MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2021/841 E., 2021/1792 K.
SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde sunulduğu ve temyiz dilekçelerinde temyiz sebebine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan İlk Derece Mahkemesince verilen mahkumiyet hükmüne yönelik yapılan başvuru üzerine Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
1- Sanığın temyiz istemi; paylaşımların siyasi hiciv ve ağır eleştiri niteliğinde olduğuna, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine ilişkindir.
2- Katılan vekilinin temyiz istemi; sanık hakkında verilen cezada zincirleme suç hükümleri uyarınca artırım yapılması gerektiğine ilişkindir.
III. GEREKÇE
Sanığın ikrarı, açık kaynak araştırma raporu ile tüm dosya kapsamından, sanığın mahkumiyetine ve 03.02.2020 tarihli paylaşımın dışındakiler hakaret niteliğinde olmadığından zincirleme suç hükümlerinin uygulanmamasına ilişkin Mahkemenin takdir ve gerekçesi yerinde bulunmuş, sanık ve katılan vekilinin temyiz sebeplerinin reddine karar vermek gerekmiştir.
Sanığa yükletilen Cumhurbaşkanına hakaret eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı;
Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu,
Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı anlaşıldığından, yapılan incelemede hukuka aykırılık görülmemiştir.
IV. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararında sanık ve katılan vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun'un 289/1. maddesi ile sair nedenler yönünden yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun'un 302/1. maddesi gereği, tebliğnameye uygun olarak, oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca Korkuteli Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
23.12.2025 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık, çizilen karikatürün Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığı noktasındadır.
Barışçıl ve özgür bir toplum hedefi ancak demokratik yönetim ilkelerinin egemen kılınması ile gerçekleşebilir. Bu kapsamda toplumların gelişmesi, insanlığın ilerlemesi ancak demokratik bir toplumda olanaklıdır.
Bir toplumun demokratik olup olmadığının tespiti hiç kuşkusuz tek parametre ile ölçülemez ancak bunlardan biri var ki olmazsa olmaz ölçütü olan ifade özgürlüğüdür. İfade özgürlüğünün olmadığı bir toplum demokratik toplum değildir.
Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesi
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
AİHM’nin 07/12/19 76... /12 başvuru nolu Handyside-Birleşik Krallık kararında belirttiği artık klasikleşen bir retorik ile söylersek “İfade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur. İfade özgürlüğü, 10. maddenin sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen 'haber' ve 'düşünceler' için değil, ama ayrıca Devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz. Bu demektir ki, başka şeyler bir yana, bu alanda getirilen her 'formalite', 'koşul', 'yasak' ve 'ceza', izlenen meşru amaçla orantılı olmalıdır.
AİHS 10. md ile güvence altına alınan ifade özgürlüğün sınırsız olmadığı 10/2. madde de belirlenen gerekçelerle sınırlandırılabileceği hüküm altına alınmıştır. Sözleşmede yer alan bu düzenleme AİHS içtihatları ile açıklığa kavuşturularak Avrupa kamu düzeninin yaşam ve hukuk pratiğinin vazgeçilmezi haline getirilmiştir.
AİHM siyasetçiler bakımından ilkelerini koyduğu ve bu konuda geniş değerlendirmelerde bulunduğu ilk dava .../Avusturya kararıdır. Söz konusu olayda, Avusturya’da 1975 yılında yapılan seçimlerden sonra, bir gazeteci olan başvuran ..., geçmişinde Nazi faaliyetleri bulunan bir siyasetçi ile koalisyon kuracağını açıklayan Federal Şansölye ...’yi eleştiren yazılarında, “ahlaksızca”, “yüz kızartıcı”, “en adi türden fırsatçılık” ifadelerine yer vermiştir. Başvuranın para cezasına mahkum olduğu bu davada AİHM, politikacıların kendilerine yöneltilen ağır eleştirilere tahammül etmek durumunda olduğunu vurgulamış ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna varmıştır. AİHM, içtihatlarını tekrar ederek, siyasetçilerin eleştirilere özel kişilerden daha fazla hoşgörü göstermesi gerektiği ilkesine dayanmış ve mahkûmiyetin ifade özgürlüğüne orantısız bir müdahale oluşturduğuna hükmetmiştir. Hararetli siyasi tartışmaların yaşandığı bir arka plan ışığında, başvurucunun açıklamaları, saldırgan olmakla birlikte hakaret niteliğinde görülmemiştir (.../Avusturya, 9815/82, 08/07/1986)
AİHM .../Avusturya kararının ardından aynı ilkeleri Oberschlick/Avusturya kararında da tekrar etmiştir. Bu kararda da; bir siyasi parti liderinin İkinci Dünya Savaşına katılan askerler ile ilgili olarak yapmış olduğu açıklamalar sonrasında gazeteci olan başvuran tarafından “ahmak/aptal” şeklinde ifadeler kullanması nedeniyle, başvuran hakkında başlatılan ceza davası sonucunda mahkumiyetine karar verilmiştir. AİHM, siyasetçilerin eleştirilere özel kişilerden daha fazla hoşgörü göstermesi gerektiği ilkesini yineleyerek mahkûmiyetin ifade özgürlüğüne orantısız bir müdahale oluşturduğunu bu sebeple de başvuran hakkında ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir (Oberschlick/Avusturya, 20834/92, 01/07/1997).
Siyasetçiler/politikacılar için ortaya koyduğu ilkelerin aynısını AİHM, hükümet politikaları için yapılan eleştiriler ve yorumlar için de kabul etmiştir. Bu kapsamda Castells/İspanya kararında AİHM hükümet politikalarına karşı yapılan eleştiri ve yorumların siyasetçilerden bile daha geniş olduğuna vurgu yapmıştır. AİHM kararında hükümetin eylem ve işlemlerinin sadece yasama ve yargı organları tarafından değil aynı zamanda gazeteciler ve kamuoyu tarafından da takip edilmekte ve eleştirilmekte olduğunu belirtmiştir. Bu itibarla, hükümetlerin söz konusu eleştirilere yönelik başka yollardan cevap verme hakkının bulunduğuna dikkat çeken AİHM, ceza yaptırımlarına yönelik makul ve aşırıya kaçmayan tedbirleri alabileceğine hükmetmiştir. (Castells/İspanya, 11798/85, 23/04/1992)
Eon/Fransa davasında AİHM, bir siyasî eylemcinin, 2008 yılında Fransa Cumhurbaşkanı‘nın ziyareti sırasında, Cumhurbaşkanı korteji geçmek üzereyken, üzerinde “Defol git, salak herif” yazılı bir pankart açarak Fransa Cumhurbaşkanı’na hakaret etmekten hüküm giymesini incelemiştir. AİHM, bu içtihadında yerginin, pek çok kez, özünde var olan abartma ve saptırma vasıfları yoluyla, doğal olarak kışkırtmayı ve galeyana getirmeyi amaçlayan bir sanatsal ifade ve toplumsal eleştiri biçimi olduğunu belirttikten sonra, ceza verilmesinin, güncel konular hakkında yergi niteliğinde ortaya konulan ifade biçimleri üzerinde bir soğutma etkisi yapmasının mümkün olduğu ifade edilmiştir. Bu tür ifade biçimlerinin kendisi, kamu menfaatini ilgilendiren sorunların serbestçe tartışılmasında oldukça önemli bir rol oynayabilmektedir ki; serbest tartışma olmadan demokratik toplum mümkün olamaz. (Eon/ Fransa, 26118/10, 14/03/2013)
Hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye yönelik olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşa yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.
Doğal haklardan kabul edilmiş ifade hürriyeti çoğulcu demokrasilerde vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Düşünce hürriyeti insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikirleri ve kanaatlerinden dolayı kınamaya tabi tutulmama ve düşüncelerini meşru yöntemlerle dışarı vurabilme özgürlüğüdür. Demokrasinin olmazsa olmaz şartlarından olan ifade hürriyeti bir çok hak ve özgürlüğün temelidir. Bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti bir çok uluslararası belgeye konu olmuş ve Anayasa'da da ayrıntılı düzenlemelere tabii tutulmuştur. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir." denilmektedir.
Yukarıda belirtilen AİHM kararlarında vurgulandığı üzere ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamanın siyasetçilere yönelik eylemlerde meşru bir amaca yönelik olması yetmez ayrıca bu sınırlamanın demokratik toplumda gerekli olduğunun da ispatlanması gerekir. Bunun sınırları ise müdahalenin zorlayıcı bir toplumsal talebe dayanması ile ölçülü olması zorunluluğudur.
Anayasa Mahkemesi ... başvurusu (2018-5104) kararında belirtildiği gibi karikatür, ele adlığı konuları komik veya iğneleyici olması için abartan ve çarpıtan resim türüdür. Karikatürlerin siyasi eleştiri yapmak için sıklıkla kullanıldığı aşikardır. Bu nedenle karikatürlere ilişkin bir değerlendirme yapılırken söz konusu belge içinde abartı barındırdığı dikkatle değerlendirilmelidir.
İfade özgürlüğü toplumun ilerlemesi ve bireyin kendini geliştirmesi için gerekli temel şartlardan biridir. Bu özgürlük sadece kabul gören, zararsız, kayıtsızlık içeren bilgi ve fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici, rahatsızlık içeren ifadeler içinde geçerlidir. Ayrıca siyasetçilerin, kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin yaptıkları iş nedeniyle daha fazla eleştiriye katlanmak zorunda oldukları, eleştirinin sınırlarının bu kişiler yönünde çok daha geniş olduğu kabul edilmektedir.
AİHM ve Anayasa Mahkemesinin birçok kararında vurgulandığı gibi toplumsal ve ekonomik sorunlara yönelik olarak veya ülkenin yönetim tarzına yönelik eleştiriler kamu otoritelerini veya toplumun önemli bir bölümünü rahatsız etse dahi ifade özgürlüğünün korunması altındadır.
Özellikle karikatürlerde kişilerin gerçek resimlerinin kullanılmadığı, çizim yoluyla benzetme yapıldığı tüm toplum tarafından algılanabilen bir gerçekliktir. Bu nedenle gerçek resim üzerinde yapılan bir müdahale ile çizim sonucu yapılan bir karikatür arasında değerlendirme yapılırken bu farkın gözetilmesi gerekir. Karikatür çizimlerinde abartıya başvurulması doğası gereğidir. Bu nedenle siyasetçilere yönelik çizilen karikatürlerde demokratik çoğulculuk açısından çok daha fazla hoşgörü gösterilmesi gerekir.
AİHM, Bildender Künstler Avusturya davasında karikatür olarak yapılan çizimlerde vücutların gerçekçi olmayan, abartılı bir şekilde resmedildiğini, resmin açıkça gerçeği yansıtmayı amaçlamadığı, bu tür tasvirlerin hiciv unsurları kullanılarak ilgili kişilerin karikatürleri olduğu, hicivin bir sanatsal ifade ve sosyal yorum biçimi olduğunu ve abartı, gerçeğin çarpıtılması gibi doğal özellikleriyle kışkırtmayı ve tahrik etmeyi amaçladığı, bu nedenle bir sanatçının bu tür ifade hakkına yapılan her türlü müdahalenin dikkatle incelenmesi gerektiğinin altını çizmiştir. Bu tür karikatür çizimlerinde politikacıların eleştirilere karşı daha geniş bir hoşgörü göstermesi gerektiğini belirtmektedir.
Somut olayda, sanığın cezalandırılmasına dayanak yapılan karikatür Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturacak nitelikte olmayıp abartılı karikatür çiziminden ibaret olup ifade özgürlüğü kapsamındadır.
Ayrıca sanığın cezalandırılmasını gerektiren demokratik toplumda acil bir toplumsal ihtiyacın varlığından söz edilemez. Yine çizilen karikatür karşılığı verilen cezanın orantılı olduğu da söylenemez. Bu yönüyle ifade özgürlüğüne yönelen bu sınırlamanın demokratik toplum gereklerine uygun olmadığı düşüncesiyle, sanığın beraati yerine mahkumiyet kararının onanması yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne karşıyım.