Silahla tehdit ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar İle Diğer Aletler Hakkında Kanun'a muhalefet suçlarından sanık ...'in, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 191/2, 59/2, 6136 sayılı Kanun'un 15/1 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 62. maddeleri gereğince iki kez 5 ay hapis ve 375,00 Türk Lirası adli para cezaları ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 15/10/2009 tarihli ve 2005/148 esas, 2009/323 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 18/01/2010 tarihli ve 2010/82 değişik iş sayılı kararını müteakip, sanığın deneme süresi içerisinde 12/04/2014 tarihinde kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçunu işlediğinden bahisle yapılan ihbar üzerine, hakkındaki hükmün açıklanmasına, 765 sayılı Kanun'un 191/2, 59/2, 6136 sayılı Kanun'un 15/1 ve 5237 sayılı Kanun'un 62. maddeleri gereğince iki kez 5 ay hapis ve 375,00 Türk Lirası adli para cezaları ile cezalandırılmasına dair İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 06/12/2018 tarihli ve 2018/167 esas, 2018/316 sayılı kararının, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 19/04/2019 gün ve 94660652-105-34-5374-2019-Kyb sayılı istemleri ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06/05/2019 gün ve 2019/45061 sayılı bozma düşüncesini içeren ihbarnamesiyle Daireye gönderilmiş olduğu görülmekle, dosya incelendi:
Kanun yararına bozma isteyen ihbarnamede;
Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 03/02/2014 tarihli ve 2013/23474 esas, 2014/2417 sayılı ilamında da belirtildiği üzere; 5271 sayılı Kanun’un 231/8. maddesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması halinde, denetim süresi içinde dava zamanaşımının duracağı ve zamanaşımının denetim süresi içinde işlenen suçtan dolayı verilen hükümlülük kararının kesinleşmesi koşuluyla suçun işlendiği tarihte yeniden işlemeye başlayacağı,
Dosya kapsamına göre, sanığın 04/04/2005 tarihinde işlemiş olduğu silahla tehdit ve 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçlarından yapılan yargılama sonucunda hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın itiraz üzerine 18/01/2010 tarihinde kesinleştiği, 5271 sayılı Kanun’un 231/8-son cümlesi hükmü uyarınca, 04/04/2005 olan suç tarihinden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği 18/01/2010 tarihine kadar dava zamanaşımı süresinin işlediği, bu tarihten sonra denetim süresi içinde işlenen Edremit 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 14/03/2017 tarihli ve 2016/124 esas, 2017/32 sayılı kararına konu kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçundan dolayı verilen ve 13/03/2018 tarihinde kesinleşen mahkûmiyet hükmü nedeniyle ihbar üzerine dosyanın yeniden ele alındığı, böylelikle sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği 18/01/2010 tarihinden itibaren deneme süresi içinde işlenen ikinci suçun suç tarihi olan 12/04/2014’e kadar dava zamanaşımının durduğu, bu haliyle suç tarihi olan 04/04/2005 ile hükmün açıklanarak mahkumiyet kararının verildiği 06/12/2018 tarihleri arasındaki süreden duran zamanaşımı süresi düşüldükten sonra geçen zamanda sanığın lehine olan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen 7 yıl 6 aylık olağanüstü dava zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu gözetilmeden, düşme kararı yerine yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesinde isabet görülmediğinden, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunduğu anlaşılmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
I-Olay:
Silahla tehdit ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar İle Diğer Aletler Hakkında Kanun'a muhalefet suçlarından sanık ...'in, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 191/2, 59/2, 6136 sayılı Kanun'un 15/1 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 62. maddeleri gereğince iki kez 5 ay hapis ve 375,00 Türk Lirası adli para cezaları ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 15/10/2009 tarihli ve 2005/148 esas, 2009/323 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 18/01/2010 tarihli ve 2010/82 değişik iş sayılı kararını müteakip, sanığın deneme süresi içerisinde 12/04/2014 tarihinde kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçunu işlediğinden bahisle yapılan ihbar üzerine, hakkındaki hükmün açıklanmasına, 765 sayılı Kanun'un 191/2, 59/2, 6136 sayılı Kanun'un 15/1 