Silâhla tehdit suçundan sanık ...'in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/2-a ve 43/1-2. maddeleri gereğince 4 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair,... Asliye Ceza Mahkemesinin 16/12/2011 tarihli ve 2011/108 esas, 2011/147 sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 12/07/2013 gün ve 243334 sayılı istem yazısıyla, Dairemize gönderilen dava dosyası incelendi.
İstem yazısında; “Dosya kapsamına göre, sanık savunması, katılanlar beyanları ve tanık ifadesi birlikte değerlendirildiğinde, olay tarihinde katılan ...ile sanık ...'in evli oldukları ve aralarında ortaya çıkan geçimsizlik nedeniyle katılan ...'in suç tarihinden önce evinden ayrılarak diğer katılanlar olan anne ve babasının evine gittiği, suç tarihinde ise sanığın tanık...'ın kullandığı araç ile katılanların evine giderek yanına aldığı adlî emanette kayıtlı bulunan av tüfeğini eve girerken araçta bıraktığı, sanık ...'in katılan ... ile bir araya gelmek istediğini söylediği, katılan ...'in bunu kabul etmemesi üzerine sanığın dışarıya çıktığı ve araçta bulunan av tüfeğini alıp evin balkonuna çıkarak tüfeği kendisine doğrultup "Kendimi vururum. Bu evden cenazem çıkar" şeklinde konuşmasından ibaret eyleminde, 5237 sayılı Kanun'un 106/1. maddesinde yer alan "Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi" hükmü de dikkate alındığında, sanığın kendi hayatına veya vücut dokunulmazlığına yönelik saldırı gerçekleştireceğini beyan etmesi, bizzat katılanların sanığın kendilerini tehdit etmediğini beyan etmeleri, sanığın katılanlara yönelik herhangi bir tehdit eyleminin bulunmaması, sanığın eyleminin katılan ...'i duygusal yönden etkileyerek kendisi ile birlikte gelmesi amacını taşıması nazara alındığında, silâhla tehdit suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeksizin sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
1-Olay:
Silâhla tehdit suçundan sanık ... hakkında yapılan yargılama sonucunda,... Asliye Ceza Mahkemesinin 16/12/2011 tarihli kararı ile, 4 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, yoklukta verilen kararın tebliğ edilerek temyiz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine, infaz aşamasında o yer Cumhuriyet Başsavcılığınca suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle, kanun yararına bozma yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.
II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:
Silahla tehdit suçundan mahkumiyetine karar verilen sanık hakkında, suçun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
III- Hukuksal Değerlendirme:
5237 sayılı TCK’nın “Hürriyete karşı suçlar” başlıklı 7. bölümünde düzenlenen tehdit suçunda korunan hukuki yarar, kişilerin huzur ve sükunu ile karar verme ve hareket etme hürriyetidir.
Dairemizin yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere; tehdit fiili, kişinin ruh dinginliğini bozan, iç huzurunu, bilinç ve irade özgürlüğünü ihlal eden bir olgudur. Fiilin mağdur üzerinde ciddi bir korku yaratabilmesi açısından sonuç almaya objektif olarak elverişli, yeterli ve uygun olması gerekir. Ayrıca tehdidin somut olayda muhatap üzerinde etkili olması şart değildir. Bu nedenle mağdurun korkup korkmadığının araştırılması gerekmez. Tehdit suçunun manevi öğesi genel kasttan ibaret olup suçun yasal tanımındaki unsurlarının bilerek ve istenerek işlenmesini ifade eder. Olayda tasarlamanın varlığı aranmadığı gibi, saikin de önemi yoktur.
İnceleme konusu somut olayda; sanık ...’in, aralarında geçimsizlik bulunan ve bu nedenle müşterek konutlarını terk ederek babasının evine gitmiş olan eşi ... ile görüşmek için evlerine gittiği, katılan ...’ın sanıkla eve dönmeyi kabul etmemesi üzerine, sanığın tanık...’e ait araçla olay yerine getirmiş olduğu av tüfeğini aracın bagajından alarak, eşi ... ve diğer müştekiler ...ve ...’nün birlikte ikamet ettikleri eve girdiği, evin balkonuna geçerek, silahı kendisine doğrultup “ kendimi vururum, bu evden cenazem çıkar” diyerek zincirleme şekilde silahla tehdit suçunu işlediği iddiasıyla dava açılmıştır.
Müştekiler ..., ... ve ... ile tanık İbrahim Işık aşamalardaki ifadelerinde, sanığın av tüfeğini kendisine doğrultarak “ kendimi vururum, bu evden cenazem çıkar” dediğini, silahı kendilerine doğrultmadığını ve tehdit içeren sözler sarfetmediğini beyan etmişlerdir.
Yukarıda yer verilen ve mahkemece de bu şekilde kabul edilen oluşa göre, sanık ...'in müştekileri tehdit amacıyla hareket etmediği, kendisinden ayrı yaşayan eşi ...'ı ikna edebilmek amacıyla, silahı kendisine doğrultarak kendisine zarar verebileceğine yönelik iradesini açıkladığı, tehdit suçunun maddi unsuru olan “bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit etme” koşulunun somut olayda gerçekleşmediği anlaşıldığından, kanun yararına bozma isteminin kabulüne karar verilmiştir.
IV- Sonuç ve Karar:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden,
1- Silâhla tehdit suçundan sanık ... hakkında,... Asliye Ceza Mahkemesinin 16/12/2011 tarihli ve 2011/108 esas, 2011/147 sayılı kararın, 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
2- Hükümdeki hukuka aykırılık sanığa verilen cezanın kaldırılmasını gerektirmekle, anılan kanun maddesinin 4-d fıkrası gereğince, sanığın tehdit suçundan BERAATİNE,
3- Bu suçtan hükmolunan cezanın çektirilmemesine,
4- Kararda yer alan diğer hususların olduğu gibi bırakılmasına, 05/06/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy