4. Ceza Dairesi 2010/13771 E., 2010/11870 K.
"İçtihat Metni"
Görevi kötüye kullanmak suçundan şüpheli Ahmet hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02.01.2010 tarihli ve 2009/23742 soruşturma, 2010/18 esas, 2010/6 sayılı iddianamenin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 170. maddesine uygun bulunmadığından bahisle aynı Kanunun 174. maddesi gereğince iadesine dair Diyarbakır 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 11.01.2010 tarihli ve 2010/5 sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin Diyarbakır 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 22.02.2010 tarihli ve 2010/24 değişik iş sayılı kararının Adalet Bakanlığınca 18.04.2010 gün ve 24949 sayılı yazı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.05.2010 gün ve 107544 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:
Tebliğnamede "Diyarbakır 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 11.01.2010 tarihli ve 2010/5 sayılı kararındaki hâkim imza noksanlığının mahallinde giderilebilir eksiklik olduğu gözetilerek yapılan incelemede;
Dosya kapsamına göre, Diyarbakır 2. Sulh Ceza Mahkemesince kamu görevlisi olduğu belirtilen sanığın görevini ihmal ettiğinden bahsedilerek 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 257/2. maddesi uyarınca cezalandırılması talep edildiğine göre 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun gereği soruşturma izni alınmaması iddianamenin iadesi sebebi olarak gösterilmiş ise de, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 170/3. maddesinde iddianamede nelerin gösterileceği, aynı Kanunun 174/1. maddesinde ise iddianamenin hangi hallerde iadesine karar verileceğinin belirtildiği, 5271 sayılı Kanunun 170/2. maddesinde yer alan "Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler." hükmü uyarınca Cumhuriyet savcısının dava açmasının zorunlu olduğu ve bu durumda mahkemece, iddianamede gösterilen olaylarla ilgili olarak ibraz edilen deliller ve yargılama sırasında ibraz edilebilecek diğer deliller birlikte değerlendirilerek yargılama sonucuna göre bir karar verileceği, şüphelinin PTT Genel Müdürlüğü çalışanı olup, 399 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi olduğu, suç soruşturmasının genel hükümlere tabi olduğu dikkate alınarak, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir" denilmektedir.
Gereği görüşüldü;
5271 sayılı Ceza Yargılama Yasasının 174/1. maddesinde iade nedenleri gösterilmiştir;
"Mahkeme tarafından, iddianamenin ve soruşturma evrakının verildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde soruşturma evresine ilişkin bütün belgeler incelendikten sonra, eksik veya hatalı noktalar belirtilmek suretiyle;
a) 170'inci maddeye aykırı olarak düzenlenen,
b) Suçun sübutuna etki edeceği mutlak sayılan mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen,
c) Önödemeye veya uzlaşmaya tabi olduğu soruşturma dosyasından açıkça anlaşılan işlerde önödeme veya uzlaşma usulü uygulanmaksızın düzenlenen, iddianamenin Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verilir"
Aynı Yasanın 170/3, 4. maddesinde; "Görevli ve yetkili mahkemeye hitaben düzenlenen iddianamede;
a) Şüphelinin kimliği
b) Müdafii,
c) Maktul, mağdur veya suçtan zarar görenin kimliği,
d) Mağdurun veya suçtan zarar görenin vekili veya kanuni temsilcisi,
e) Açıklanmasında sakınca bulunmaması halinde ihbarda bulunan kişinin kimliği,
f) Şikayette bulunan kişinin kimliği,
g) Şikayetin yapıldığı tarih,
h) Yüklenen suç ve uygulanması gereken kanun maddeleri,
i) Yüklenen suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi,
j) Suçun delilleri,
k) Şüphelinin tutuklu olup olmadığı; tutuklanmış ise, gözaltına alma ve tutuklama tarihleri ile bunların süreleri, gösterilir.
4) İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle iliş-kilendirilerek açıklanır."
Hükümleri yer almaktadır.
Yasada açıkça belirtilmemekle birlikte, soruşturma ve kovuşturma şartı niteliğinde bulunması nedeniyle, 4483 sayılı Yasa uyarınca izin alınmamasının da iddianamenin iadesi nedeni olarak kabul edilmesi CYY.nın açıklanan düzenlemeleri karşısında bir zorunluluktur. Ancak, incelenen dosyadaki hukuki sorunun çözümlenebilmesi için öncelikle, şüpheli hakkında 4483 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı konusunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Somut olayda, Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianame ile; Diyarbakır ili PTT Baş Müdürlüğünde kadrolu ring şoförü olan sanık hakkında; 19.03.2009 günü il içerisinde para nakliyle ilgili göreve çıkarken güvenlik görevlisi almayarak, suç tarihinde meydana gelen gasp olayı nedeniyle görevini ihmal ettiği iddiasıyla yargılanarak TCY.nın 257/2. maddesi uyarınca cezalandırılmasının istenildiği, Diyarbakır 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 11.01.2010 tarihli ve 5 sayılı iddianame değerlendirme kararında ise; şüphelinin kamu görevlisi gibi cezalandırılmasının gerekmesi nedeniyle 4483 sayılı Yasa gereği soruşturma izni alınmadığı gerekçesiyle iddianamenin iadesine karar verildiği, C. Savcısının itirazı üzerine konuyu inceleyen merci Diyarbakır 3. Asliye Ceza Mahkemesinin de, şüphelinin Tebligat Yasasının 52. maddesi uyarınca 'memur' gibi cezalandırılması gerektiğinden 4483 sayılı Yasa gereğince izne tabi olduğu ve Sulh Ceza Mahkemesi kararının kanuna uygun bulunduğu gerekçeleriyle itirazın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Merci mahkemenin gerekçesindeki görüşün aksine, şüpheliye yükletilen eylemin Tebligat Yasasından kaynaklanan bir görevle ilgisinin bulunmaması nedeniyle konunun PTT mevzuatı çerçevesinde ele alınması gerekmektedir. Diğer yandan, tebligat görevinden kaynaklansa dahi, posta görevlisinin Tebligat Yasasından doğan görevi sırasındaki eylemleri dolayısıyla soruşturma ve kovuşturma yapılması genel hükümlere tabi olup, hakkında 4483 sayılı Yasa hükümleri uygulanamamaktadır.
Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü 5584 sayılı Posta Kanunu ile 233 ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler kapsamında faaliyet gösteren Kamu İktisadi Teşebbüsüdür. Yürürlükten kalkan 765 sayılı TCY.nın 279/1. maddesi kapsamında "memur' sayılmadığı için 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin İl/b maddesindeki özel hüküm uyarınca KİT personelinin görevinden doğan suçlarından dolayı kamu görevlisi gibi cezalandırılması gerekmekte ise de, bu hüküm ilgili personelin 4483 sayılı Yasaya tabi olmasını sağlamamakta, görevleri nedeniyle işledikleri suçlardan dolayı soruşturma hakkında 5271 sayılı CYY hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
Diğer yandan, Dairemizin 05.12.2006 tarih ve 2081/17292 sayılı kararında da açıklandığı gibi, 5237 sayılı TCY.nın 6/1-c ve 5. maddeleri uyarınca, kamusal faaliyetin yürütülmesine kamu hukuku usulünce katılması dolayısıyla KİT rejimine tabi bulunan PTT personeli kamu görevlisi olarak kabul edilmelidir. Ancak, bir kişinin maddi ceza hukuku bakımından kamu görevlisi sayılması ile, usul hukuku yönünden özel soruşturma ve kovuşturma yöntemine tabi bulunması farklı konulardır. Nitekim, 5237 sayılı TCK 6/1-c maddesinde kamu görevlisi kavramı tanımlanmış ve 'memur' terimine nazaran "kamusal faaliyetin yürütülüşüne (idarenin yürüttüğü kamu hizmetine) katılma" ölçütü kabul edilerek kapsamı genişletilmiş ise de, bir usul hukuku kurumu olan 4483 sayılı Yasadaki izin sistemine tabi bulunulması bakımından, anılan yasada bir değişiklik yapılmamıştır.
Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki 4483 sayılı Yasanın 2/1. maddesi şöyledir;
"Bu kanun, devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürüttükleri kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa eden memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlar hakkında uygulanır."
Dikkat edilecek olursa 4483 sayılı Yasanın sözü edilen 2/1. madde hükümleri, Anayasanın 28/1. maddesinden aynen alınmış, fakat yalnızca Anayasa hükmündeki 'kamu iktisadi teşebbüsleri' sözcükleri bilinçli olarak kapsam dışında tutulmuştur. Ayrıca TCK 6/1-c maddesinde yer alan kamu görevlisiyle ilgili tanımdan farklı olarak, 4483 sayılı Yasanın 2/1. maddesindeki düzenlemede 'asli ve sürekli görevleri ifa etme' ölçütü de kabul edilmiştir. Nitekim Yargıtay'ın istikrarlı içtihatlarına göre 4483 sayılı Yasanın geçmiş dönemdeki uygulamasında da, yürürlükten kaldırılan 765 sayılı TCY.nın 270/1. maddesi kapsamındaki dar anlamdaki 'memur' tanımına uyar biçimde asli ve sürekli görev yapmadığı kabul edilen kamu personeli (hizmetli, odacı, şoför, aşçı, marangoz, vb.) ile KİT personeli hakkında 4483 sayılı Yasa hükümleri uygulanmamıştır. Buna karşın yasal istisna dolayısıyla 399 sayılı KHK'nın (4483 sayılı Yasanın 17. maddesiyle değişik) İl/d maddesi uyarınca Kamu İktisadi Kuruluşlarının yönetim kurulu üyeleri ile genel müdürleri hakkında 4483 sayılı Yasa hükümleri uygulanmaktadır.
Açıklanan yasal gerekler karşısında, 4483 sayılı Yasada kapsamı genişleten bir düzenlenme yapılmadığı sürece, önceden olduğu gibi yönetim kurulu üyeleri ve genel müdürler haricinde KİT ve PTT görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı yapılacak soruşturma ve kovuşturmalar hakkında 4483 sayılı Yasa hükümleri uygulanamayacağı gözetilmeden, merciin itirazın kabulü yerine reddine karar vermiş bulunması yasaya aykırı bulunduğundan, 5271 sayılı CYY.nın 309/4-a maddesi uyarınca merci Diyarbakır 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 22.02.2010 tarih ve 24 değişik iş sayılı kararının (YASA YARARINA BOZULMASINA), bozma doğrultusunda yeniden karar verilmek üzere müteakip işlemlerin merciince yerine getirilmesine, 16.06.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.