(818 S. K. m. 28, 31)
Dava: Dava dilekçesinde vasiyetname ve feragatnamelerin muvazaa nedeniyle iptali istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
YARGITAY KARARI
Karar:Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Davada, tarafların müşterek murisi olan .....’in sağlığında ikinci eşi olan davacıyla 02.08.1999 tarihinde, bir kısım taşınmazlar yönünden mirastan feragat sözleşmesi yaptığı, aynı tarihte .....’deki 4 numaralı daireyi de davacı eşine resmi olarak vasiyette bulunduğu, 02.06.2000 gününde ise davacı eşin miras hakkından feragat ettiği taşınmazları (kısmen) ilk eşinden olan davalı çocuklarına resmen vasiyet ettiği, nihayet 22.01.2003 tarihinde de hem eşine hem de çocuklarına yaptığı vasiyetlerden noter marifetiyle rücu ettiği, böylece murisin muvazaalı ve aldatmaya dayalı olarak yaptığı vasiyetnameler ve bu vasiyetnamelerden rücu ile, davacı ikinci eşin mirastan feragat sözleşmesinin iptali istenilmiş, mahkemece, miras bırakanın her zaman için koşulsuz olarak vasiyetnameden rücu edebileceği, vasiyetnamenin tek taraflı bir hukuki işlem olduğu oysa muvazaanın iki taraflı işlemlerde söz konusu olabileceği gerekçeleriyle vasiyetnamelerden rücu ile murisin çocukları lehine yaptığı vasiyetnamenin iptali isteminin reddine, davacının kendi lehine olan vasiyetnamenin iptali isteminin de (hukuki yararı bulunmadığı) esasen bu yönde bir talepte bulunamayacağı düşüncesiyle talebin reddine, mirastan feragat sözleşmesi yönünden ise, muarazanın varlığı yönünde yazılı delil bulunmadığı, böylece muvazaa iddiasının ispatlanamadığı belirtilerek iptal isteminin reddine; diğer taraftan sözleşme, vasiyetnameler ve rücu belgelerinin hile iddiasına dayalı talep yönünden ise, hilenin varlığı duyuma dayalı tanık beyanı dışında usulünce ispatlanamadığı gibi bu iddiaya dayalı iptal davasının bir yıllık hak düşürücü sürede açılmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre vasiyetnameler ve bu vasiyetnamelerden rücu belgesi yönünden davanın reddinde bir isabetsizlik görülmemiş; mirastan feragat sözleşmesi yönünden ise sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
Ancak, B.K.’nun 28. maddesine göre; diğer tarafın hilesiyle akit icrasına mecbur olan tarafın hatası esaslı olmasa bile, o akit ile ilzam olunamaz. Yine, aynı yasanın 31. maddesinde; hata veya hile ile haleldar olan yahut ikrahla yapılan akit sonucu işbu akitle sorumlu tutulamayan taraf, bu sözleşmeyi ifa etmeme yönündeki kararını diğer tarafa beyan yahut verdiği şeyi istirdat etmeksizin bir seneyi geçirir ise akde icazet vermiş sayılır. Bu mehil, hata veya hilenin anlaşıldığı ya da korkunun zail olduğu tarihten itibaren işlemeye başlar.
Somut olayda, tarafların kök murisi, 02.08.1999 günü Noterde, ikinci eşi olan davacıyla hem bir kısım taşınmazlar yönünden mirastan feragat sözleşmesi yapmış, hem de aynı gün yine kendisine ait (feragate konu edilmeyen) bir daireyi davacıya resmen vasiyette bulunmuştur. Hayatın olağan tecrübeleri ışığında, aynı gün hem mirastan feragat ve hem de feragat dışı dairenin ikinci eşe vasiyet yapılmasında davacının, vasiyete konu edilen dairenin kendisine verileceği inancı içinde (esasen murisin davacıda bu yönde oluşturduğu inanç ve güven çerçevesinde) bu yönde miras hakkından feragat ettiğinin kabulü gerekir. Bunun aksi ise; ikinci eş olan kadının hiçbir karşılık beklemeden taşınmazlara ilişkin tüm miras hakkından vazgeçmesidir ki bu, kadın yönünden içinde bulunduğu (sosyo-kültürel ve ekonomik) durum itibariyle kabul edilebilir bir düşünce ve yaklaşım değildir.
Kaldı ki, davacı tanığı her ne kadar gözleme dayalı olmasa bile somut olayın gerçekleşme biçimine uygun şekilde duyuma dayalı beyanında iddiayı doğrular nitelikte açıklamalarda bulunduğuna göre, hilenin varlığı usulünce kanıtlanmış olup, tanık beyanının salt duyuma dayalı olması nedeniyle kabul edilmemiş olması doğru görülmemiştir.
Diğer taraftan B.K.’nun 31. maddesinde ifade edilen hak düşürücü sürenin gerçekleşebilmesi için, hata ya da hilenin maruz kalan kimsenin bu hata ve hileyi öğrendiği, böylece akitten rücu imkânına kavuştuğu tarihten itibaren bir yıllık sürenin geçmiş olması gerekir.
Uyuşmazlık konusu mirastan feragat sözleşmesinin murisin hilesi ile gerçekleştiği olgusu murisin 2007 yılında vefatı sonrasında ortaya çıkmış olup, iş bu davada 2007 yılı içinde bir yıllık sürede açılmıştır. Murisin eşini taşınmazlara ilişkin miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla ve ona (4 numaralı) daireyi vasiyet ettiği inancı oluşturarak mirastan feragat, vasiyet ve vasiyetten rücu) hileli işlemi yaptığı ve bu hilenin murisin ölümünden önce davacı tarafından öğrenildiği yönünde iddia ve delil bulunmadığına göre hak düşürücü sürenin gerçekleştiği gerekçesiyle mirastan feragat sözleşmesinin iptali isteminin reddi bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 18.06.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)