(818 S. K. m. 49)
Dava: Davacı M.A. vekili avukat K.İ. tarafından davalı H.A. aleyhine 20.5.1998 tarihinde verilen dilekçe ile davalının kötü niyetle davacının 1996 yılı sicil notunu düşük verdiğinden 500.000.000 Tl manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davalının sicil doldururken kasti davrandığı konusunda kanıt ve emare elde edilmediğinden davanın reddine dair verilen 5.11.1998 tarihli kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili avukat K.İ. tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: Davacı, davalının sicil amiri olarak aralarındaki çekişme nedeniyle yansız davranmadığını, sicil yönetmeliğine aykırı olarak hakkında olumsuz sicil verdiğini, böylece kişilik haklarının zarar gördüğünü belirterek tazminat isteminde bulunmuştur.
Mahkemece davalının sicili doldururken zarar vermek kastının bulunmadığını, yanılgıya düşmüş olsa bile kötü niyetinin olmadığını belirterek istemin reddine karar verilmiştir.
Dosyadaki kanıt ve belgelere göre davalı tarafından düzenlenen sicilin iptali için Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nde dava açıldığı, anılan mahkemece 16.9.1997 tarih ve 1997/183 Esas, 1997/567 Karar sayılı hükümle iptali yönünde hüküm kurulduğu görülmüştür. Anılan kararın gerekçe bölümünde davacının davaya konu olan sicil dönemi içinde herhangi bir disiplin cezası olmadığı, uyarılmadığı, emsallerinin arasında seçilmek suretiyle yurtdışı görevine gönderildiği, böylece geçmişteki sicilleri ile bu davranışının bütünlük taşıdığı, davalı tarafından verilen sicilin objektifliğini ortaya koyacak herhangi bir bulgunun olmadığı, böylece sicilin hukuki dayanaktan yoksun olup tarafsızlık adalet ve vicdani kanaatle takdir edilmediği sonucuna varıldığı belirtilmiştir. İdare Mahkemesi'nin kararında belirtilen bu olgular dava için önemli derecede bulgular olup, güçlü kanıt niteliğinde olmaları itibariyle eldeki davada dayanak teşkil etmesi gerekir. Bu bağlamda davalının yansız davranmadığı, eylemi ile davacıyı zararlandırdığı açıktır.
Davalının belirtilen eyleminin böylece hukuka aykırı olduğu, eylemle sonuç arasında davacının kişilik haklarının zarar gördüğü anlaşılmış bulunulduğuna göre mahkemenin davalının kasıtlı hareket etmediği ve kötü niyetli bulunmadığı, biçimindeki vardığı sonuç doğru kabul edilemez. Davalı kasden ve kötü niyetli hareket etmiş olmasa dahi özensiz davrandığı, böylece özensizlik derecesinde kusurlu olduğu kabul edilmek gerekir. Kusur ise, bir kimsenin hukuka uygun davranması gerekirken, somut olaydaki gibi hareket etmesidir.
Açıklanan nedenler ve dosyadaki diğer kanıtlar da gözetildiğinde davalının yaptığı işlemle davacının kişilik haklarına saldırıda bulunduğu kabul edilmeli ve takdir edilecek tazminat miktarına karar verilmek gerekirken, karar yerinde belirtilen gerekçe ile istemin reddi yönünde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın belirtilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine, 13.4.1999 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy