(4721 S. K. m. 2) (6570 S. K. m. 16)
Dava: Dava dilekçesinde 5990 TL alacağın kanuni faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü, kısmen reddi cihetine gidilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içerisinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki tüm kağıtlar okunarak gereği düşünüldü:
Karar:Davacı vekili dilekçesinde, davacının kiracısı olan davalının taşınmazı tahliye ederken hasarlı olarak bıraktığını, ayrıca elektrik ve telefon fatura bedellerinin de davacı tarafından ödendiğini beyan ederek, toplam 5990 TL. tazminatın kanuni faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı savunmasında, taşınmazı kiralarken, 14 yıl önce 45 TL. depozit verdiğini, bu depozitin dava tarihindeki alım gücünün hesabı halinde, davacının zararını karşılayacağını beyan etmiştir.
Mahkemece, taraflar arasındaki kira sözleşmesinde, tahliye halinde verilen depozitin güncelleneceğine dair bir hükmün bulunmadığı, bu sebeple yalnızca depozit tutarı olan 45 TL.'nin mahsubu ile davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiştir.
Depozito sözleşme ile herhangi bir alacağa tahdidi olarak özgülenmediği takdirde kiralayanın sözleşmeden kaynaklanan her türlü alacağını temin için verilmiş sayılır.
Taraflar arasında imzalanmış bulunan kira sözleşmesinde ise, davacı mal sahibinin davalı kiracıdan o dönemdeki bir aylık kira karşılığı tutarı 45 TL. depozit aldığı belirtilmiş, depozitonun kira, genel apartman giderleri, telefon, elektrik gideri ve oluşacak hasarların güvencesi olduğu ve iadesine ait başka herhangi bir düzenleme yapılmadığı anlaşılmıştır.
Mevzuatımızda açık bir hüküm bulunmamakla birlikte, sözleşme serbestisi ilkesi gereğince, gerek öğretide, gerekse yargı kararlarında kira sözleşmelerinde yer alan depozitoya ait anlaşmaların kural olarak geçerli olduğu kabul edilmektedir. Depozitonun temel amacı ve tek fonksiyonu, kiralayanı güvence altına almaktır. Öte yandan, kiralayanın depozitodan bir ekonomik fayda sağlaması hem kira sözleşmesinin amacını aşar, hem de 6570 sayılı Yasanın 16. maddesindeki kira bedelinden fazla para alma yasağına aykırı bir davranış teşkil eder.
Kiralayanın depozitin değerini arttırma yükümlülüğü elbette yoktur. Ancak, mal sahibi kendisine güvence olarak bırakılan bu paranın enflasyon karşısında değerini kaybetmemesi için de gereken önlemleri alması da MK. m. 2'deki iyi niyet kurallarının bir gereğidir. Bu konuda en kolay yol, depozitonun ortalama faiz getiren bir banka hesabına yatırılmasıdır. Depozitodan elde edilen faiz geliri, depozitoya dahil olacaktır. Bununla teminatın değeri artacağı için, her iki tarafında menfaati korunmuş olacaktır. Kiracının kira ilişkisi sona erdiğinde, herhangi bir borcu yok ise, depozit olarak alınmış paranın iadesi gerekecektir.
Bu durum karşısında mahkemece yapılacak iş, yukarıdaki açıklamaların ışığı altında, öncelikle davacı kiralayanın kira sözleşmesinden kaynaklanan ve kiracının sorumluluğunda bulunan davaya konu ettiği alacağını saptadıktan sonra, davalının sözleşmenin başlangıcında vermiş bulunduğu depozitonun ortalama faiz getiren bir banka hesabına yatırması gereken tarihten itibaren hesaplanacak faizi ile bulunacak toplam miktarın indirilmesi ile doğacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı biçimde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı biçimde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince bozulmasına ve peşin alınan temyiz harcının istem halinde temyiz edene iadesine, 20.04.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy