(4721 S. K. m. 4, 330)
Dava: Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Karar: Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Davacı vekili dilekçesi ile; taraflar evli iken, Akçaabat Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2002/311 E. 104 K. sayılı ilamı ile boşandıklarını; davalı tarafından yapılan bir miktar ödeme nedeniyle velayeti davacı anneye verilen müşterek çocuk B. için nafaka talep edilmediğini, ancak geçen zaman içerisinde büyüyen müşterek çocuğun bakım giderleri ve eğitim ihtiyaçlarının artması nedeni ile nafaka talep etmenin zorunlu hale geldiğini ileri sürerek; aylık 350.-TL iştirak nafakasına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı, boşanma davasında davacıya 20.000.-TL verdiğini, bu ödeme nedeniyle davacının kendisi ve müşterek çocuk için bir talepte bulunmayacağını beyan ettiğini savunmuştur.
Mahkemece: boşanma davasında davalı tarafından yapılan toptan ödeme karşılığında davacı annenin iştirak nafakası talebinden vazgeçtiği, ayrıca işsiz olan davalının yardıma muhtaç olması nedeniyle nafaka ödeyecek durumda olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davada, boşanma sonucunda velayeti davacıya verilen müşterek çocuk için iştirak nafakasına hükmedilmesi istenilmektedir.
Akçaabat Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2002/311 E. 104 K. sayılı ilamı ile müşterek çocuğun velayeti davacı anneye verilmiş, bu davada baba tarafından yapılan toptan ödeme nedeniyle anne; müşterek çocuk için nafaka talep etmediğini beyan ettiğinden iştirak nafakasına hükmedilmemiştir.
Kural olarak iştirak nafakası, velayete ilişkin kararın kesinleşmesi ile hüküm ifade eder. Bu kural nedeniyle; boşanma sırasında henüz tahakkuk etmemiş olan iştirak nafakasından vazgeçilmiş olması; müşterek çocuğun hakkı olan nafakanın sonradan dava ile istenilmesine engel değildir.
Öte yandan, TMK.'nun 330/2 maddesinde de Nafaka her ay peşin olarak ödenir hükmüne yer verilmiştir. Anılan madde hükmü ile iştirak nafakasının irat biçiminde ödeneceği düzenlenmiştir. Gerçekten de fiziksel ve zihinsel gelişimi devam etmekte olan küçüğün ihtiyaçları buna paralel olarak sürekli olarak artmakta ve her an değişkenlik arz edebilmektedir. Bu durum nafakanın değişen şartlara göre artırılabilmesine olanak veren irat
biçiminde ödemeyi de zorunlu kılmaktadır.
Aynı kanunun 330/1. maddesine göre; nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşullan ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Bu olgu ve yukarıda açıklanan diğer hukuki olgular birlikte değerlendirildiğinde; boşanma sırasında müşterek çocuk için toptan ödeme yapılmış olması davalı babayı iştirak nafakası yükümlülüğünden kurtarmaz. Ancak, hükmedilecek nafakanın miktarını tayinde boşanma sırasında yapılan toptan ödeme dikkate alınmak zorundadır. Böylece hakkaniyet ilkesine uygun bir nafaka tespit edilebilir (TMK. Md. 4).
Şu halde mahkemece; nafaka alacaklısı çocuğun ihtiyaçları ile davalı babanın gelir durumu (davalının en az asgari ücret miktarında geliri olduğu varsayılarak) arasında dengeyi kurarak, hakkaniyete uygun bir nafaka takdir edilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile istemin tümüyle reddedilmiş olması doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla, yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 28.06.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy