(765 S. K. m. 228, 102/4) (818 S. K. m. 60/2)
Dava: Davacı M. E. vekili avukat H. Ç. tarafından, davalılar Ş. U. ve arkadaşları aleyhine 22.6.1998 tarihinde verilen dilekçe ile idari yargı kararlarının uygulanmaması nedeniyle uğranılan manevi zararın ödetilmesinin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; zaman aşımı yönünden davanın reddine dair verilen 5.5.1999 tarihli kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekillerinden B. Y. tarafından süresi içinde istenilmekle, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek, gereği görüşüldü:
Karar: Davacı, davalıların idare mahkemelerince verilen yürütmenin durdurulması kararlarını uygulamadıklarını, davalılardan N. E. ile K. Y nin bu eylemlerinden dolayı cezalandırıldıklarını, atama kararlarına vesile olan ve ceza yargılamasında sorumlulukları belirlenen davalı bakanlar Ş. U. ile İ. G.nin parlamenter dokunulmazlıkları olduğundan, Adalet Bakanlığı'na bildirimde bulunduğunu belirterek manevi tazminat alınması isteminde bulunmuştur.
Yerel mahkemece, Medeni Kanun'a göre manevi tazminat davasının fıil ve failin öğrenilmesinden itibaren bir yıl içinde açılması gerektiği gerekçesiyle davalıların zaman aşımı def'i kabul edilerek dava zaman aşımı nedeniyle reddedilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, Turizm Bakanlığı İşletmeler Genel Müdürlüğü Daire Başkanı olan davacının, 19.10.1994 tarihinde görevinden alınarak Araştırma ve Planlama Kurulu Uzmanlığı görevine atandığı, bu işlemin iptali için davacının açtığı davada 20.12.1994 tarihinde yürütmenin durdurulmasına karar verildiği ve davacının 01.03.1995 tarihinde görevine iade edildiği, ancak işlemin iptal edildiği 28.3.1995 tarihinden önce 23.2.1995 tarihinde davacının yeniden görevden alınıp yine Araştırma ve Planlama Kurulu Uzmanlığı'na atandığı, bu işlemin de iptali için açılan idari davada 27.5.1995 tarihinde yeniden yürütmenin durdurulmasına karar verildiği ve davacının 27.7.1995 tarihinde ikinci kez görevine iade edildiği, ne var ki yine işlemin iptal edildiği 28.9.1995 tarihinden önce 31.7.1995 tarihinde görevinden alınarak Kütahya İl Turizm Müdür Yardımcılığı'na atandığı, davacının 22.5.1995 tarihli şikayeti nedeniyle açılan soruşturma sonucunda yargılanmalarına karar verilen davalılardan K. Ynin, yargı kararları ile iki kez görevine döndürülen davacıyı bakanların bilgi ve buyrukları doğrultusunda hazırladığı atama onayını içeren belgeleri Turizm Bakanlığı Personel Daire Başkanı olarak imzaladığı, Turizm Bakanlığı Müsteşarı olan diğer davalı N. E.nin de bunları paraf ettiği, bu suretle yürütmenin durdurulmasına ilişkin idari yargı kararlarını etkisiz bıraktıkları ve eylemlerinin iki kez Türk Ceza Yasası'nın 228. maddesinin uygulanmasını gerektiren suçu oluşturduğu benimsenerek cezalandırıldıkları ve bu kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır. Diğer bir anlatımla davalıların idari yargı kararını uygular görünmekle birlikte gerçekte uygulamadıkları, bu eylemlerinin de suç olduğu görülmektedir. Eylemin suç sayılması durumunda olayda uygulanması gereken zaman aşımının belirlenmesi için Borçlar Yasası'nın 60/2. maddesine bakmak gerekir. Anılan yasa hükmünde, tazminat davasının ceza yasaları uyarınca daha uzun süreli zaman aşımına bağlı cezayı gerektiren bir eylemden doğmuş olması halinde, ceza zaman aşımının uygulanacağı kuralı getirilmiştir.
Türk Ceza Yasası'nın 228. maddesinde düzenlenen suçun bağlı olduğu ceza zaman aşımı ise, yine Türk Ceza Yasası'nın 102/4. maddesi gereğince S yıldır. Şu duruma göre işin esası incelenerek varılacak sonuca göre bir hüküm kurulmak gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun görülmediğinden, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine, 14.10.1999 tarihinde, oyçokluğu ile karar verildi.
Ek Gerekçe Yazısı
Davacı, İdare Mahkemesi tarafından verilmiş bulunan yürütmenin durdurulması ile ilgili iki kararın davalılarca uygulanmamasından zarar gördüğü iddiası ile tazminat isteğinde bulunmuş, mahkemece zaman aşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, davacı kararı temyiz etmiştir.
Uygulanmadığı iddia edilen iptal ve yürütmenin durdurulması kararlarının uygulanması gerektiği dönemde, davacı Turizm Bakanlığı Teşkilatı'nda Daire Başkanı, davalı N. E. Müsteşar ve davalı K. Y. de Turizm Bakanlığı Personel Daire Başkanı'dır.
Anayasamız hukukun üstünlüğünü benimsemiştir. Yargı kararlarının yasama ve yürütme organlarıyla yönetimi bağladığını, bu organların ve yönetimin yargı kararlarını hiçbir biçimde değiştiremeyeceklerini ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceklerini vurgulamıştır (md. 138/son). Uygulamada yargı kararlarının gereklerini yerine getirmeyenlerin suç işledikleri, tazminatla da sorumlu oldukları kabul edile gelmektedir. Bu anlamda, kararı uygulamak durumunda olanların kararın eksikliğini veya yanlışlığını tartışma yetkileri bulunmadığı gibi, bu kararları eksik uygulamaları, uygulamış gibi görünmeleri de mümkün değildir. Kararın 30 gün içinde uygulanmamış olması şahsi sorumluluk için yeter sayılmaktadır.
1- Yukarıdaki ilkeler gereği aşağıdaki davalılar dışındaki davalılar (Bakanlar) ile ilgili bozma kararına aynen katılıyorum.
2- Kararın davalılar N. E. ve K. Y. ile ilgili bölümüne gelince: Bu tür davalarda Bakan dışındaki görevlilerin sorumlu sayılıp sayılmayacağı meselesi üzerinde durmak gerekir. 2451 Sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne ilişkin Kanun' un iki ve üçüncü maddeleri ile bu kanunun sonuna eklenmiş bulunan iki listeye göre; bazı görevliler Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile öteki görevliler de müşterek kararname veya üçlü kararname diye adlandırılan kararnamelerle atanmaktadırlar. Bu listelerin dışında kalan personelin Bakanlıkların teşkilat kanunlarına göre Bakanca atanacakları düzenlenmiş bulunmaktadır. Ancak Bakan bu yetkisini gerekli gördüğü alt kademelere devredebilir. Bu düzenleme gereği atama yetkisi Bakan'a ait bulunduğuna göre,
Müsteşar ve Personel Daire Başkanı olan bu davalıların sorumluluğunun bulunup bulunmadığı meselesi önem kazanmaktadır. Kamuda yapılan ortak çalışmalarda, bu ortak çalışmaya belli ölçüde katılan tüm görevlilerin doğan sonuçtan sorumlu olmaları asıldır. Bu görevliler görevlerini yaparken yazılı ve sözlü kuralları işin gereğine göre uygulamak durumundadırlar. Özellikle, emir almak durumunda olanlar sırf kendilerine emredileni, emredildiği biçimde yaptıkları savunmasında bulunamazlar. Bazı durumlarda emri verenin yazılı emrinin uygulayıcıyı sorumluluktan kurtardığı halde, diğer bazı hallerde yazılı emir bulunsa da görevlinin o işi emre göre değil, yazılı kurallara göre yapması gerekir. Yapılması suç olan bir işin yapılması emre uygun da olsa, işi yapan memuru cezadan ve sorumluluktan kurtaran bir neden değildir. Örnek verilecek olursa; bir bankanın verdiği kredinin geri dönmemesi nedeniyle, kredinin verilmesi işlemine katılan memurlar aleyhine, bankayı zarara uğrattıkları iddiası ile açılacak davada bu işleme katılan şube müdürü, müdür yardımcısı ve kredi müşterisinin ödeme gücünü araştıran istihbarat görevlisinin sorumlulukları müşterektir. Bu işleme belli kademede işlevleri ile katılmışlardır. Kurallar gereği her kademedeki görevli, belli görevleri yapmak ve sonucuna katlanmak durumundadır. Örnekteki istihbarat görevlisi ben müşterinin durumunu araştırıp raporumu verdim, krediyi verip vermemek müdürün takdirindedir diyemez. Eğer kredinin dönmemesi, yapılmış olan soruşturmanın yanlış, eksik ve yanlı yapılmış olmasından doğmuşsa; o memur diğer görevlilerle dayanışmalı biçimde sorumludur. Örneklendirilen durumda dikkat edilmesi gereken husus görevlinin görevini yaparken kendisine de belli ölçüde yetki ve sorumluluk verilmiş olmasıdır. Halbuki somut olayda atama yetkisi Bakan'da dır. Bu yetki devir yolu ile alt kademeye bırakılmış değildir. Teşkilat Kanunu'nun adlandırılması ile alt kademelere bir yetki devri söz konusu olmayan durumlarda Bakan'dan sonra gelenlerin atamaya bir katkıları bulunmadığından, yalnızca yazışma işini yapmış sayılacaklarından, sorumlulukları söz konusu olamaz. Bakanlar Kurulu Kararnamesi'ni ve Müşterek Kararname'yi hazırlayan görevli ile bir Bakanlıktaki Bakan'ın isteği doğrultusunda atama kararnamesini hazırlayan kişi arasında fark yoktur. Her üç durumda da sorumluluk kanun gereği kararnamede bulunması gereken kişilere aittir. Bu kararnamede parafları bulunan kişiler yazışmayı yapan görevlilerdir. Parafın varlığı, kararın oluşmasına katkılarının bulunmaması nedeniyle sorumluluklarını gerektirmez. Bu nedenle Müsteşar ve Personel Daire Başkanı olan iki davalının sorumlu olmamaları gerekir ise de, Ceza Mahkemesi'nde bu iki davalı mahkum olduklarından, BK 53. maddesi gereğince Hukuk Mahkemesi, Ceza Mahkemesi kararı ile bağlı olduğundan, bozma kararının bu bölümüne, bu nedenle katıldığımı belirtmekle yetiniyorum.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy