(4721 S. K. m. 176, 329) (YHGK. 01.05.2002 T. 2002/2-397 E. 2002/339 K.) (YHGK. 26.12.2011 T. 2001/2-1158 E. 2001/1185 K.) (YHGK. 07.10.1998 T. 1998/2-656 E. 1998/688 K.)
Dava: Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Karar: Davacı dilekçesinde; davalı ile boşandıklarını, kararla yoksulluk nafakası bağlandığını; ancak eski eşi davalının bir süreden beri çalıştığını, üstelik anne ve babasının yanında oturduğunu, dolayısıyla kira giderinin olmadığını; bunun sonucu olarak, yoksulluk nafakasının şartlarının ortadan kalktığını iddia ederek; nafakanın kaldırılmasına veya bir miktar indirilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı müvekkilinin, davacıdan almakta olduğu nafaka kendisinin ve müşterek çocuğun ihtiyaçlarına yetmediğinden, uzun süreden beri iş aradığını ve nihayet bir temizlik şirketinde asgari ücretle iş bulduğunu; ancak, iş güvencesinin de olmadığını savunarak; davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece; Yapılan ekonomik sosyal durum araştırmasında; davacının özel bir şirkette aylık 900,00 TL ücretle çalıştığı, davalının ise yine özel bir şirkette aylık 525 TL asgari ücretle çalıştığı bildirilmiştir. Tarafların gelirleri arasında önemli bir fark yoktur. Bu nedenle asgari ücretin kişiyi yoksulluktan kurtarmayacağı savunmasının bir değeri bulunmamaktadır. Yine davalının çalışmaya başladıktan sonra işten ayrılması veya çıkartılması sonuca etkili değildir. Kişi çalışmaya başladığı ve belirli bir kazanç sağlamaya başladıktan sonra TMK'nun 176.maddesindeki yoksulluk nafakasının kaldırılması için öngörülen çalışma koşulu gerçekleşmiş sayılır. Sonradan niteliğin kaybedilmesi, belirtildiği gibi sonuca etkili değildir, gerekçesiyle davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
TMK.'nun 176/3.maddesi uyarınca; irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi halinde mahkeme kararıyla kaldırılır.
Yukarıdaki koşullardan anlaşılacağı üzere; nafaka alacaklısı eşin bir işe girip çalışması hali, nafakanın kaldırılması için yeterli gerekçe olamaz. Zira, kanun hükmünde; çalışma koşulu aranmamış, yoksulluğun ortadan kalkması halinde nafakanın kaldırılacağı esası öngörülmüştür.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 07.10.1998 tarih ve 2-656-688 sayılı kararında da kabul edildiği gibi yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür (eğitim) gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek gerekir.
Hemen belirtmek gerekir ki; Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik kararlarında asgari ücret seviyesinde gelire sahip olunması yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu kabul edilmemiştir. (HGK. 07.10.1998 gün, 1998/2-656-688; 26.12.2001 gün, 2001/2-1158-1185 sayılı ve 01.05.2002 gün, 2002/2-397-339 sayılı kararları)
Davalı kadının, boşanma davasında bir gelirinin olmadığı saptandığından kendisine aylık 100 TL. yoksulluk nafakası bağlanmış, artırım davası ile nafaka miktarı 162,50 TL.'ye çıkartılmıştır. Davalının aldığı nafaka miktarı ile geçinmesi günümüz koşullarında mümkün değildir. O halde, bir işe girip gelir elde etmesi kaçınılmazdır. Davalının sürekli ve kalıcı bir işi de bulunmamaktadır. Kaldı ki, asgari ücretle çalıştığı işyerinden davanın yargılaması sırasında çıkartıldığı da anlaşılmaktadır. Davalının yoksulluk durumu; günün ekonomik koşulları ile tarafların sosyal ve ekonomik durumları ve yaşam tarzları değerlendirilerek takdir edilmelidir. Günümüz koşullarında davalının aldığı nafaka miktarı ile, çalışarak elde ettiği asgari ücret miktarı toplamının, onu, yoksulluktan kurtaracak düzeyde olmadığı kabul edilmelidir.
Davacının zabıta araştırmasında tespit edilen aylık 900 TL. gelir durumu gözetilerek hüküm kurulmuş ise de; maaş durumu çalıştığı işyerinden sorulmamıştır. Maaşından başkaca geliri olup olmadığı da saptanmış değildir. O halde, mahkemece; öncelikle tarafların gelir durumları tam olarak saptanmalı, müşterek çocuğa davalının (annenin) baktığı da gözetilmeli; bundan sonra, yukarıda ilke ve esaslar çerçevesinde davalının yoksulluk durumu değerlendirilmelidir. Gerekirse, davacının; nafakanın kaldırılması istemi kabul edilmediğinde nafakanın indirilmesine ilişkin talebi de değerlendirilmeli, oluşacak sonuç dairesinde bir karar verilmelidir.
Yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 28.12.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy