Tebliğname No : 4 - 2015/391537
MAHKEMESİ : Torbalı 1. Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 20/12/2013
NUMARASI : 2013/465 (E) ve 2013/554 (K)
SUÇ : Tehdit
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Sanığa yükletilen, tehdit eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı;
Eylemin, doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu,
Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı,
Anlaşıldığından, sanık D.. S.. müdafiinin ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, tebliğnameye aykırı olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA, 22/12/2015 tarihinde Üye Nihat Altınok'un sanığın eyleminin subut bulmaması nedeniyle beraatine karar verilmesi gerektiği ve bu nedenle hükmün bozulması icap ettiği yolundaki karşıoyu ve oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Sanıklar D.. S.. ve Y.. S..'ın müşteki sanıklar M.. N.. ve M.. N..'e yönelik birlikte tehdit suçunu işledikleri iddiasıyla açılan kamu davasında 23.05.2008 tarihli kararla mahkumiyetlerine, sanık Duran hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmekle, Dairemizin 22.05.2013 tarihli hükmü ile müşteki Mustafa'nın kolluktaki ve yargılama aşamasındaki beyanlarının çelişkili olduğu, dosyada başka tanığın da bulunmadığı gibi, diğer müşteki Mahmut'un beyanları ile de tam olarak örtüşmediği, sanıkların baştan beri suçu işlemediklerine dair savunmaları karşısında, müşteki Mustafa'nın beyanları ve diğer tanık Mahmut'un beyanı arasındaki çelişkinin giderilmesi, giderilemediği takdirde müştekilerin veya sanıkların beyanlarından hangisine itibar edildiği hususu açıklanarak hüküm kurulması gerektiği belirtilerek yerel mahkeme kararının bozularak geri çevrildiği anlaşılmaktadır.
Bozmadan sonraki yargılamada, sanıklar daha önceki gibi suçlamaları reddetmiştir.
Müşteki Mahmut da daha önceki yargılamada olduğu gibi yine kolluktaki beyanlarını tekrar ederek, olay sırasında sanıkların "asarız keseriz" diyerek birlikte tehdit ettiklerini bildirmiştir. Müşteki Mustafa'nın ise; diğer müştekinin beyanlarına benzer, kolluktaki beyanını (ilk) yargılama aşamasında değiştirerek sanıkların birlikte "bunu sizin yanınıza bırakmayacağız" şeklinde tehdit ettiklerini bildirip, "asarız keseriz" tehdidinden hiç bahsetmediği için oluşan çelişki nedeniyle hüküm bozulduğu değerlendirildiğinde, bu defa bozmadan sonraki yeniden alınan beyanında "mahkemede aradan geçen zaman (18 ay) nedeniyle eksik beyanda bulunmuş olabileceğini, esasen kolluktaki ve mahkemede ayrı ayrı belirttiği şekilde, sanıkların birlikte her iki sözü de kullanarak birlikte tehdit ettiklerini bildirmiş ise de son beyanı olaydan sekiz buçuk yıl sonra açıklandığı da anlaşılmakla, müştekilerin beyanları arasında çelişkinin giderilemediği, dolayısıyla itibar edilmemesi gereken beyanlardan olduğu anlaşılmaktadır.
Kaldı ki, olayın oluş şekli incelendiğinde;
İnternet iletişim işyeri bulunan baba oğul sanıkların, işyerlerinde telefonlara müzik yüklediklerine dair tabela asmaları üzerine, benzer işkolu olan ikinci el telefon satış yeri işleten müştekilerin, bu işi yapmamaları için sanıkları, önce uyardıkları, sonuç alamayınca kimlikleri tespit edilemeyen çok sayıda kişiyle birlikte sanıkların işyerlerine girip dağıttıkları, bıçakla Duran'ı yaraladıkları, müşteki sanık Yunus’u da yumrukla gözünden yaraladıkları hakaret ve tehdit ettikleri, karşılıklı tartışma ve kavgadan bahsedildiği halde kendilerinde herhangi bir darp ve cebir izine rastlanılmadığı, nitekim müşteki Mustafa Yiğit ve M.. Y..’in haklarında mahkumiyet kararı verildiği de anlaşılmakla,
Sanık Duran'a yükletilen, birlikte tehdit suçunun subut bulmasının mümkün olmadığı müştekilerin tarafsız ve iyi niyetli olamayacakları, çelişkili beyanlarının dosyadaki oluşa yansımadığı gibi "asarız keseriz" sözlerinin genelde deyimsel bir ibare olduğu, “bunu sizin yanınıza bırakmayacağız” sözleri ise işyerleri dağıtılan, kendileri hakaret tehdite uğrayıp, yaralanan kişilerin yasal yollara başvuracakları gibi bir niyeti de içerebileceği, eğer sanıklar gerçekten diğer müşteki sanıkları tehdit etselerdi, nasıl tehdit edildiklerini, müştekilerin açık ve seçik bir şekilde açıklamaları gerekirdi. Oysa yaptıkları şey savunma babında açıklama olup kendilerini aklama çabaları olarak değerlendirilmesi gerekirken, asıl saldırıya uğradıklarında kuşku bulunmayan sanıkların beraati yerine mahkumiyetlerine karar verilmesi hatalıdır. İşyerine zarar verme suçundan müştekilerin beraat kararı verilirken, yaşanan kavga sırasında hasar gören eşyanın, kırılmasından bahseedilerek suçun maddi unsurunun oluşmadığı belirtilmekle birlikte, müştekilerin sanıklara yönelik hakaret, tehdit ve yaralama suçları sabit görülerek mahkumiyetlerine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiği, bu nedenle müşteki sanıkların çelişkili beyanlarına itibar edilemeyeceği açıkça anlaşılmakla, sanık Duran'ın beraatine karar verilmesi gerekirken mahkumiyet neticesini doğuran onama kararına muhalif kalmaktayım.