Hakaret suçundan sanık ... Ünlünün, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125/1, 43/1, 62/1. maddeleri uyarınca 5 gün adlî para cezası ile cezalandırılmasına, cezasının anılan Kanun'un 52/2. maddesi gereğince 100,00 yeni Türk lirası adlî para cezasına çevrilmesine, 5728 sayılı Kanun'un 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesine 5560 sayılı Kanun'un 23. maddesi ile eklenen 5. fıkranın şartlarının oluşmaması nedeniyle sanık lehinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına dair Üsküdar 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 12/11/2008 tarihli ve 2005/903 esas, 2008/1805 sayılı kararının Adalet Bakanlığınca 17.06.2009 gün ve 32044 sayılı yazı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.06.2009 gün ve 161037 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:
Tebliğnamede “Dosya kapsamına göre;
1) Suç tarihinin 07/02/2005 olduğu nazara alındığında, 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 7/2. maddesinde yer alan "Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur." şeklindeki düzenleme ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 9/3. maddesindeki "Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir" şeklindeki düzenlemeler ve Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 03/04/2008 tarihli ve 2007/7257 esas, 2008/2402 sayılı ilâmında da 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun olayla ilgili bütün hükümlerinin Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde uygulanması, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması, lehe olan hükmün belirlenmesi ve uygulamanın ona göre yapılması gerektiğinin belirtildiği göz önüne alınmaksızın, 765 sayılı Türk Ceza Kanununa göre karşılaştırma yapılmadan,
2) Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19/02/2008 tarihli ve 2006/6 YD-346 esas, 2008/25 sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, herhangi bir zararın doğmadığı veya zarar doğurmaya elverişli bulunmayan suçlar yönünden 5271 sayılı Kanun'un 231/6-c maddesinde yer alan koşulun aranmayacağı cihetle, sanığa atılı suçun işlenmesiyle somut bir zararın oluşmadığı gözetilmeden,
Yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir” denilmektedir.
Gereği görüşüldü;
5271 sayılı Ceza Yargılama Yasasının 253/1 maddesinde "Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur: a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar..." 5237 sayılı T.Ceza Yasasının 131/1 maddesinde ise "Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hariç; hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması, mağdurun şikayetine bağlıdır."hükümleri yer almaktadır.
İncelenen somut olayda, sanık hakkında kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçundan kamu davası açıldığı ancak mahkemece suçun niteliğinin değiştiği, eylemin soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı basit hakaret suçunu oluşturduğu kabul edilerek, 5271 sayılı Ceza Yargılama Yasasının 253. maddesinde öngörülen yönteme uygun biçimde sanık ve katılan arasında uzlaştırma işlemi yapılmadan mahkumiyet hükmü kurulduğu anlaşılmaktadır. Uzlaştırma öncelikle uygulanması gereken bir yargılama işlemidir. Çünkü taraflar uzlaştığında açılan kamu davasının düşmesine karar verilecektir. Bu işlemin başarısızlıkla sonuçlanması durumunda yargılamaya devam edilerek esas hakkında bir karar verilmesi gerekecektir. Yargıtay incelemesi sırasında saptanan yeni hukuka aykırılık nedeni, yasa yararına bozmaya konu yapılmadığından belirtilen yasa yolunun niteliği gereği resen giderilemeyecektir. Y.C.G.K.'nun 17.7.2007 gün ve 2007/145-172 sayılı, 27.3.2007 gün ve 2007/73-76 sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere hükümdeki diğer yasaya aykırılıklar giderilmeden, uyuşmazlık konusunda karar verilmesi halinde, hukuka aykırılıkları giderme ve ülkede uygulama birliğini hukuka uygunlukla sağlama amacına hizmet için öngörülen "yasa yararına bozma" kurumu bünyesinde hukuka aykırılık taşıyan hükümleri onaylama sonucunu doğuracaktır. Yasa yararına bozma konusunun bu aşamada sonuçlandırılması yapılan açıklamalar ışığında olanaklı bulunmayıp Adalet Bakanlığının durumdan haberdar edilerek saptanan yeni hukuka aykırılık açısından yasa yararına bozma yasa yoluna başvurusunun sağlanması gerekmektedir.
Yukarıda belirtilen nedenlerle;
1) Yasa yararına bozma isteği hakkında bu aşamada bir KARAR VERMEYE YER OLMADIĞINA,
2) Hükümde saptanan yeni hukuka aykırılık nedeni açısından yasa yararına bozma yoluna başvurulup başvurulmayacağının takdiri için dosyanın, Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE, 05.05.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy