(1086 S. K. m. 75) (5680 S. K. m. 16, 17) (818 S. K. m. 49)
Dava: Davacı ASKİ Genel Müdürlüğü vekili Avukat N.E. tarafından, davalı M.S. aleyhine 11.1.1999 gününde verilen dilekçe ile davalının basına verdiği beyanatlarla kişilik haklarına saldırıda bulunduğu gerekçesiyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 1.7.1999 günlü kararın Yargıtayda duruşmalı olarak incelenmesi davalı tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 15.2.2000 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı asil M.S. geldi, karar taraftan davacı idare vekili gelmedi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra tarafa duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: Dava kişilik hakkına yayın yoluyla saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı Ankara Su ve Kanalizasyon müdürlüğü; 7.1.1999 günlü ..., ... ve ... gazetelerinde, davalı tarafından ASKİ su çetesinin başıdır. Kaçaklara engel olunsa su fiyatları % 30 düşer, Sayaçlar durdurularak İslami kuruluşlardan hiç su parası alınmadığını, bu işi ... Vakfına bağlı ... Planlama yapıyor;, ASKİ verilerinde son dört yılda gösterilen kayıp su miktarının rekor düzeye ulaştığı, olayın bir su çetesinin ürünü olduğu, ... Vakfına bağlı kuruluşların hiç birisinden su parası alınmadığı sayaçların bozuk gösterildiği, bazı kuruluşlarda özellikle sayaçların çalışmasının durdurulduğu Son dört yılda 472 milyon m3 su kaybı olduğu gibi ifadelerle asılsız suçlamalarda bulunulduğundan söz edilerek manevi tazminat isteğinde bulunmuştur.
Mahkemece istek yargılama boyunca ASKİ nin suç çetesinin başı olduğunun kanıtlanmayışı nedeniyle kısmen kabul edilmiş, karar davalı tarafça temyiz edilmiştir.
İlke olarak basının haber verme hakkı gerçeklik, güncellik, kamu yararı, toplumsal ilgi, konu ile ifade arasında düşünsel bağlılık temel kuralları ile sınırlıdır. Haber, anılan temel kurallardan herhangi birine ters düşerse, kamu yararı kişilik hakları dengesi bozulur, kullanılan bu hakkın hukuka uygunluğundan söz edilemez.
Taraflar arasında uyuşmazlığın özünde kayıp su miktarı, su fiyatlarının yüksekliği ve sayaçların çalışmasının durdurulup durdurulmadığı noktasında toplanmaktadır. Ancak uyuşmazlığın özüne bağlı bir dizi yan sorunda davalının mahkemeye sunulan 3.5.1999 ve 1.7.1999 günlü dilekçelerinde gündeme getirilmiş ve eklerinde deliller sunulmuştur.
Öte yandan yargıç şüpheli ve çelişkili gördüğü iddia veya sebepler hakkında izahat isteyebilir. Hatta davanın her aşamasında iki tarafın iddiaları sınırları dahilinde olmak üzere kendiliğinden gerekli delillerin sunumunu emredebilir. (HUMK madde 75/II., III )
Somut olayda davalının sunduğu deliller mahkemece incelenmediği gibi toplumu son derece ilgilendiren davalı iddiaları konusunda olayı açıklayıcı ve tamamlayıcı ek delillerin toplanmasına da gerek görülmemiştir. Şu durumda haberin gerçeklik ilkesi mahkemeye olumlu ya da olumsuz kanaat getirecek yoğunluğa ulaşmamıştır.
Mahkemece yapılacak iş taraf delillerini incelemek ve gerektiğinde olayları aydınlatıcı diğer başka delilleri istemek ve sonucuna göre karar vermektir. Eksik inceleme sonucu karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç : Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA, 15.02.2000 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacı davalının, Ankarada su çetesi ve Su da kaçak var başlıklı yazılardan dolayı kişilik haklarına saldırıda bulunduğunu iddia etmektedir.
Davalı savunmalarında ve dava konusu edilen iddialarında, Ankara için 472 milyon m3 suyun tüketildiği diğer bir anlatımla bu miktarda su bedelinin tahsil edildiğini aslında, bu miktarda ki suyun Ankaranın ihtiyacını fazlası ile karşılayacak miktar olduğunu, ancak davacı kuruluşun bazı kuruluş ve kurumlardan su parası almadığını veya alamadığını, fazla kaçak su bulunduğu gerekçesine dayandığını, kaçak suyun % 30 olarak değerlendirmeye alınmasının abartılı olup gerçeği yansıtmadığını ifade etmektedir. Davalının saptamalarını doğrulayan dosyada davalı kurumca hazırlanan 1998 yılı Gelir ve Gider Bütçesi ile ilgili rapordan da anlaşılmaktadır.
Davalı, belediye meclisi üyesi sıfatıyla bu açıklamaları yapmıştır. Açıklamalarında toplumun yararı olduğu tartışmasızdır. Bir tüzel kişinin çalışmalarının olumsuzluklarını ve bu olumsuzlukların topluma yansıyan olumsuz yönlerini eleştirmiştir. Açıklamalarındaki Çete sözcük ve yakıştırması, davacının bir tüzel kişi olduğu düşünüldüğünde böyle bir nitelendirmenin yerinde kullanılmadığı görülecektir. Bir tüzel kişinin çete olması maddeten ve hukuken olanaksızdır. Çete ancak gerçek kişiler için kullanılır ve ancak gerçek kişilerden çete olur.
Öte yandan, davacının bu sözcüğü kullanılma amacı aslında kullanılmadığı halde, şu veya bu nedenle bedeli alınmayan suyun kaçak su olarak gösterilip, böylece abonelere fazla fiyatla su kullanıldığı, raporda da kaçak su oranının normalin çok üstünde gösterildiği görülmektedir.
Tüm bu olgular göz önünde tutulduğunda başkaca incelenecek bir yönün bulunmadığı, davaya konu edilen açıklamanın somut gerçeği içermese de, haberin veriliş biçimi itibariyle görünüşteki gerçeği yansıttığı, davalının konumu itibariyle böyle bir açıklamayı yapmasında önemli ölçüde kamu yararı bulunduğu gözetildiğinde, kişilik haklarına saldırı bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddi gerektiği kanaatindeyim. Bu nedenle araştırması gereken bir yönün de bulunmadığı düşüncesi ile de, çoğunluğun araştırma yönündeki gerekçeye katılamıyorum. 15.02.2000
KARŞI OY YAZISI
Yerel mahkemenin kararı yeni delil istenmesi ve araştırma yapılması gerektiği belirtilerek bozulmuştur.
Usul Kanunumuz resen araştırma ilkesini değil, taraflarca hazırlama ilkesini benimsemiştir. Bu ilke gereği taraflarca gösterilen delillerden uygun olan ve toplanması gereken deliller toplanarak sonuca gidilmesi gerekir. İstisnai hallerde aydınlanmamış olan konularda araştırma yapılıp taraflardan delil istenir. Eldeki davada tarafların talepleri doğrultusunda delil toplanıp araştırma yapılarak karar verilmiş bulunmaktadır. Bu nedenle dairemiz kararı, mahkeme kararının uygun olup olmadığını belirtir şekilde olması gerekirdi. Bu bakımdan karara katılamıyorum.
Dairemizce karar araştırmaya yönelik bozulduğu için ve kural olarak kararın sonucu bakımından uygun olup olmadığı tartışılmadığı için, mahkemenin ulaştığı sonucun doğru olup olmadığı konusunda düşünce açıklamasının bu aşamada mümkün olmadığını kaydetmekle yetiniyorum. 15.02.2000 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy