(1086 S. K. m. 73) (7201 S. K. m. 10, 28) (Tebligat Tüzüğü m. 13, 46, 47) (YHGK 29.09.1999 T. 1999/1-609 E. 1999/744 K.)
Dava: Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Karar: Davacı vekili dilekçesinde; taraflar arasında görülen boşanma davasında, Almanya'da işçi olarak çalışmakta olan davacının gelir durumu gözetilerek davalı lehine aylık 500 Alman Markı yoksulluk nafakasına hükmedildiğini, halen Türkiye'de yaşayan ve SSK. dan almakta olduğu emekli aylığı ile geçimini sağlayan davacının; aylık gelirinin iki katından fazla olan nafakayı ödeme imkanının bulunmadığını belirterek nafakanın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı, yargılamaya katılmamıştır.
Mahkemece, halen Almanya'da ikamet eden ve bu ülke makamlarından sosyal yardım almakta olan davalının yoksulluğa düşmeyeceğinden bahisle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların yargılama gününden haberdar edilmesi ile mümkündür. Kişinin, hangi yargı merciinde duruşmasının bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğunu bilebilmesi, usulüne uygun olarak tebligat yapılması ile sağlanabilir. HUMK' un 73. maddesi hükmünde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala göre, mahkeme, tarafları dinlemeden, onları, iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez. Bu bakımdan davetin ve bunun yazılı şeklinin (davetiyenin) davadaki önemi büyüktür.
Asıl olan tarafların huzurunda yargılamanın yürütülmesi olmakla birlikte, hukuk mahkemelerinde, taraflar yargılamaya katılmasalar bile mutlaka duruşmadan haberdar edilmelidirler. Duruşmaya gelinmese dahi ilgilinin yokluğunda davaya devam edilip karar verilmesine usulün olanak tanıdığı hallerde, açıklanan biçimdeki uyarıyı taşıyan davetiyenin tebliğ edilmesinden ve yasaya uygun biçimde taraf teşkilinin tamamlanmasından sonra işin esasına girilmesi, deliller toplanarak bir sonuca ulaşılması gereklidir.
Değinilen işlemleri nedeniyle tebligat, bilgilendirme yanında, belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemidir. Bu nedenle tebliğ ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tüzüğü hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve Tüzüğün amacı, tebliğin muhatabına ulaşması, konusu ile ilgili olarak kişilerin bilgilendirilmesi ve bu hususun belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca, kanun ve tüzük hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur (HGK 29.09.1999 tarih ve 1999/1-609 E. 1999/744 K.).
Kural olarak tebligat, tebliğ yapılacak kişiye bilinen en son adresinde yapılır. (Teb .K. M.10) Tebliği alacak kişi bilinen en son adreste bulunmamışsa, tebliğ memuru bulunabileceği yeri araştırır. Bulamazsa durumu, mahalle, köy muhtarlıklarına doğruluğunu onaylatmak suretiyle tesbit eder. (Teb. K. M.28) Bu husus, tebliği çıkaran kuruluşa bildirilir.
İlgili kuruluş, tebligat alacak kişi memursa veya esnafsa adreslerini mensubu oldukları teşkilatlardan, avukatların adresini Barodan Adalet Bakanlığından, askerse askerlik Şubesinden, Savunma Bakanlığından sorarak öğrenmeye çalışır. (Teb. Tüzüğü M.13) Yapılan soruşturmaya rağmen ikametgahı, oturduğu yer veya iş yeri bulunamamış ise bu halde kişinin adresinin meçhul olduğu kabul edilerek (Teb. Tüzüğü M.46) ilanen tebliğe karar verilebilir. Ancak, belirtilen soruşturma biçimi sınırlayıcı değildir. Nitekim aynı maddenin ikinci fıkrasında bu durum açıklığa kavuşturulmuş, tebligatı çıkaran merciin lüzum görmesi halinde adres soruşturmasını özel kuruluşlardan, dairelerden de yapması gereği vurgulanmıştır. Belirtilen özel ve resmi kuruluşlar içinde adres tesbitinin yapılabileceği, Nüfus, Tapu İdareleri, Belediye gibi kuruluşlar da vardır.
Savunma hakkı ile sıkı sıkıya ilişkili olan adres araştırmasının zabıtaya yaptırılan bir inceleme ile sınırlı tutulmasının hakkın kısıtlanmasına yol açacağı kuşkusuzdur. O halde, adres araştırmasının geniş bir çerçeve içerisinde ele alınması, soruşturmanın çok yanlı ve özellikle kanuni karine ile tesbit edilen ikametgahta yapılması gerekir. Yapılan soruşturma ile adres tesbiti imkanı bulunmamışsa ilanen tebliğ zorunlu hale gelir.
İlan, uygun şekilde ulaşacağı umulan bir gazete ile yapılır. (Teb. Tuz. M.47/2) Ayrıca varsa tebliği çıkaran merciin, bulunduğu yerdeki yerel gazetelerden birine de ilan verilir. Bundan sonra tebliğ edilecek belgeler bir ay süre ile tebliği çıkaran merciin, herkesin kolayca görebileceği bir yerinde (mahkeme divanhanesinde) askıya çıkarılır.
İlanen tebligat en son başvurulacak bir çaredir. Belirtilen inceleme ve soruşturmayı kapsamayan adres araştırması ile yetinilerek, adresin meçhul olduğunun kabul edilmesi ve bunun sonucu olarak tebligatın ilanen yapılması savunma hakkını kısıtlayan önemli bir usul hatasıdır.
Somut olayda; bildirilen adresinde bulunamayan ve zabıta araştırması ile adresi tesbit edilemeyen davalıya, dava dilekçesi ilanen tebliğ edilmiştir.
Mahkemece; yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde araştırma ve işlem yapılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken davalının savunma hakkı kısıtlanarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 06.07.2009 tarihinde oybirliği ile, karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy