(4721 S. K. m. 4, 186)
Dava ve Karar: Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Davacı vekili dilekçesi ile; tarafların 1965 yılından beri evli olduklarını, davalının bir başka kadınla anlaşarak müşterek haneyi terk ettiğini, müvekkili davacıya bakmadığını ve evlilik birliğinin üzerine yüklediği görevleri yapmadığını iddia ederek; aylık 300-TL. tedbir nafakasına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı eşin müvekkilini evden kovduğunu, davacının aldığı emekli maaşının davalı müvekkilinin maaşından yüksek olduğunu savunarak; davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; Davacının, emekli aylığı aldığı, sürekli ve düzenli gelirinin bulunduğu, ayrıca adına kayıtlı iki adet taşınmazının bulunduğu, bu taşınmazlardan birinde kendisinin oturduğu, diğerini ise bedelsiz olarak bir aileye kullanmaları için verdiği, bu nedenle davacının nafakaya ihtiyacı olmadığı; davalının ise kirada oturduğu, adına kayıtlı taşınmaz bulunmadığı, emekli aylığı dışında bir gelirinin olmadığı anlaşıldığından davacının davasının reddine karar vermek gerekmiştir, gerekçesiyle davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Davada; davalının evi terk etmesine dayalı tedbir nafakası istenilmektedir. Tedbir nafakasının niteliği ve yasal düzenleme gereği, davalı (koca) birliğin giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır (TMK.mad.186/son). Boşanma davası açılması veya kanunda öngörülen nedenlerle ayrı yaşama hakkı bulunan eşin; çalışıyor olması, maaşının veya malvarlığının bulunması, böylece ekonomik durumunun davalıdan daha iyi düzeyde olması tedbir nafakasına hükmedilmesine engel değildir. Halen evlilik birliği hukuken devam ettiğine göre, ayrı yaşamaya haksız olarak sebebiyet veren eş tedbiren nafaka vermekle yükümlüdür. Ancak, hükmedilecek nafakanın miktarının tayininde bu husus dikkate alınmak zorundadır. Böylece hakkaniyet ilkesine uygun bir nafaka tespit edilebilir (TMK. md.4).
Somut olayda, davacının ayrı yaşamada haklı olduğu kanıtlanmış olduğuna göre; hakkaniyet ölçüsünde nafakaya hükmedilmesi gerekmektedir. Mahkemece, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde istemin tümden reddi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 28.12.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy