Yedieminlik görevini kötüye kullanmak suçundan sanık ...'nun, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 276/1, 72, 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun'un 4. maddeleri gereğince 1.153,00 yeni Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına dair Denizli 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 21/05/2009 tarihli ve 2009/80 esas, 2009/440 sayılı kararının Adalet Bakanlığınca 23.02.2011 gün ve 10802 sayılı yazı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.04.2011 gün ve 118312 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:
Tebliğnamede “Dosya kapsamına göre, sanığın üzerine atılı eylemin, fiilin işlendiği tarih olan 14/08/2003 tarihinde yürürlükte bulunan ve sanık lehine olan 2004 sayılı İcra ve iflas Kanunu'nun 336/a maddesinde yer alan "Bu Kanun uyarınca, muhafaza edilmek üzere kendisine rehin, haciz veya diğer herhangi bir sebeple teslim olunan mallan icra dairesinin talebine rağmen yedi gün içinde icra dairesine teslim etmeyen kimse, alacaklının şikayeti üzerine icra mahkemesince iki aydan altı aya kadar hafif hapisle cezalandırılır." şeklindeki düzenleme kapsamında kalması ve fiil tarihi ile karar tarihi arasında 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/5 ve 104. maddelerinde öngörülen dava zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir” denilmektedir.
Gereği görüşüldü;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309.maddesinin 1.fıkrasında "Hakim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtay'ca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir." hükmü yer almaktadır. Belirtilen maddede düzenlenen olağanüstü yasa yoluna başvurunun ilk koşulu hakim veya mahkeme tarafından verilen karar veya hükmün kesinleşmiş olmasıdır. Henüz kesinleşmemiş karar veya hükümler için bu yasa yoluna başvurulamaz.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.9.2007 tarih ve 2007/162-177 sayılı kararında ".......Karar ve hükümlerde yer alan yasa yolu açıklamalarının, bu yola başvuru hakkı olan kişilere tam bir açıklıkla ifade edilmesi ve yanılgılara sebebiyet verilmemesi yasal zorunluluktur. Anayasanın 4709 sayılı Yasanın 16. maddesi ile 03.10.2001 tarihinde değiştirilen 40.maddesinin 2. fıkrasındaki; "devlet işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır." 5271 sayılı C.Y.Y.'nın 232. maddesinin 6. fıkrasındaki; "hüküm fıkrasında kanun yollarına başvurma ve tazminat istemi olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir. 5271 sayılı C.Y.Y.'nın "eski hale getirme" başlıklı 40. maddesinin 2. fıkrasındaki; "kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemesi halinde de kişi kusursuz sayılır." hükmü birlikte değerlendirildiğinde, Yasa koyucunun, hak sahibi olanlar yönünden yasa yolunun mercii, biçimi ve süresi bakımından hükmün yeterli olması ve keza her türlü yanıltıcı ifadeden uzak bulunması keyfiyetini önemsediği ortaya çıkmaktadır Yapılacak işlem; yasa yolu açıklamasını, her türlü kuşkuyu kaldıracak ifadeyle sanığa duyuran yasa yolu mercii, süresi ve yöntemini tam bir netlikle ifade eden yeni bir bildirimin, yöntemine uygun meşruhatlı tebligatla gerçekleştirilmesinin sağlanması, gerekmektedir." denilerek yasa yoluna başvuru hakkının kullanılabilmesini sağlayacak tebligatın içeriği ve yöntemi açıklığa kavuşturulmuştur.
İncelenen somut olayda, mahkemece muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan verilen mahkumiyet kararının, cezanın tür ve miktarına göre kesin nitelikte olduğu belirtilerek hüküm fıkrasında başvurulacak yasa yolunun gösterilmemesi yanıltıcı bildirim niteliğindedir. Oysa sanığa verilen 3 ay hapis cezası 647 sayılı Yasanın 4. maddesi gereğince paraya çevrilmiştir. Y.C.G.K.'nun 13.12.2005 tarih ve 2005/134-163 sayılı kararında da belirtildiği üzere anılan yasa maddesinin 4. fıkrası uyarınca bu hükme karşı temyiz yasa yolu açıktır. Bu aşamada muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan kurulan hükmün yasa yararına bozma yoluyla incelenmesi olanaklı değildir. Yasal düzenlemeler ve Y.C.G.K.'nun içtihatları birlikte değerlendirildiğinde, hükmü temyiz hakkı olup son oturumda hazır bulunmayan sanık ve katılan vekiline, mahkumiyet kararına karşı başvurabilecekleri yasa yolunun şekli, türü, süresi ve sürenin ne zaman başlayacağını açıkça belirten yeni bir tebligat çıkarılarak, sanık ve katılan vekilinin, yasa yoluna başvuru haklarını kullanmalarına olanak sağlanması gerektiği sonucuna ulaşılacağı kuşkusuzdur. Yapılan açıklamalara göre, sanık ... hakkında muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan verilen mahkumiyet kararının kesinleştiği ileri sürülemeyeceğinden yasa yararına bozmaya konu olabilecek nitelikte bir hüküm de bulunmamaktadır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yukarıda belirtilen nedenlerle yerinde görülmediğinden, Adalet Bakanlığının yasa yararına bozma isteğinin REDDİNE, 25.05.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.