ve 5237 sayılı Kanun'un 62. maddeleri gereğince iki kez 5 ay hapis ve 375,00 Türk Lirası adli para cezaları ile cezalandırılmasına dair İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 06/12/2018 tarihli ve 2018/167 esas, 2018/316 sayılı kararının, dosya kapsamına göre, sanığın 04/04/2005 tarihinde işlemiş olduğu silahla tehdit ve 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçlarından yapılan yargılama sonucunda hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın itiraz üzerine 18/01/2010 tarihinde kesinleştiği, 5271 sayılı Kanun’un 231/8-son cümlesi hükmü uyarınca, 04/04/2005 olan suç tarihinden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği 18/01/2010 tarihine kadar dava zamanaşımı süresinin işlediği, bu tarihten sonra denetim süresi içinde işlenen Edremit 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 14/03/2017 tarihli ve 2016/124 esas, 2017/32 sayılı kararına konu kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçundan dolayı verilen ve 13/03/2018 tarihinde kesinleşen mahkûmiyet hükmü nedeniyle ihbar üzerine dosyanın yeniden ele alındığı, böylelikle sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği 18/01/2010 tarihinden itibaren deneme süresi içinde işlenen ikinci suçun suç tarihi olan 12/04/2014’e kadar dava zamanaşımının durduğu, bu haliyle suç tarihi olan 04/04/2005 ile hükmün açıklanarak mahkumiyet kararının verildiği 06/12/2018 tarihleri arasındaki süreden duran zamanaşımı süresi düşüldükten sonra geçen zamanda sanığın lehine olan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen 7 yıl 6 aylık olağanüstü dava zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu gözetilmeden, düşme kararı yerine yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle kanun yararına bozmaya konu edildiği anlaşılmıştır.
II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:
Sanık ...'e yükletilen silahla tehdit ve 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçları yönünden dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin ve buna bağlı olarak sanığın atılı suçlardan mahkumiyetine dair İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 06/12/2018 tarihli ve 2018/167 esas, 2018/316 sayılı kararında isabet bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
III- Hukuksal Değerlendirme:
5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtay’ca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak, Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.
Kanun yararına bozma yasa yoluna, istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı gidilebilmesi nedeniyle kesin hükmün otoritesinin bütünüyle zedelenmemesi amacıyla bu yola başvurabilmek için hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ulaşması gerekmektedir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 14/11/1977 günlü ve 3-2 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, bu yasa yolunun olağanüstü bir yasa yolu olması nedeniyle, her türlü hukuka aykırılık iddiası, yasa yararına bozma konusu yapılamayacak, bu kapsamda hâkimlerin takdir hakkı alanına giren ve suç işleyenler için bir hak teşkil etmeyen hususlar ile mahkemenin takdirine bağlı istekler ve uygulamadaki takdir yanılgıları veya takdirin yerinde olup olmadığının denetlenmesine ilişkin başvurular, temyiz yasa yolundan farklı olarak yasa yararına bozma konusu yapılamayacağından, bu yolla denetlenemeyecektir.(Ceza Genel Kurulunun 23/03/2010 tarih ve 2/29-56 sayılı kararı da bu doğrultudadır.)
Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar ile uygulamadaki esaslı yanlışlar ve esasa etkili usul yanılgılarının, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.
Kesinleşen bu karar veya hükümlerdeki aykırılıklar başka suretle giderilmesi mümkün olmadığı takdirde, ikincil ve olağanüstü nitelikte olan kanun yararına bozma yasa yoluna konu edilebilecektir.
Suçun işlendiği tarihten itibaren belli bir süre geçmesine rağmen, kamu davasının açılmaması veya açılan davanın sonuçlanmaması yahut da kurulan hükmün kesinleşmemesi halinde izlenen suç siyaseti gereğince artık devletin o suçtan dolayı cezalandırma yetkisinden vazgeçmesinin ifadesi olarak dava zamanaşımı kabul edilmiştir. Dava zamanaşımı kanun aksini kabul etmediği müddetçe bütün suçlar bakımından geçerli olup soruşturma ve kovuşturma makamlarınca resen gözetilip uygulanacaktır. Şüpheli veya sanığın dava zamanaşımından vazgeçmesi mümkün değildir.
Dava zamanaşımı kural olarak tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs hâlinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye başlayacaktır. Suçun işlendiği gün zamanaşımı süresinin birinci günüdür. Zira suçun işlendiği gün dahi kamu davasının açılması mümkündür. Bu nedenle dava zamanaşımının da dava açmak hakkı mevcut olduğu andan itibaren başlaması tabiidir. Kanun koyucu bazı hallerde dava zamanaşımının süresinin başlangıcını özel olarak belirlemek gereğini hissetmiştir. Örneğin, iftira suçunda mağdurun fiili işlemediğinin sabit olduğu, evlenme yasaklarına aykırılık suçlarında ise evlenmenin iptali kararının kesinleştiği tarihten itibaren dava zamanaşımının işlemeye başlayacağı kabul edilmiştir. (TCK m. 267/8 ve 230/4)
Dava zamanaşımı suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurularak kanunda öngörülen soyut cezaya ve şüpheli veya sanığın yaşına göre belirlenen sürenin son gününün hitamı ile gerçekleşecektir. Zamanaşımı süresinin son günü zamanaşımı süresine dâhildir.
Dava zamanaşımı süresinin kesintisiz bir şekilde işleyip tamamlanması mümkün ise de sürenin işlemesi sırasında bir takım engellerle karşılaşılması da söz konusu olabilir. Bu engeller zamanaşımının durması ve kesilmesi halleridir.
Suç tarihinde yürürlükte bulunan ve zamanaşımı açısından sanık lehine olan 765 sayılı TCK'nın 102. maddesi;
"Kanunda başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku amme davası:
1-Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve müebbed ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerde yirmi sene,
2-Yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapis cezasını müstelzim cürümlerde on beş sene,
3-Beş seneden ziyade ve yirmi seneden az ağır hapis veya beş seneden ziyade hapis yahud hidematı ammeden müebbeden mahrumiyet cezalarından birini müstelzim cürümlerde on sene,
4-Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hapis yahud sürgün veya hidematı ammeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır para cezasını müstelzim cürümlerde beş sene,
5-Bir aydan ziyade hafif hapis veya otuz liradan ziyade hafif para cezasını müstelzim fiillerde iki sene,
6-Bundan evvelki bendlerde beyan olunan mikdardan aşağı cezaları müstelzim kabahatlerde altı ay geçmesile ortadan kalkar.
Bu kanunun ikinci kitabının birinci babında yazılı ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis veya müebbed yahud muvakkat ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerin yurd dışında işlenmesi halinde dava müruru zamanı yoktur." şeklinde,
Anılan Kanun'un 104. maddesi;
"Hukuku amme davasının müruru zamanı, mahkumiyet hükmü yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi, maznun hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karar veya C. müddeiumumisi tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesilir.
Bu halde müruru zaman, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeğe başlar.
Eğer müruru zamanı kesen muameleler müteaddid ise müruru zaman bunların en sonuncusundan itibaren tekrar işlemeğe başlar. Ancak bu sebepler müruru zaman müdetini 102 nci maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısının ilavesile baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz." biçiminde düzenlenmiştir.
765 sayılı TCK’da dava zamanaşımını kesen nedenler bakımından, dava zamanaşımı süresi bir yıldan az ve fazla olan suçlar olmak üzere ikili bir ayrıma gidilmiş ve bu suçlar için birbirlerinden farklı kesme nedenleri belirlenmiş, birinci gruba giren suçlarda her türlü usulü muamelenin dava zamanaşımını keseceği kabul edilmiş iken ikinci gruba giren suçlarda kesme nedenleri tek tek ve sınırlı sayıda gösterilmiştir. 5237 sayılı TCK'da ise bu şekilde bir ayrıma gidilmeksizin bütün suçlar bakımından kesme nedenleri ortak olarak düzenlenmiştir. 765 sayılı TCK'nun 104. maddesinde dava zamanaşımının; mahkûmiyet hükmü, yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda sanığın sorguya çekilmesi, sanık hakkında son tahkikatın açılmasına dair karar veya Cumhuriyet savcısı tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesileceği öngörülmüş, 5237 sayılı TCK'nun 67/2. maddesinde ise yakalama, celb, ihzar müzekkereleri ve sanık hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karara yer verilmeyerek daha dar kapsamlı biçimde ve kesme nedenlerinin sirayeti konusunda nesnel sistem esas alınarak bir suçla ilgili olarak şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, iddianame düzenlenmesi, sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi halinde dava zamanaşımının kesileceği kabul edilmiştir.
Dava zamanaşımının durması ise, kanunda açıkça sayılan bazı hallerde soruşturma veya kamu davasının yürütülememesinden dolayı, bu halin ortaya çıkmasından, kalkması anına kadar
geçen sürede zamanaşımının işlememesini ifade etmektedir. Zamanaşımını durduran nedenlerin varlığı halinde, zamanaşımı süresi en son kesen işlemden itibaren, durdurucu nedenin ortaya çıktığı ana kadar işleyecek, bu engelin kalkmasıyla duran zamanaşımı süresi kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. Zamanaşımı süresinin hesaplanmasında ise önceden işleyen süre ile sonradan işleyen süreler birbirine eklenmek suretiyle zamanaşımı süresi belirlenecektir.
Anayasının 38. maddesinde dava zamanaşımının kanunilik ilkesi kapsamında olduğu benimsenmiş olup dava zamanaşımını durduran veya kesen nedenlerin kanunda açıkça gösterilmesi gerekir, bu nedenlerin yorum veya kıyas yoluyla genişletilmesi mümkün değildir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 07/03/2017 tarihli ve 2015/8-268 esas ve 2017/124 sayılı, 17/01/2017 tarihli ve 2015/15-536 esas ve 2017/14 sayılı, 01/03/2016 tarihli ve 2015/3-599 esas ve 2016/99 sayılı kararlarında ayrıntıları açıklandığı üzere; hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi durumunda dava zamanaşımı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği tarihte durmaya başlayıp, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması halinde yeni suç işlendiği veya denetimli serbestlik tedbiri yükümlülüklerine aykırı davranıldığı tarihte yeniden işlemeye başlayacaktır. Anayasa'nın 38/4 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6/2. maddelerinde düzenlenmiş bulunan "masumiyet karinesi" gereğince suçluluğu kanunen sabit oluncaya kadar herkesin masum sayılacağı cihetle, hükmün açıklanabilmesi için denetim süresi içinde işlendiği ihbar olunan kasıtlı suçla ilgili mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması gözetilmelidir.
İncelenen dosyada;
Sanık ...'in 04/04/2005 tarihinde işlediği iddia olunan yağma ve 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçları nedeniyle 765 sayılı TCK'nın 497/1, 6136 sayılı Kanunun 15/1. maddeleri uyarınca yargılanıp cezalandırılması talebiyle kamu davasının açıldığı, yargılama neticesinde sanığın eylemlerinin, 765 sayılı Kanunun 492/7. maddesi kapsamında hırsızlık, aynı Kanunun 191/2. maddesi uyarınca silahla tehdit ve 6136 sayılı Kanuna aykırılık olarak kabul edildiği, hırsızlık suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün temyizi üzerine Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 21.04.2015 tarihli 2013/5239 esas ve 2015/40565 sayılı kararıyla, sanığın eyleminin 765 sayılı Kanunun 491/1. maddesi kapsamında hırsızlık suçuna vücut verdiği kabul edilerek, 7 yıl 6 aylık olağanüstü dava zamanaşımının gerçekleştiği gerekçesiyle, kamu davasının düşmesine karar verildiği, İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 15/10/2009 tarihli ve 2005/148 esas, 2009/323 sayılı kararıyla, silahla tehdit ve 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçlarından verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı yapılan itirazın, mercii İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 18/01/2010 tarihli ve 2010/82 değişik iş sayılı kararıyla reddedildiği, böylelikle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının 18.01.2010 tarihinde kesinleşmesini müteakip, sanığın denetim süresi içerisinde 12/04/2014 tarihinde kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan hapis cezasıyla cezalandırıldığının ihbar edilmesi üzerine yapılan yeniden yargılama neticesinde, İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 06/12/2018 tarihli ve 2018/167 esas, 2018/316 sayılı kararıyla sanığın, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 191/2, 59/2, 6136 sayılı Kanun'un 15/1 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 62. maddeleri gereğince iki kez 5 ay hapis ve 375,00 Türk Lirası adli para cezaları ile cezalandırılmasına hükmolunduğu ve verilen hükümlerin kesinleştiği anlaşılmıştır.
Dosya kapsamı, kanun yararına bozma istemi ve tüm bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde;
Silahla tehdit ve 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçlarına konu eylemlerin tarihinin 04/04/2005 olduğu ve bahsi geçen suçların 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/4 ve 104/2. maddelerine göre 5 yıllık olağan zamanaşımı ile 7 yıl 6 aylık olağanüstü dava zamanaşımı süresine tâbi bulunduğu, sanık hakkında verilen 15/10/2009 tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, 18/01/2010 tarihinde kesinleştiği, sanığın denetim süresi içinde 12/04/2014 tarihinde yeni bir kasıtlı suç işlediği ve bu suça ilişkin mahkûmiyet hükmünün de kesinleştiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile duran dava zamanaşımının denetim süresinde işlenen yeni suç tarihinden itibaren yeniden işlemeye başladığının anlaşılması karşısında; suç tarihine göre sanığın eylemlerine uyan 765 sayılı Kanunun 191/2 ve 6136 sayılı Kanunun 15/1. maddelerinde öngörülen hapis cezalarının miktarı ve nev’i itibariyle tabi olduğu 765 sayılı Kanunun 102/4 ve 104/2. maddeleriyle, suç tarihinden sonra 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın silahla tehdit suçuna karşılık gelen 106/2-a ile 6136 sayılı Kanunun 15/1. maddelerinin zamanaşımı yönünden tabi olduğu 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e, 2, 67/4. maddelerinin ayrı ayrı ve bir bütün olarak uygulanması sonucu, 5237 sayılı Kanun'un 7/2, 5252 sayılı Kanun'un 9/3. maddeleri ışığında, dava zamanaşımı bakımından 765 sayılı Kanun hükümlerinin sanık yararına olduğu ve 765 sayılı TCK'nın 102/4, 104/2. maddelerine göre hesaplanan 7 yıl 6 aylık olağanüstü dava zamanaşımına, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmesinden, deneme süresinde işlenen suç tarihine kadar geçen durma süresi de eklendikten sonra, daha önce açıklanması geri bırakılan hükümlerin açıklandığı 06.12.2018 tarihinden önce olağanüstü dava zamanaşımının gerçekleştiği gözetilmeden, sanığın silahla tehdit ve 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçlarından cezalandırılmasına dair, İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 06/12/2018 tarihli ve 2018/167 esas, 2018/316 sayılı kararında isabet bulunmamaktadır.
IV- Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1)Kanun yararına bozma istemine ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ihbarnamede yer alan bozma nedeni yerinde görüldüğünden, sanık hakkında silahla tehdit 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçlarından kurulan, İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 06/12/2018 tarihli ve 2018/167 esas, 2018/316 sayılı kesinleşen kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
2)Karardaki hukuka aykırılık sanığın cezalarının kaldırılmasını gerektirmekle, aynı Kanun maddesinin 4-d fıkrası uyarınca,
Sanığın silahla tehdit ve 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçlarından mahkumiyetine dair hüküm fıkralarının,
"a)Dava zamanaşımı bakımından 765 sayılı Kanun hükümlerinin sanık yararına olması karşısında, 765 sayılı TCK'nın 102/4, 104/2. maddelerine göre hesaplanan 7 yıl 6 aylık olağanüstü dava zamanaşımına, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmesinden, deneme süresinde işlenen suç tarihine kadar geçen durma süresi de eklendikten sonra, hükümden önce olağanüstü dava zamanaşımının gerçekleştiği anlaşıldığından, 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesi uyarınca KAMU DAVALARININ DÜŞMESİNE,
b)Yargılama giderlerinin kamu üzerinde bırakılmasına," şeklinde DÜZELTİLMESİNE, 19/09/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.