Şantaj suçundan sanık ...'ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 107/1, 43/2, 35/2, 62 ve 52/2. maddeleri gereğince 9 ay 10 gün hapis ve 60,00 Türk Lirası adli para cezaları ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair İstanbul 30. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 18/10/2018 tarihli ve 2018/200 esas, 2018/633 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 04/12/2018 tarihli ve 2018/871 değişik iş sayılı kararının, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 19/04/2019 gün ve 94660652-105-34-5879-2019-Kyb sayılı istemleri ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03/05/2019 gün ve 2019/3495 sayılı bozma düşüncesini içeren ihbarnamesiyle Daireye gönderilmiş olduğu görülmekle, dosya incelendi:
Kanun yararına bozma isteyen ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre, sanığın 21/06/2008 tarihinde işlemiş olduğu şantaj suçundan hakkında 13/05/2010 tarihli iddianame ile İstanbul 30. Asliye Ceza Mahkemesi'nde dava açıldığı, anılan Mahkemenin 2010/353 esas sırasına kayden yapılan yargılama sırasında sanığın 20/10/2010 tarihinde sorgusunun yapıldığı ve bu tarihte zamanaşımının kesildiği, İstanbul 30. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 03/07/2012 tarihli ve 2010/353 esas, 2012/1074 sayılı kararı ile sanığın beraatine dair verilen kararın Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 25/11/2014 tarihli ve 2014/12160 esas, 2014/34028 sayılı ilamı ile eksik inceleme nedeniyle bozulmasını müteakip, yargılamaya devamla İstanbul 30. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 24/03/2015 tarihli ve 2015/7 esas, 2015/94 sayılı kararı ile sanık hakkında yeniden beraat kararı verildiği ve verilen kararın Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 19/12/2017 tarihli ve 2017/4-291 esas, 2017/558 sayılı ilamı ile bozulduğu, bozma üzerine yeniden yapılan yargılama sonucunda İstanbul 30. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 18/10/2018 tarihli kararı ile sanık hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın itiraz üzerine 04/12/2018 tarihinde kesinleştiği nazara alındığında;
Sanığa yüklenen "şantaj" suçunun 5237 sayılı Kanun'un 107/1. maddesinde öngörülen cezasının üst sınırı itibarıyla aynı Kanunun 66/1-e ve 67/4. maddelerinde belirlenen 8 yıllık asli zamanaşımının, zamanaşımını kesen son işlem olan sanığın sorgusunun yapıldığı 20/10/2010 tarihinden merci mahkemesinin karar tarihine kadar geçtiği gözetilmeden, itirazın bu yönden kabulü ile kamu davasının düşürülmesi yerine yazılı şekilde itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunduğu anlaşılmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
I-Olay:
Şantaj suçundan sanık ...'ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 107/1, 43/2, 35/2, 62 ve 52/2. maddeleri gereğince 9 ay 10 gün hapis ve 60,00 Türk Lirası adli para cezaları ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair İstanbul 30. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 18/10/2018 tarihli ve 2018/200 esas, 2018/633 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 04/12/2018 tarihli ve 2018/871 değişik iş sayılı kararının, dosya kapsamına göre, sanığın 21/06/2008 tarihinde işlemiş olduğu şantaj suçundan hakkında 13/05/2010 tarihli iddianame ile İstanbul 30. Asliye Ceza Mahkemesi'nde dava açıldığı, anılan Mahkemenin 2010/353 esas sırasına kayden yapılan yargılama sırasında sanığın 20/10/2010 tarihinde sorgusunun yapıldığı ve bu tarihte zamanaşımının kesildiği, İstanbul 30. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 03/07/2012 tarihli ve 2010/353 esas, 2012/1074 sayılı kararı ile sanığın beraatine dair verilen kararın Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 25/11/2014 tarihli ve 2014/12160 esas, 2014/34028 sayılı ilamı ile eksik inceleme nedeniyle bozulmasını müteakip, yargılamaya devamla İstanbul 30. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 24/03/2015 tarihli ve 2015/7 esas, 2015/94 sayılı kararı ile sanık hakkında yeniden beraat kararı verildiği ve verilen kararın Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 19/12/2017 tarihli ve 2017/4-291 esas, 2017/558 sayılı ilamı ile bozulduğu, bozma üzerine yeniden yapılan yargılama sonucunda İstanbul 30. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 18/10/2018 tarihli kararı ile sanık hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın itiraz üzerine 04/12/2018 tarihinde kesinleştiği nazara alındığında; sanığa yüklenen "şantaj" suçunun 5237 sayılı Kanun'un 107/1. maddesinde öngörülen cezasının üst sınırı itibarıyla aynı Kanunun 66/1-e ve 67/4. maddelerinde belirlenen 8 yıllık asli zamanaşımının, zamanaşımını kesen son işlem olan sanığın sorgusunun yapıldığı 20/10/2010 tarihinden merci mahkemesinin karar tarihine kadar geçtiği gözetilmeden, itirazın bu yönden kabulü ile kamu davasının düşürülmesi yerine yazılı şekilde itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle kanun yararına bozmaya konu edildiği anlaşılmıştır.
II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:
Sanık ...'a yükletilen şantaj suçu yönünden dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin ve buna bağlı olarak sanığın atılı suçtan cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair İstanbul 30. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 18/10/2018 tarihli ve 2018/200 esas, 2018/633 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 04/12/2018 tarihli ve 2018/871 değişik iş sayılı kararında isabet bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
III- Hukuksal Değerlendirme:
Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CMK'nın 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19/12/2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesine eklenen 5 ila 14. fıkrayla büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı Kanunun 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanun'un 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla çocuk suçlular ile yetişkin suçlular, hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tâbi kılınmıştır.
Başlangıçta yalnızca yetişkin sanıklar yönünden ve şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak hükmolunan, bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması 5728 sayılı Kanun'un 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 231.
maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, Anayasa'nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezalarına ilişkin tüm suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, maddenin altıncı fıkrasına, 25/07/2010 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6008 sayılı Kanun'un 7. maddesiyle "sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez." cümlesi eklenmiş, yine maddenin sekizinci fıkrasına birinci cümlesinden sonra gelmek üzere, 28/06/2014 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 6545 sayılı Kanun'un 72. maddesiyle "Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez" cümlesi eklenmiştir.
5560, 5728, 5739, 6008 ve 6545 sayılı Kanunlarla 5271 sayılı CMK'nın 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;
1) Suça ilişkin olarak;
a- Yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması,
b- Suçun Anayasa'nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,
2) Sanığa ilişkin olarak;
a- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
b-Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
c-Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,
d-Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması,
e-Sanık hakkında daha önce hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar verilmemiş olması,
Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.
Tüm bu şartların varlığı halinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve onsekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tâbi tutulacaktır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağına ilişkin bir değerlendirme yapılması için, yargılamanın herhangi bir sujesinin talepte bulunması şart değildir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması şartlarının varlığı hâlinde, 6008 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önce resen, bu değişiklikten sonra ise sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması hâlinde mahkemece diğer kişiselleştirme hükümleri olan seçenek yaptırımlara çevirme ve ertelemeden önce değerlendirilmesi gerekmektedir.
CMK’nın 231. maddesinin 12. fıkrasına göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı itiraz yoluna başvurulabilecektir.
Olağan kanun yollarından olan itiraz, CMK’nın 267 ila 271. maddeleri, arasında düzenlenmiş olup "İtiraz olunabilecek kararlar" başlıklı 267. maddesinde; "Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir" şeklindeki düzenlemeye göre, kural olarak sadece hakim kararlarına karşı gidilebilecek olan itiraz yoluna, kanunlarda açıkça gösterilmiş olunması kaydıyla mahkeme kararlarına karşı da başvurulması mümkündür.
CMK’nın 270 ve 271. maddelerine göre, itiraz incelemesi kural olarak duruşmasız ve dosya üzerinden yapılacak, merci gerekli görürse Cumhuriyet savcısı, müdafii veya vekili de dinleyebilecektir. Bunun yanında merci, yazı ile cevap verebilmesi için itiraz istemini Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa bildirebilecek, kendisi de inceleme ve araştırma yapabileceği gibi gerekli gördüğünde bunların yapılması konusunda emir de verebilecektir.
CMK’nın itirazla ilgili yukarıda yer verilen maddelerinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yönelik itirazın yalnızca şekil yönünden inceleneceği, esasın inceleme dışı bırakılacağına dair bir düzenleme bulunmamaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu da 22/01/2013 tarihli ve 2012/10-534 esas, 2013/15 sayılı kararında; “İtiraz mercii, o yer Cumhuriyet savcısının suç vasfına yönelik aleyhe başvurusu üzerine incelemesini sadece şekli olarak değil, hem maddi olay hem de hukuki yönden yapmalı, gerekli gördüğünde cevap vermesi için itirazı sanık müdafiine tebliğ etmeli ve Cumhuriyet savcısı ile sanık müdafiini dinlemeli, yine ihtiyaç duyduğu konular varsa gerekli araştırma ve incelemeyi yapmalı ya da bunların yapılmasını sağlamalı ve bunun sonucunda da TCK'nın 191/2. maddesi gereğince verilen tedavi ve denetimli serbestlik kararının isabetli olup olmadığına karar vermelidir.” şeklindeki gerekçesiyle itirazın hem maddi hem hukuki yönden ele alınması ve her yönden hukuka uygunluğunun denetlenmesi gerektiğine karar vermiştir.
Suçun işlendiği tarihten itibaren belli bir süre geçmesine rağmen, kamu davasının açılmaması veya açılan davanın sonuçlanmaması yahut da kurulan hükmün kesinleşmemesi halinde izlenen suç siyaseti gereğince artık devletin o suçtan dolayı cezalandırma yetkisinden vazgeçmesinin ifadesi olarak dava zamanaşımı kabul edilmiştir. Dava zamanaşımı kanun aksini kabul etmediği müddetçe bütün suçlar bakımından geçerli olup soruşturma ve kovuşturma makamlarınca resen gözetilip uygulanacaktır. Şüpheli veya sanığın dava zamanaşımından vazgeçmesi mümkün değildir.
Dava zamanaşımı kural olarak tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs hâlinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye başlayacaktır. Suçun işlendiği gün zamanaşımı süresinin birinci günüdür. Zira suçun işlendiği gün dahi kamu davasının açılması mümkündür. Bu nedenle dava zamanaşımının da dava açmak hakkı mevcut olduğu andan itibaren başlaması tabiidir. Kanun koyucu bazı hallerde dava zamanaşımının süresinin başlangıcını özel olarak belirlemek gereğini hissetmiştir. Örneğin, iftira suçunda mağdurun fiili işlemediğinin sabit olduğu, evlenme yasaklarına aykırılık suçlarında ise evlenmenin iptali kararının kesinleştiği tarihten itibaren dava zamanaşımının işlemeye başlayacağı kabul edilmiştir. (TCK m. 267/8 ve 230/4)
Dava zamanaşımı suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurularak kanunda öngörülen soyut cezaya ve şüpheli veya sanığın yaşına göre belirlenen sürenin son gününün hitamı ile gerçekleşecektir. Zamanaşımı süresinin son günü zamanaşımı süresine dâhildir.
Dava zamanaşımı süresinin kesintisiz bir şekilde işleyip tamamlanması mümkün ise de sürenin işlemesi sırasında bir takım engellerle karşılaşılması da söz konusu olabilir. Bu engeller zamanaşımının durması ve kesilmesi halleridir.
Suç tarihinde yürürlükte bulunan ve zamanaşımı açısından sanık hakkında uygulanması gereken 5237 sayılı TCK'nın 66. maddesi;
"(1) Kanunda başka türlü yazılmış olan hâller dışında kamu davası;
a)Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,
b)Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl,
c)Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıl,
d)Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda onbeş yıl,
e)Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl geçmesiyle düşer.
(2)Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin geçmesiyle kamu davası düşer.
(3)Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurulur.
(4)Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır.
(5)(Değişik fıkra: 29/06/2005-5377 S.K./8.mad) Aynı fiilden dolayı tekrar yargılamayı gerektiren hallerde, mahkemece bu husustaki talebin kabul edildiği tarihten itibaren fiile ilişkin zamanaşımı süresi yeni baştan işlemeye başlar.
(6)Zamanaşımı, tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs hâlinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye başlar.
(7)Bu Kanunun İkinci Kitabının Dördüncü Kısmında yazılı ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet veya on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçların yurt dışında işlenmesi hâlinde dava zamanaşımı uygulanmaz." şeklinde,
Anılan Kanun'un 67. maddesi;
"(1) Soruşturma ve kovuşturma yapılmasının, izin veya karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hâllerde; izin veya kararın alınmasına veya meselenin çözümüne veya kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımı durur.
(2) Bir suçla ilgili olarak;
a)Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,
b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi,
c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,
d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi,
alinde, dava zamanaşımı kesilir.
(3)Dava zamanaşımı kesildiğinde, zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlar. Dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması halinde, zamanaşımı süresi son kesme nedeninin gerçekleştiği tarihten itibaren yeniden işlemeye başlar.
(4)Kesilme halinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak Kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzar." biçiminde düzenlenmiştir.
Görüleceği gibi 5237 sayılı TCK'da bütün suçlar bakımından kesme nedenleri ortak olarak düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un 67/2. maddesinde, suçla ilgili olarak şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, iddianame düzenlenmesi, sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi halinde dava zamanaşımının kesileceği kabul edilmiştir.
Dava zamanaşımının durması ise, Kanunda açıkça sayılan bazı hallerde soruşturma veya kamu davasının yürütülememesinden dolayı, bu halin ortaya çıkmasından, kalkması anına kadar geçen sürede zamanaşımının işlememesini ifade etmektedir. Zamanaşımını durduran nedenlerin varlığı halinde, zamanaşımı süresi en son kesen işlemden itibaren, durdurucu nedenin ortaya çıktığı ana kadar işleyecek, bu engelin kalkmasıyla duran zamanaşımı süresi kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. Zamanaşımı süresinin hesaplanmasında ise önceden işleyen süre ile sonradan işleyen süreler birbirine eklenmek suretiyle zamanaşımı süresi belirlenecektir.
Anayasının 38. maddesinde dava zamanaşımının kanunilik ilkesi kapsamında olduğu benimsenmiş olup dava zamanaşımını durduran veya kesen nedenlerin kanunda açıkça gösterilmesi gerekir, bu nedenlerin yorum veya kıyas yoluyla genişletilmesi mümkün değildir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 07/03/2017 tarihli ve 2015/8-268 esas ve 2017/124 sayılı, 17/01/2017 tarihli ve 2015/15-536 esas ve 2017/14 sayılı, 01/03/2016 tarihli ve 2015/3-599 esas ve 2016/99 sayılı kararlarında ayrıntıları açıklandığı üzere; hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi durumunda dava zamanaşımı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği tarihte durmaya başlayıp, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması halinde yeni suç işlendiği veya denetimli serbestlik tedbiri yükümlülüklerine aykırı davranıldığı tarihte yeniden işlemeye başlayacaktır.
İncelenen dosyada;
Sanık ...'ın 23.06.2008 tarihinde işlediği iddia olunan şantaj suçu nedeniyle hakkında 13/05/2010 tarihli iddianame ile kamu davası açıldığı, İstanbul 30. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2010/353 esas sırasına kayden yapılan yargılama sırasında sanığın 20/10/2010 tarihinde savunmasının alındığı, bu tarihte dava zamanaşımının kesilmiş olduğu, yargılama sonucunda anılan Mahkeme'nin 03/07/2012 tarihli ve 2010/353 esas, 2012/1074 sayılı kararı ile sanığın beraatine karar verildiği, temyiz başvurusu sonrasında Dairemizin 25/11/2014 tarihli ve 2014/12160 esas, 2014/34028 sayılı ilamı ile kararın bozulduğu, bozma sonrası yargılamada İstanbul 30. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 24/03/2015 tarihli ve 2015/7 esas, 2015/94 sayılı kararı ile önceki hükümde direnilerek sanık hakkında yeniden beraat kararı verildiği ve verilen kararın Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 19/12/2017 tarihli ve 2017/4-291 esas, 2017/558 sayılı ilamı ile bozulduğu, bozma üzerine yeniden yapılan yargılama sonucunda ise, anılan Mahkeme'nin 18/10/2018 tarihli ve 2018/200 esas, 2018/633 sayılı kararı ile sanığın cezalandırılmasına, verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, bahsi geçen karara karşı sanığın, suçun oluşmadığı, beraat etmesinin gerektiği, dava zamanaşımının da gerçekleşmiş olduğu hususlarında itirazda bulunduğu, yapılan bu başvuru, üzerine İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 04/12/2018 tarihli ve 2018/871 değişik iş sayılı kararıyla "...dosya içeriği ile delil durumuna, Mahkemenin kabul ve gerekçesine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın usul ve yasaya uygun olduğu..." şeklindeki gerekçeyle reddedilerek, sanık hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının 04.12.2018 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
Dosya kapsamı, kanun yararına bozma istemi ve tüm bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde;
CMK’nın 231. maddesinin 12. fıkrasına göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı itiraz yoluna başvurulabilecektir. CMK’nın itirazla ilgili maddelerinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yönelik itirazın yalnızca şekil yönünden inceleneceği, esasın inceleme dışı bırakılacağına dair açık bir düzenleme olmadığı gibi, ayrıca yasa yoluna başvurma hakkının içerisinde esastan inceleme yapılmasını isteme hakkının olduğunun da kabul edilmesi gerekir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının talebe bağlı oluşu (CMK'nın 231/6-c maddesi) yasa yolu incelemesinde esastan inceleme isteminde bulunulamayacağı anlamına gelmez. Yargıtay Ceza Genel Kurulu da 22/01/2013 tarih ve 2012/10-534 esas, 2013/15 sayılı kararında itirazın hem maddi hem hukuki yönden ele alınması ve her yönden hukuka uygunluğunun denetlenmesi gerektiğine karar vermiştir.
Bu açıklamalar karşısında; sanık ...'ın üzerine atılı şantaj suçu için 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesinde öngörülen olağan dava zamanaşımının 8 yıl olduğu, suç tarihinde işlemeye başlayan bu sürenin iddianame tanzimi sonrasında sanığın savunmasının alındığı 20.10.2010 tarihinde kesildiği ve yeniden işlemeye başladığı, Mahkemece verilen beraat kararı, Dairemizce verilen bozma kararı, sonrasında yine Mahkemece kurulan beraat hükmü ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun bozma kararının zamanaşımını kesen nedenlerden olmadığı, yeniden yapılan yargılama sonucunda verilen 18.10.2018 tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ise, yapılan itirazın reddedilmesi suretiyle kesinleştiği tarih olan 04.12.2018 tarihinde dava zamanaşımını durdurduğu, sonuç olarak dava zamanaşımının son kez kesildiği 20.10.2010 tarihinden itibaren, zamanaşımını durduran 04.12.2018 tarihli mercii kararına kadar, 8 yıllık olağan dava zamanaşımının gerçekleştiği gözetildiğinde, sanığın, iddiaya konu suçla ilgili olarak dava zamanaşımının gerçekleştiği talebini de içeren itirazının, hem maddi hem hukuki yönden ele alınması, kararda hukuka aykırılık saptanması halinde gerekçesi de gösterilmek suretiyle itirazın kabul edilmesi, bu suretle de kararın her açıdan hukuka uygunluğunun denetlenmesinin gerektiği gözetilmeden ve zamanaşımına yönelik değerlendirme yapılmadan, yasal olmayan gerekçeyle itirazın reddine karar verilmesine dair, İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 04/12/2018 tarihli ve 2018/871 değişik iş sayılı kararında isabet bulunmamaktadır.
IV- Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Kanun yararına bozma istemine ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ihbarnamede yer alan bozma nedeni yerinde görüldüğünden, İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 04/12/2018 tarihli ve 2018/871 değişik iş sayılı kesinleşen kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Bozma nedenine göre sonraki işlemlerin, CMK'nın 309/4-a maddesi gereğince mahallinde merci Mahkemesince yerine getirilmesine, 19/09/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy