(4721 S. K. m. 186, 197, 329)
Dava: Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yargıtay Kararı
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Dava dilekçesinde; davalı kocanın davacıya hakaret edip şiddet uyguladığı, bir süre sonra da evden kovduğu, davacının müşterek çocukla birlikte dede evine sığındığı, son derece mağdur oldukları ileri sürülerek, davacı eş ve müşterek çocuk lehine tedbir nafakasına hükmedilmesi istenilmiştir.
Mahkemece; çocuğun geçici velayeti davacı anneye verilerek lehine 350,00 YTL tedbir nafakasına hükmedilmiş, davacının kendisi yönünden talep ettiği nafakanın ise asgari ücretle bir fabrikada çalıştığından reddine karar verilmiştir. Hüküm davacı vekil tarafından temyiz edilmiştir.
TMK'nun 186/3.maddesinde; eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve mal varlıkları ile katılırlar, hükmü yer almıştır.
Aynı yasanın 197.maddesind de; ayrı yaşamada haklı olan eşin diğer eşten tedbir nafakası isteyebileceği düzenlenmiştir.
Somut olayda; davacı (kadın) ayrı yaşama hakkına dayalı olarak tedbir nafakası istemektedir. Tedbir nafakasının niteliği ve yasal düzenleme gereği, davalı (koca), birliğin giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Zira evlilik birliğinin korunması ve devamını sağlamak için eşlerin asgari ölçüde uyması gereken bazı yükümlülükler ve karşılamaları gerekli bazı ortak giderler mevcuttur. Bu giderlere örnek olarak, kira parası, yakıt parası, elektrik, telefon ve su parası gibi giderler gösterilebilir. giderlere katılmada ise ölçü eşlerin "güçleri" esas alınmalıdır. Davacı (kadın) nın geliri bulunması, emekli olması, gelirlerinin davalıyla denk olması, hatta davalının gelirinden daha fazla olsa bile, davalı (koca) yı ortak giderlere katılma yükümlüğünden büsbütün kurtarmaz, bu durum sadece nafaka miktarının takdirinde etkili olabilir. Keza, davacı (kadın) nın belirli ve sürekli bir gelirinin olması, ona, tedbir nafakası bağlanmasını engelleyici bir hal değildir.
Hakim, eşlerin birlikte yaşarken sürdürdükleri hayat seviyesini ayrı yaşamaları halinde de korumaları gerektiğini gözetmelidir.
Somut olayda; davalının açtığı boşanma davasının reddedildiği, davadan sonra tarafların bir araya gelmedikleri, davalının birlikte yaşamı yeniden tesis etmek için herhangi bir girişiminin olmadığı, dolayısıyla davacının ayrı yaşamakta haklı olduğu anlaşılmaktadır.
O halde; yukarıda açıklanan ilke ve esaslar gözetilerek az da olsa hakkaniyete uygun bir miktarda nafakaya hükmetmek gerekirken, istemin tümden reddi doğru değildir.
Kabule göre de; çocuk lehine hükmedilen tedbir nafakası TMK.nun 329. maddesine dayanmakta olup, küçüğe fiilen bakan davacının ayrı yaşadığı sürece devam edeceği düşünülmeksizin, nafakaya hükmün kesinleşeceği tarihle sınırlı olarak karar verilmiş olması isabetli değildir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince bozulmasına ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 14.09.2009 tarihinde oybirliği ile, karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy