(818 S. K. m. 49) (2709 S. K. m. 79)
(... O halde, TBMM. üyelerinin meclis çalışması ile ilgili olmayan ya da dairemizin yukarıda tarih ve numaraları belirtilen kararlarında açıklanan nedenlerle, meclis fonksiyon ve faaliyetiyle uzaktan ve yakından bir ilgisi bulunmayan yersiz ve icapsız eylemlerden ve sözlerden dolayı hukuksal yönden bir sorumluluğun benimsenmesi, Anayasa'nın 79/1. maddesinin açık hükmüne asla aykırılık teşkil etmeyecektir.
Temyiz incelemesine konu olan ve davacının manevi tazminat davasının dayanağını teşkil eden olayın şu şekilde cereyan ettiği görülmektedir.
Zamanın başkanı olan davacı, 16.9.1976 gününde Millet Meclisi Başkanına bir tel çekmiş ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri Kuruluş Kanununun çıkmasını önlemek amacıyla CHP. nin engelleme gayretlerine Meclis Başkan vekilinin de katıldığını, Başkan vekilinin bu davranışıyla Anayasa'yı ve İçtüzük hükümlerini ihlal ettiğini, Meclisi çalıştırmadan toplantıyı kapattığını, belirttikten sonra bazı olaylar zikretmek suretiyle tutumunu tenkit etmiş ve sonuçta kişiliğine teessüflerini bildirmiştir.
Bu telgraftan haberdar olan davalı ise 17.9.1976 günü (yerel mahkemenin de kararında belirttiği gibi ) davacıya şeref ve haysiyetini ihlal eden bir tel çekmiştir. Bu telgraf dile getirilen sözlerin Meclis çalışmaları ile ilgili olmadığı açıktır. Telgrafın Meclis Postahanesi'nden çekilmiş olması sonuca etkili değildir. Kaldı ki, bu davranış ve sözler Meclis içi bir faaliyetin meclis dışında da tekrarı niteliğinde sayılamaz. Çünkü yukarıda da belirtildiği gibi olayın cereyan şekli itibariyle bir temsilcilik fonksiyonunun gereği de olmadığı anlaşılmaktadır. Esasen davalı davacıya çektiği telgrafta bahsettiği doğrultusunda bir meclis içi faaliyette bulunduğunu da kanıtlayamamıştır. Bütün faaliyetlere ilişkin olarak ibraz ettiği belgeler, tümüyle telgrafın çekilmesinden sonraki tarihlere ilişkindir. Bu itibarla olayda Anayasa'nın 79/1. maddesinde öngörülen sorumsuzluk ilkesinin bu olayda uygulanması düşünülemez. Bu bakımdan mahkemenin, dairemizin gerekçesini aynen kararına aktardığı 8.7.1966 gün ve 3490 E.7470 K. sayılı içtihadında açıklanan ilkeyi tamamen benimsemesine rağmen aksi sonuca varmış olması doğru değildir.
Mahkemece ileri sürülen ikinci red nedeni, davacının birlikte kusuru bulunduğu görüşüne dayanmaktadır. Mahkemenin, bu konuda ileri sürdüğü ilke gerçekten doğrudur. Zararı doğuran eylemin işlenmesine gerçekten mağdur ortak kusuru ile sebebiyet vermiş ise, o takdirde işin niteliğine göre tazminat isteme hakkı düşmüş sayılabilir.
Yerel mahkeme, aynen (Davacı, hakkındaki iddialar üzerine Anayasa ve ilgili kanunların belirttiği şekilde adli merciler huzuruna çıkıp aklanmak bakımından gerekli talep ve teşebbüslerde bulunduğunu, bütün imkanlarını kullandığını iddia ve ispat etmemiş olduğuna göre, adli merciler huzuruna çıkıp aklanmak hususunda gerekli girişimlerde bulunmaması ağır bir ortak kusur niteliğinde bulunmuş) olduğu gerekçesine de yine davacının manevi tazminat isteyemeyeceği sonucuna varmış bulunmaktadır. Mahkemenin bu gerekçesine de katılmak mümkün değildir. Zira birlikte kusurun ne olduğu gerek bilimsel eserlerde ve gerekse uygulamada açıkça belirlenmiştir. Olayımızda zarar gören davacının, zararlandırıcı olayın meydana gelmesine kendi davranışı ile sebebiyet verdiğinden söz edilemez. Yerel mahkeme açık olmamakla beraber, davacının bir şaibe altında bulunduğunu, bu konuyu tahkik ile mükellef tahkikat komisyonunun çalışmasının engellendiğini ve böylece davacının adli merciler önüne çıkmaktan kaçındığını ve bu davranışının ise ağır kusur teşkil ettiğini söylemek istemektedir. Oysa Millet Meclisi'nin bilinen çalışma sistemi içinde böyle bir gerekçeye katılmak olanağı yoktur. O halde, bu gibi durumlarda davacı değil, ancak davalı bu konuyu ispatla yükümlüdür. Kaldı ki, davalı da böyle bir savunma ileri sürmemiş bulunmaktadır.
Bütün bu yazılı nedenlerle davacının gerçekleşen manevi tazminat isteğinin kabulü ve hak ve adalete uygun bir tazminata karar verilmesi gerekirken davanın reddi yönüne gidilmesi bozmayı gerektirir.
Temyiz olunan kararın gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy