını kendiliğinden de artırabilir. O nedenle davada hukuki yararında varlığı kabul edilemez.
Bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 16.02.2009 tarihinde oybirliği ile, karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy