(5237 S. K. m. 106)
Dava ve Karar: Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
1- Sanığın mağdur H.'ye yönelik sair tehdit eylemine, yükletilen suça ve düşme kararına yönelik O Yer Cumhuriyet Savcısı'nın temyiz iddiaları yerinde görülmediğinden tebliğnameye aykırı olarak, temyiz davasının esastan reddiyle hükmün ONANMASINA,
2-Sanığın mağdur T..'ya yönelik sair tehdit eyleminden verilen düşme kararına yönelik temyiz incelemesine gelince,
Mağdur T..'nın soruşturma aşamasında ve duruşmada aynen tekrar ettiği ifadesinde, sanığın cep telefonundan arayarak evinizi yakacağım, seni öldüreceğim gibi sözlerle tehdit ettiğini, son olarak da 04/02/2010 tarihinde arayıp siz ne yaparsanız yapın, bana engel olamazsınız yarın gelip çocuğu ölüm pahasına da olsa alacağım şeklindeki sözlerle kendisini tehdit ettiğini belirtmesi ve mağdur H..'nin de sanığın mağdur T..yı tehdit ettiğini beyan etmesi karşısında, bu sözlerin mağdur T..'nın hayatına yönelik olduğu, zincirleme biçimde TCK'nın 106/1-1 cümlesinde tanımlanan ve kendiliğinden takibi gereken tehdit suçunu oluşturduğu gözetilmeden, eylemin aynı fıkranın 2. cümlesinde düzenlenen sair tehdit suçunu oluşturduğu yolundaki hatalı nitelendirme ve gerekçeyle kamu davasının düşmesine karar verilmesi,
Sonuç: Kanuna aykırı ve O Yer Cumhuriyet Savcısı'nın temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden hükmün BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 22.10.2015 gününde (2) nolu paragraf yönünden üye Nihat Altınokun mağdur T..ya yönelik eylemden verilen düşme kararının onanması gerektiği yolundaki karşıoyu ve oyçokluğu ile, (1) nolu paragraftaki onama kararı yönünden ise oybirliği ile, karar verildi.
KARŞI OY:
Sanık ile mağdure T..'nın evvelce gerçekleşen birlikteliklerinden olan küçük çocuklarının annenin yanında bulunduğu, zaman zaman babanın çocuğunu görebildiği, suç tarihine yakın zamanlarda tarafların babanın çocuğu ile münasebetinin sağlanmasında anlaşmazlığa düştükleri, bu arada sanık babanın resmi olarak çocuğunu tanıdığı, anne ve baba evlilik birliği içinde olmadığından tanımanın tek başına babaya velayet hakkını vermediği, hukuken velayet hakkının temini annenin velayet hakkının nezi davası ile mümkün olabileceği, mağdur T..'nın şikayet beyanında da açıkladığı üzere, çocuğu görmesi için sanığın dava açması gerektiğini ileri sürmesinde iyiniyet bulunmadığı, halbuki bu davanın annenin sui hali gibi nedenlerle velayetin tümüyle anneden alınarak babaya verilmesini sağlayan bir dava olması babanın böyle bir dava açmak niyeti bulunmaması, sadece çocuğunu görmek istemesi karşısında mağdurenin haklı sayılamayacağı gibi, tarafların bu konudaki anlaşmazlığının tesiri ile başlayan şikayet ve soruşturma sırasında mağdurenin gerek dilekçesinde, gerekse soruşturmada karakoldaki beyanlarında abartılı ifadeler kullanmış olması, tarafların barışmaları üzerine de şikayetlerini geri almaları sık görülen hadiselerden olduğu, sanığın da hiç bir aşamada suçlamaları kabul etmediği gibi şikayet tarihi olan 05/02/2010 tarihi ile kovuşturma aşamasında şikayetten vazgeçme tarihi olan 24/03/2011 tarihleri arasında tarafların uzlaştıklarının kabulünün gerekeceği, mağdurenin soruşturma sırasındaki beyanında "...ölüm pahasına da olsa çocuğumu göreceğim..." şeklindeki sanık beyanının da esasen muhatabın ölümünden bahsedilen bir ifade olmadığı, sözü söyleyenin kendisi ile ilgili olduğu da bilindiğinden eylemini sair tehdit olarak niteleyerek davanın düşmesine karar veren mahkemenin bu kabulünün de isabetli olduğu kanaatinde olduğumdan Sayın Çoğunluğun oyuna katılamamaktayım. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy