(1086 S. K. m. 74) (4721 S. K. m. 757)
Dava: Dava dilekçesinde suya müdahalenin önlenmesi istenilmiştir. Mahkemece davanın davalı Mehmet yönünden reddi, davalı İsmail yönünden kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı İ. M. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Karar: Temyiz isteminin süresi içerisinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki tüm kağıtlar okunarak gereği düşünüldü.
Dava dilekçesinde; davacının ve davalı kardeşlerin murislerinden kalan arazilerini uzun yıllardır Karapınar Kaynağı ile suladıkları, davalıların sonradan yaptıkları kazı ve açtıkları kaptajdan davanın yararlandırılmadığı ve karapınar kaynağına da müdahale olduğu ileri sürülerek davalıların bu kaynaktan davacının istifadesini önlemesine dair müdahalenin önlenmesi talep ve dava edilmiştir. Davacı, keşifteki beyanı ile, davalarının, Karapınar Kaynağına yönelik davalı İ.'in müdahalesinin önlenmesi ve suyun kullanımının belirlenmesi olduğunu bildirmiştir.
Davalılardan İ.; dava konusu suyun genel su olmadığını, taşınmazından çıkan özel su olduğunu, kazı yaparak çıkardığını ve davacının hiçbir hakkı bulunmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın davalı M. yönünden reddi, davalı İ. yönünden kabulü ile, İ.'in ikinci kaptajı açmak suretiyle yaptığı müdahalenin önlenmesine, Karapınar Kaynağından çıkarak bilirkişi raporunda sarı renk ile gösterilen kaptajdan akan suyun (1. kaptajdan) eşit olarak haftanın tek günleri davacının, çift günlü günleri davalı İ.'in kullanmasına karar verilmiş, hüküm davalı İ. tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu sular, kazılarak çıkartılmış su olmakla yeraltı suları olarak genel su niteliğindedir.
Genel sulardan ise herkes, kadim ya da öncelikli kullanım hakları engellememek koşuluyla faydalı ihtiyacı oranında yararlanabilir.
Tarafların müştereken kullandıkları kaynaktan çok sonra davalı İ.'in yeni kazı yaptığı ve bu sebeple müşterek kullanılan Karapınar Kaynağındaki suyun olumsuz etkilendiği belirlenmiş olup, hükme esas alınan Jeoloji bilirkişi raporunda, dava konusu su yarmaları arasında 11 mt olduğu ve 1 mt kot farkı bulunduğu, davalının sonradan açtığı yarmanın, müşterek kullanılan suyu etkileyerek tamamen azaltıp damlama biçiminde olmasına neden olduğunu belirtilmektedir.
Bu durumda, sağlıklı bir çözüm için uzman bilirkişiler aracılığıyla yeniden keşif yapılması ve davalının kazısının kapatılması halinde, müşterek kullanılan suyun eski hale gelip gelmeyeceğinin kesin olarak saptanması gerekir. Eski halin iadesi mümkün olmuyorsa, davacının keşifteki beyanı ile davasını açıkladığı istemle bağlı kalınıp HUMK.74.md. gereğince talepten fazlaya hükmedilemeyeceğinden davanın reddi gerekir. Bu takdirde davacının TMK.757 md. gereğince tazminat isteme hakkı vardır. Eski hale dönüşü mümkün ise o zaman, bu etkilenme sonucu davacının kaynağında kalan su miktarının (yararlandığı başka sular varsa onların miktarı da tesbitle) öncelikli kullanım şekli itibarıyla ihtiyacına yetip yetmeyeceğinin usulünce ve kesin olarak belirlenmesi ve buna göre eğer kalan su ihtiyacını karşılıyorsa yine davanın reddine karar verilmesi gerekir. Aksi takdirde ise, anılan etkileme oranını aşmamak üzere davacının karşılanmayan ihtiyacı kadar suyun, davacının kaynağında kalmasını sağlayacak biçimde davalının kaynağından su alma düzeninin (miktar ve süre bakımından) ayarlanması icap eder.
O durumda belirlenen biçimde inceleme ve değerlendirmeler yapılarak sonuçlarına uygun bir karar verilmesi gerekirken bu yönlerden eksik inceleme ve değerlendirme ile talepten fazlaya hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı biçimde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istem halinde temyiz edene iadesine, 15.04.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy