Birden fazla kişi ile birlikte silahla tehdit ve hakaret suçlarından sanık ...'un, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/2-a,c ve 125/1-4. maddeleri uyarınca 1 yıl 9 ay 20 gün ve 2 ay 27 gün hapis cezaları ile cezalandırılmasına dair... 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 25/01/2018 tarihli ve 2017/131 esas, 2018/33 sayılı kararının, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 14/05/2019 gün ve 94660652-105-55-5883-2019-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24/05/2019 gün ve 55574 sayılı istem yazısıyla Dairemize gönderilen dava dosyası incelendi.
Kanun yararına bozma isteyen ihbarnamede; "benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 04/12/2018 tarihli ve .... karar sayılı ilâmında yer alan "...Mahkemeye gelmemiş olan sanık hakkında duruşma yapılamayacağına ilişkin temel kuralın istisnalarından biri olarak öngörülen ve ancak derhal beraat kararı verilebilecek hallerde sınırlı olarak uygulama yeri bulunan 5271 sayılı CMUK'nın 193. maddesinin söz konusu olayda uygulamasının mümkün bulunmadığı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun ve özel dairelerin uyum gösteren kararlarının da bu yönde olduğu gözetilmeden, CMUK'nın 147 ve devamı maddeleri uyarınca sanığın savunması alınıp, sonucuna göre hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, savunma alınmadan mevcut kanıtlar tartışılarak, delil takdirine girilmek suretiyle yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi..." şeklindeki açıklama karşısında, somut olayda, mahkemece sanığın savunmasının usulüne uygun şekilde alınmadığının anlaşılması karşısında, savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir." denilmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
I-Olay:
Birden fazla kişi ile birlikte silahla tehdit ve hakaret suçlarından sanık ...'un, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/2-a,c ve 125/1-4. maddeleri uyarınca 1 yıl 9 ay 20 gün ve 2 ay 27 gün hapis cezaları ile cezalandırılmasına dair... 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 25/01/2018 tarihli ve 2017/131 esas, 2018/33 sayılı kararının, istinaf edilmeksizin 27/06/2018 tarihinde kesinleştiği ve sanığın usulüne uygun savunması alınmadan mahkumiyet kararları verilmesi nedeniyle bu kararın kanun yararına bozma konusu yapıldığı anlaşılmıştır.
II-Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:
Sorgusu yapılmayan sanık ... hakkında tehdit ve hakaret suçlarından cezalandırılmasına dair kurulan mahkumiyet hükümlerinin, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurup doğurmayacağına ilişkindir.
III-Hukuksal Değerlendirme:
5271 sayılı CMK’nın 191. maddesinde duruşmaya başlanmasına ilişkin kurallar ile sanığın sorgusunun nasıl icra edileceğine ilişkin hükümlere yer verilmiş, anılan Kanunun 193/1. maddesinde ise, kanunun ayrık tuttuğu haller saklı kalmak üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılamayacağı belirtilmiştir. Kanunun ayrık tuttuğu hallere ise 5271 sayılı Kanun’un 193/2 ve 195. maddelerinde yer verilmiştir.
CMK’nın 195. maddesindeki düzenlemeye göre, suçun yalnız veya birlikte adli para cezasını veya müsadereyi gerektirmesi halinde, sanık gelmese de duruşma yapılabilecektir, ancak maddenin uygulanabilmesi için iki koşulun bir arada bulunması gerekmektedir. Bunlardan ilki, suçun yaptırımın adli para cezası veya müsadereden ibaret bulunması, ikinci koşul ise, sanığa gönderilecek davetiyeye gelmese de duruşmanın yapılacağı ihtarının yazılmış olmasıdır.
193. maddenin 2. fıkrasında ise, “sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir” hükmüne yer verilmiştir. Bu hükümler yüz yüze yargılama ilkesinin istisnasını oluşturmakta ise de, somut olayda uygulanma imkanı bulunmamaktadır.
Sanığın duruşmada hazır bulunabilmesi, yükümlülük yönü olmakla birlikte öncelikle kendisi açısından bir hak olup, bu hak adil yargılanma hakkının temel unsurlarından birini oluşturmaktadır. Tarafı olduğumuz ve onaylamakla iç hukuk mevzuatına dahil ettiğimiz Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesinin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendinde, sanığın en azından kendi kendini savunma hakkı bulunduğu belirtilmekle, mahkeme huzurunda doğrudan savunmasını yapabilmesi için duruşmada hazır bulunma hakkının varlığı da zımnen kabul edilmiştir.
Kendisi yönünden hak olarak düzenlendiği kabul edilen bir hususta sanığın, bu hakkı ne şekilde kullanacağı konusunda hiçbir insiyatifinin olmadığının kabulü halinde hakkın varlığından da söz edilemeyecektir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 12 Şubat 1985 tarihli Colozza ve Rubinat/İtalya ile 25 Kasım 1997 tarihli Zana/Türkiye kararlarında, sözleşmeyle garanti altına alınan bir hakkın kullanılmasından vazgeçilmesinin, bunun açıkça söylenmesiyle mümkün olabileceği belirtilmiş olup, buna göre sanığın duruşmada hazır bulunma hakkından feragat etmesi de ancak bu hususu açıkça söylemesiyle mümkün olacaktır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19/06/2012 gün ve 13/125-236 sayılı kararında da belirtildiği üzere, sanığın ceza yargılamasındaki en önemli haklarından biri yargılamanın her aşamasında gözönünde bulundurulması gereken savunma hakkıdır. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış olan bu hakkın, herhangi bir nedenle sınırlandırılması olanaklı değildir. Nitekim 1412 sayılı CMUK’nın 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 308/8. maddesine göre de savunma hakkının kısıtlanması mutlak bozma nedenlerindendir.
Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; sanık ... hakkında birden fazla kişi ile birlikte silahla tehdit ve hakaret suçlarından mahkumiyetine karar verilen yargılama sırasında savunmasının alınmadığı anlaşılmıştır.
Bu itibarla, CMK’nın 193/1. maddesinde yazılı olup, savunma hakkı yanında yargılama yönteminin temel ilkelerinden olan “doğrudan doğruyalık, vasıtasızlık ve yüzyüzelik” ilkelerinin gerçekleştirilmesi amaçlarına da yönelik bulunan; "hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılamaz" hükmüne uyulmayarak, sanığın isnat edilen suçlardan mahkemece sorgusu yapılıp, savunması alınmadan, mahkumiyet hükümleri kurulması hukuka aykırıdır.
IV- Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Adalet Bakanlığı'nın istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden,
1-Birden fazla kişi ile birlikte silahla tehdit ve hakaret suçlarından sanık ... hakkında, ... 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 25/01/2018 tarihli ve..... sayılı kararının, CMK’nın 309. maddesi uyarınca istem gibi Kanun Yararına BOZULMASINA,
2-Savunma hakkının kısıtlanmasıyla ilgili bozma nedenine göre CMK'nın 309. maddesinin 4/b fıkrası gereğince, mahkemesince yeniden yargılama yapılarak hüküm kurulmasına, 21/10/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.