MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : İmar kirliliğine neden olmak
HÜKÜM : Düşme
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Sanığın suça konu çatı katının 2001 yılında yapıldığını savunup soruşturma aşamasında dinlenen tanık Dursun Meydanın da 2001 yılında çatı katını kendisinin işçi olarak çalışarak yaptığını anlatması karşısında, bilirkişiden inşaatın yapım tarihine ilişkin teknik verilere dayalı olarak yeni bir rapor alınıp, tüm kanıtlar birlikte değerlendirilerek, imar kirliliğine neden olma suçunun öğelerinin oluşup oluşmadığının tartışılması ve, sonucuna göre sanık hakkında beraat kararı ya da TCK.nın 184/5. maddesi uyarınca düşme kararı verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Kabule göre de;
CMK.nun 325/1. maddesine göre, sanık cezaya ve güvenlik tedbirine mahkum edilmesi halinde yargılama giderlerini öder. Beraat eden veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen sanığa ise yargılama giderleri yükletilemez. Kural böyle olmakla birlikte, CMK.nun 327/1.maddesi uyarınca, beraat eden veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen sanık, kendi kusuruyla yargılama giderlerine yol açmış ise, bu giderlerin ona yükletilmesi gerekir. Anılan maddenin gerekçesine göre, hakkında kamu davası açılan sanık savsama veya kusuru veya bilirkişi veya tanıkların dinleneceği ya da yüzleştirileceği oturuma katılmaması nedeniyle, işlemlerin yenilenmesine yol açmış veya kendisini suçlaması gibi nedenlerden dolayı hakkında davanın açılmasına sebebiyet vermiş ise, yapılan giderlerden sorumlu tutulur.
Söz konusu maddenin gerekçesinde belirtilen davanın açılmasına sebebiyet verme halleri sınırlı biçimde belirtilmiş değildir. "Gibi" sözcüğüne yer verilmekle, sanığın "kendisini suçlaması" dışında, başka davranışlarıyla da davanın açılmasına sebebiyet verebileceği kabul edilmiş olmaktadır.
Somut olayımızda sanığın, ruhsata aykırı olarak ilave inşaat yapması nedeniyle imar kirliliği suçundan hakkında dava açıldıktan sonra, yargılama sırasında imar planına ve ruhsata uygun hale getirdiği kabul edilmiş ve yerel mahkemenin ise, TCY.nın 184.maddesinin 5.fıkrasında öngörülen etkin pişmanlık hükümleri uyarınca davayı düşürdüğü görülmektedir. Bu hususta bir isabetsizlik olmayabilir. Ancak yerel mahkemenin, katılan yararına vekalet ücreti tayin etmemesi yasaya aykırıdır.
Yerel mahkeme sanığın ikrar ve savunmasıyla bağlı değildir. Gerçeği araştırması ve savunmaya karşın suçun oluşmadığı sonucuna ulaşması halinde beraat kararı vermelidir. Bu takdirde elbette sanığa yargılama gideri yükletilemez. Ancak yerel mahkeme imar kirliliği eyleminin kanıtlandığını ve suçun işlendiğini kabul ederek, fakat sanığın pişman olup kirliliği ortadan kaldırması nedeniyle davanın düşürülmesine karar vermiştir. Artık burada sanığın, şikayetten vazgeçme, uzlaşma veya zamanaşımı nedeniyle düşmelerde söz konusu olan masumiyet karinesinden faydalanması olanaksızdır. Mahkemeye göre sanığın suçu sabittir ve karar da mahkumiyet kararı niteliğindedir.
Bu nedenle mahkumiyette olduğu gibi, kendisine doğrudan yargılama giderleri yükletilmelidir. En azından sanık, hakkında dava açılmadan önce binayı yıktırmamakla, davanın açılmasına, katılanın vekil atayıp ona ücret ödemesine ve vekilin de emek sarfetmesine yol açması nedeniyle kusurludur. Kusuru öngören CMK.nun 327/1. maddesinde düşme kararlarını kapsamadığı ileri sürülmekte ise de, etkin pişmanlık hallerinde CMK.nun 223/4-a maddesinde kural olarak ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi öngörülmüşken, ayrık olarak TCK.nun 184/5. maddesinde davanın düşürülmesinden söz edilmiş ise de, özünde sanık cezadan bağışık tutulmuş bulunmaktadır. Kaldı ki ceza muhakemesi hukukunda kıyas geçerlidir ve genişletici yorum da mümkündür. Beraat halinde dahi, sanığa kusurlu hareketlerinden doğan yargılama giderleri ödetiliyorsa, hakkında etkin pişmanlığı nedeniyle düşme karan verilen sanığa ödetilmesinden doğal bir şey olamaz.
Vekalet ücretinin yargılama gideri olduğu kadar aynı zamanda kişisel bir hak olduğunu, kamu hizmeti yapan avukatın geçimini bu yolla temin ettiğini unutmamak gerekir. Sorun cezai değil hukukidir. Bu nedenle kıyas ve yorum yasağı sözkonusu olamaz. HUMK.'un 94/2. maddesinde paralel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Davadan feragat veya davayı kabul eden taraf, dava açılmasına sebebiyet vermesi nedeniyle, mahkum olmuş gibi yargılama giderlerini ödemektedir. Örneğin; davalı SSK, dava devam ederken davacıya maaş bağlamış ya da kiracı kira bedelini ödemiş olması nedenleriyle davalar konusuz kalmış olsa bile. davalının davacıya yargılama giderlerini ödemesi öngörülmektedir. Hukuk dairelerinde bu hususlarda bir duraksama yoktur. Kaldıki; TCY.nın 74/2-3. madde ve fıkrasında da kamu davasının veya cezanın düşmesinin, şahsi haklan, uğranılan zararların tazminini ve yargılama gederlerini etkilemeyeceği açıkça belirtilmiştir.
Bu durum karşısında; katılan vekilinin duruşmalara girmesi ve davayı takip etmesi karşısında Katılan Kurum yararına vekalet ücreti yerine dilekçe yazma ücretine hükmolunması
Bozmayı gerektirmiş ve katılan Çeşme Belediye Başkanlığı vekilinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye aykırı olarak HÜKMÜN, BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 28/06/2011 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY: CMK 223/8. maddede; "Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ....hallerinde (davanın düşmesine karar verilir" denilmiş ve TCK 184/5. madde uyarınca ruhsata aykırılığı giderme dolayısıyla düşme kararı verilmiştir. TCK 184/5. maddedeki hukuksal kurumun niteliği etkin pişmanlık olsa dahi, kanun koyucu bu madde bakımından genel kuraldan ayrılmış, verilecek kararın niteliğinin DÜŞME olduğunu kabul etmiştir.
Ceza davalarında yargılama gideri CMK 324 vd. maddelerinde düzenlenmiş ve aynı maddenin ilk fıkrasında tarife gereği ödenmesi gereken avukatlık ücreti de yargılama gideri olarak kabul edilmiştir. Kanunun genel nitelikli 325. maddesindeki düzenlemeye göre yargılama giderleri (ve vekalet ücretine) cezaya veya güvenlik tedbirine mahkumiyet halinde hükmedilebilir. Bu temel kuralın istisnaları, bağlantılı davalar bakımından 326, karşılıklı hakaret ve iftira suçları yönünden 328 ve 329. maddelerde açıklanmıştır. Kanunda ayrıca, 327/1. madde ile beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verildiği hallerde kural olarak sanığın yargılama giderine mahkum edilemeyeceği, ancak ilgili giderin kendi kusurundan ileri gelmesi durumunda bu giderin yükletilebileceği hükme bağlanmıştır.
Dairemiz sayın çoğunluğunca, sanığın ruhsatsız yaptığı çatı katını yargılama sırasında yıkarak binayı ruhsata uygun hale getirmesi şeklindeki davranışı dolayısıyla kusuru bulunduğu gerekçesiyle ve yorum yoluyla CMK 327/1. maddeye dayalı olarak mahkemece verilen düşme kararında sanık aleyhine, katılan yararına vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği kabul edilmiştir.
İncelenen dosyada binasının üzerine ruhsatsız olarak çatı katı yapması nedeniyle TCY.nın 184/1. maddesi uyarınca açılan davanın yargılanması sırasında, sanığın çatı katını yıkmak suretiyle ruhsata uygun hale getirdiği, mahkemece aynı maddenin 5. fıkrası ile CMK 223/8. madde uyarınca DÜŞME kararı verildiği; katılan Çeşme Belediye Başkanlığı vekilinin vekalet ücretine hükmedilmediği gerekçesine dayalı temyiz isteği üzerine Dairemizce yapılan incelemede özetle; ruhsatsız katı yargılama sırasında yıkarak kusurlu davranışıyla katılanın vekil tutmasına neden olduğu ve CMK 327/1. maddenin kıyasen uygulanması gerekçesiyle katılan idare yararına vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine karar verilmiştir.
Sayın çoğunluğun açıklanan bu kabulünün, aşağıdaki gerekçelerle kanuna aykırı bulunduğu düşünülmektedir:
1 - Kıyas yapma olanağı bulunmadığı halde kıyasla şahsi hak tesis edilmesi: Kıyas, kanun koyucunun düzenlemediği bir alanda, başka bir deyişle kural boşluğu olan bir konuda yeni bir kural yaratmaktır. Maddi ceza hukukunda kesin bir kıyas yasağı bulunmaktayken, ceza muhakemesi hukukunda kıyasa izin verilmektedir. Doktrinde ceza muhakemesindeki kıyasla ilgili olarak iki halde kıyas yasağının bulunduğu kabul edilmektedir. Bunlardan birincisi hak ve özgürlükleri sınırlayıcı hukuk kuralının, hukuk normu boşluklarını doldurmak üzere kullanılamayacağına ilişkindir. İkinci kıyas yasağı, istisnai vasıftaki hükümlerin kıyas yoluyla genişletilememesidir. Ceza muhakemesi hukukunda kıyas yalnızca genel nitelikli normlar bakımından söz konusu olabilir. Kanunda bir konunun istisnaen düzenlendiği haller kıyasla genişletilemez. (Bu açıklamalar için bkz; Prof.Dr. Nur Centel - Doç. Dr. Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 7. Bası, İstanbul 2010. s. 49; Prof. Dr. Bahri Öztürk- Doç.Dr. M.Ruhan Erdem, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku. 12. Bası, s. 71; Prof. Dr. Cumhur Şahin, Ceza Muhakemesi Hukuku, I. Ankara 2007, s. 43; Prof. Dr. Veli Özer Özbek vd., Ceza Muhakemesi Hukuku, 2. B. Ankara 2011, s. 99; Prof. Dr. Yener Ünver-Prof. Dr. Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, 4.B. Ankara 2011, s. 27). Görüldüğü ve doktrinde fikir birliği içinde izah edildiği üzere, istisnai normlar yalnızca konulduğu durumlar için geçerli olduğundan, bunların kıyasen kullanılması olanaklı değildir. Bu anlamda yargılama giderleri ile ilgili genel hükümler CMK'nın 324 ve 325. maddelerinde düzenlenmiştir. Bunlardan sonra yer alan 326 ila 330. maddelerindeki hükümler ve bu arada anılan 327. maddenin de istisnai bir hüküm olması karşısında, kıyas yoluyla kullanılması düşünülemez.
Açıklanan nedenlerle, gerek CMK'nın yukarıda sayılan maddeleri ve gerekse Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin ceza davalarındaki vekalet ücretiyle ilgili bölümündeki düzenlemelerde açıkça yer verilmeyen, başka bir anlatımla kanun koyucunun (düşme kararlarına CMK'nın 327. maddesinde yer verilmemesine yönelik olarak) açıklığa kavuşmuş iradesine karşın (hakkaniyet kavramı ve HUMK'nun ilgili hükümlerinden bahisle) kıyas yoluyla ŞAHSİ HAK tesisine karar verilmesi kanuna aykırıdır.
2- Sanığa var olmayan kusurun yükletilmesi: Suç işlenmesi, bir ceza davasının ön koşuludur. Sanık suç işlediği şüphesiyle soruşturulmakta ve yargılanmaktadır. Kişinin salt suç işlemesi, yargılama gideri bakımından kusur olarak değerlendirilemez. Aynı şekilde, failin daha önce veya sonra etkin pişmanlıkta bulunması da onun kusurlu davranışı olarak görülemez. Diğer taraftan etkin pişmanlık hali de her durumda eylemin suç olduğunu kanıtlamaz. Bu nedenle 184/5. madde gereği verilen düşme kararı bir mahkumiyet kararı olarak da düşünülemez. Dolayısıyla, mahkemece verilen karar DÜŞME kararı olmasına karşın, sayın çoğunluk gibi bir an için ceza verilmesine yer olmadığı kararı vasfında olduğu kabul edilse dahi; CMK 327/1. madde hükmündeki "kendi kusurundan ileri gelen giderler" koşulunun gerçekleştiği ileri sürülemeyecektir.
Nitekim madde gerekçesi okunduğunda, "kendi kusuru" kavramıyla ilgili olarak verilen (sanığın bilirkişi veya tanıkların dinleneceği duruşmaya katılmaması ve işlemlerin yenilenmesinin gerekmesi gibi) örneklerin, soruşturma veya yargılama sürecinde meydana gelen ve sanığın bu süreçteki kusurlu davranışlarından ibaret bulunduğu görülecektir. Elbette bu örnekler çoğaltılabilir, ancak hiçbir şekilde failin salt suçu işlemiş olması veya daha önceki bir tarihte etkin pişmanlıkta bulunmamış olması kusur olarak yükletilemez.
Açıkladığımız gerekçelerle, TCK 184/5. madde uyarınca düşme kararı verildiğinde katılan yararına vekalet ücretine hükmedilemeyeceği görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun verilen düşme kararı dolayısıyla, katılan idare lehine ve sanık aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesi yolundaki kararına iştirak edememekteyiz. 28.06.2011
Full & Egal Universal Law Academy