(818 S. K. m. 49) (1086 S. K. m. 275) (743 S. K. m. 24)
Mahkeme; davalı imzasıyla neşredilen her üç yazıda yasak ve karanlık parasal tedbirlerle dünyada birçok devletin siyasal durumunu etkileyen çok uluslu bir şirketin yan ve alt kuruluşlarının Türkiye'de almakta olduğu bir resmi ihaleyi kamuya duyurmanın ve bu ihale ile ilgili olarak çok uluslu şirketlerin Türkiye'de şirket ve yayın organlarının kamuya haber vermenin bu yayın organı ve sahipleri yazarın kamuoyundaki yönetim görünümleri ile eylemleri arasındaki çelişkiyi vurgulamanın amaç alındığı verilen haber ve yapılan eleştirinin objektif ve doğru olaylara dayalı olduğu ve kamu yararına yönelik bulunduğu söz konusu yazılarda eleştiri hakkının sınırlarının da aşılmadığı kaldı ki bu sınır aşılmış olsa bile kamu yararı ile özel yararın çatışması halinde kamu yararının üstün tutulacağı bu halde hukuka aykırılık öğesinin kalkacağı gerekçelerine dayanarak davacıların tazminat istemelerini reddetmiştir.
Olayın hukuki tartışmasına geçilmeden önce basın hürriyetinin mahiyetine kısaca değinilmesinde yarar görülmüştür. Basın hürriyeti genellikle haber, fikir ve düşünceleri çoğaltıcı araçlarla serbestçe açıklanabilmek özgürlüğü olarak tanımlanmamıştır. Özgürlükçü demokrasi kamusal çıkarlara ilişkin bütün sorunların açıkça tartışılmasını toplumsal yarar yönünden gerekli görür ve görüşlerin herkesin gözü önünde çatışmasıyla sonuçta en doğrunun en rasyonel olanının ortaya çıkacağı inancına dayanır. Bu nedenle özgürlükten yana insan haklarına saygılı demokratik rejimlerde kitle haberleşme araçları rejimin temel öğesi olarak kabul edilir. Yurttaşların devlet yönetimine katılma hakkını uygun ve etkin biçimde kullanabilmeleri için kitle haberleşmesinden yararlanmaları zorunludur. Çünkü halkın her şeyi doğru ve eksiksiz olarak bilmeden bildiklerini ve gördüklerini başkalarına duyurmadan devlet yönetimine etkili olması olanaksızdır. (Sulhi Dönmezer - Basın ve Hukuk 976 sayfa 41 Kayıhan İçel Kitle Haberleşme Hukuku 977/Sayfa: 10).
Anayasa da yukarıda belirtilen ilkeleri kabul ederek 22. maddenin 1. fıkrasında Basın hürdür, sansür edilemez. kuralını koymuş aynı maddenin 3. fıkrasında da basın ve haber alma hürriyetinin kanunla sınırlandırılabilecek istisnalarını belirtmiş kişilerin haysiyet şeref ve haklarına tecavüzü de bunlar arasında göstermiştir. O halde bu davada, çözümlenmesi gereken sorun davalının basının özgür bulunduğuna ilişkin kurala dayanarak yayınlanan yazılar nedeniyle yine Anayasa ile güvence altına alınmış olan kişinin haysiyet şeref gibi haklarına saldırıda bulunup bulunmadığının ve gazeteye olan itimat ve itibarını sarsıp sarsmadığının saptanmasından ibarettir. Kişilik haklarında haksız tecavüze uğrayan şahıs bunun önlenmesini hakimden isteyebileceği gibi tecavüzün gerçekleşmesi halinde manevi giderim de talep edebilir. (MK. m. 24; BK.m.49) fakat kişilik haklarının sınırları da kamu yararına aşılabilir. Kamu yararı ile kişi yararı çatıştığında kamu yararı yeğlenir ve bu durumda kişilik haklarında yapılan saldırı haklı olur (Prof. Tandoğan H. şahsiyetinin akit dışı ihlallere karşı korunmasının işleyişi tarzı ve basın yolu ile olan ihlallere karşı özel hayatın korunması 1963Sayfa 31) Basın kamuyu aydınlatma hususundaki yararı mağdurun şeref ve haysiyet varlığına oranla daha üstün değer arz ettiğinden fiilin özel hukuk bakımından da hukuka aykırılığı ortadan kalkacaktır. (Tandoğan age-Sayfa 23) basın hürriyetinin kapsamı içinde haber verme kamuyu aydınlatma oluşturma ve eleştiri de yer alır. Bunlar Basının hak ve görevleridir. Ancak basında yayınlanan haber doğru vakıalara dayanmalı, doğru bir amaca yönelik olmalıdır. Haber bu nitelikte oldukça şeref ve haysiyet rencide etse bile sorumluluk söz konusu edilemez. Çünkü bu halde hukuka aykırılık ortadan kalkar. (Egger-İsviçre Medeni Kanunun şerhi Giriş ve Kişinin Hukuku, Volf Çermiş Çevirisi 1947, Sayfa 297) O halde yeri gelmişken yine kısaca verilen bir haberin hangi hallerde hukuka uygun sayılacağı hususuna da belirtmek gerekmektedir. Dairemizin 12.4.1979 gün 978/9042 E. ve 4935 Sayılı ilamında da açıklandığı gibi, doktrinde ve uygulamada benimsenen baskın görüşe göre, haber verme hakkı gerçeklik, kamu yararı ve toplumsal ilgi güncellik konu ile ifade arasında düşünsel bağlılık temel kuralları ile sınırlıdır. Eğer bir haber bu temel kurallardan birine ters düşerse bu takdirde hakkın hukuka uygunluğundan söz edilmesi olanağı kalmayacaktır. Olaydaki önemi nedeniyle yukarıdaki unsurlardan özellikle konu ile ifade arasında düşünsel bağlılık öğesinin açıklanmasında yarar bulunmaktadır. Haber verme hakkının hukuka uygunluk sebebi olarak kabul edilebilmesi için haber niteliğinin varlığı ve haberin içeriğini gerçeğe uygunluğu da yeterli değildir. Ayrıca bu haberin hakkın (objektif ve subjektif sınırı) içinde verilmesi zorunluluğu da söz konusudur. Haber niteliğini içeren ve gerçeğe uygun bir yayın yapıldığında temelde hak doğmuş olmaktadır. Sadece bilindiği gibi bütün hukuka uygunluk sebeplerinin bu uygunluk sebebinin sınırları içinde kalması durumunda etken olması mümkündür. Sınırın aşılması değişik sonuçlar doğurabilir. Gazetecinin basın mesleğinin doğan hakları da hakkın icrası olarak bir hukuka uygunluk sebebidir. Öyleyse hakkın icrasının hukuka uygunluk etkenliğini sağlayabilmesi hakkın sınırları içinde kalınmasına bağlıdır. Gerçekten her hangi bir haber ne derece gerçeğe uygun olursa olsun haberin verilişinin gerektirmediği tahkir edici bir dilin kullanılması durumunda hukuka uygunluk durumu söz konusu olamaz. Kullanılan ifadenin habere konu olan olay ile düşünsel bir bağlantısının bir ilgisinin bulunması zorunludur. Bu zorunluluğu aşan ve kişiyi objektif yönden tahkir edici ifadelerinin kullanılması durumunda hakkın sınırı aşılmış, hukuka uygunluk sebebi ortadan kalkmış olur. Bir olayın kamuya duyuruluşu haberin içeriği ve gerçekliği ile uygun düşmeyen kelimeler kullanılmak suretiyle yapılmışsa fiil hukuka aykırıdır. Doğurduğu sonuçlar yönünden kişinin şeref ve haysiyetine zarar verebilecek yayının hukuka uygun sayılmasının nedeni haberin haber niteliğine sahip bulunması ve gerçeğe uygunluğudur. Halbuki gerçekte haber niteliğini taşıyan bir yayında kişiyi küçük düşürücü tahkir ve tezyif edici ifadeler kullanıldığında hakkın kabul edilişindeki mantık ve neden ortadan kalkmış olur. Zira haber vermek hakkı bu görevin yerine getirilmesi için gazeteciye tanınmıştır. haberin gerektirmediği tahkir edici ifadelerin kullanılması durumunda ise basının görev hakkı ile düşünsel bağ, ilgi ortadan kalkmış olur. Zaten bu durumda kamu yararı ve toplumsal ilgi unsurları da ortadan kalkar ve kişisel hakların korunması amacı baskın bir değer kazanır. Esasen bu durumda fikir unsuru da ortadan kalktığı için düşüncenin açıklanmış hürriyeti dolayısıyla bu hürriyetten doğan haklarda ortadan kalkar. Demek bir haberin verilişinin eleştirisinin ve yorumunun yapılışının hakkın sınırları içinde kalabilmesi konu ile konunun açıklanış biçimi arasında düşünsel bir bağlılığın bulunmasını gerektirir. Konunun açıklanışı için gerekli yararlı ve ilgili olmayan beyanların kullanılması kişinin şeref ve haysiyetine saldırı niteliğinde sıfatlama ve değerlendirmelerinin yapılması hakkının sınırının objektif yönünden aşıldığını gösterir (Çetin Özek - Türk Basın Hukuku 1978 sayfa 166-168, 233,244) Vurgulanan ilkelerin ışığı altında davaya konu teşkil eden yazılar incelendiğinde düşüncenin açıklanış biçimi ile konu arasında düşünsel ilişki kuralının nedenlenmiş olduğu görülecektir. Taraflar politik ve sosyal yönden farklı görüşlere sahiptirler. Davalı yazarın kendisine göre davacıların temsil ettiği görüşlere ters düşen davranışlarını eleştirmek amacı ile bu yazıları kaleme aldığı kuşkusuzdur. Ne var ki davacı gazete ve yazarı çok uluslu şirketlerin gazetesi ve gazetecisi imiş gibi göstermek amacı hedef alınmış ve eleştirinin gerektirmediği tahkir edici ifadeler kullanılmıştır. O halde hakimliğin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi gereken bu konuda gerek olmadığı halde bilirkişi mütalaasına başvurularak yukarıda etraflıca izah edilmiş bulunan ilkelere ters düşen bu mütalaanın benimsenmesi suretiyle davacıların kabulü gereken tazminat isteklerinin reddine karar verilmesi yasaya aykırıdır ve karar bu nedenlerle bozulmalıdır.
Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle davacılar yararına BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy