(1086 S. K. m. 445)
Dava: Davacı Ömer Koyuncu vekili Avukat Dursun Yassıkaya tarafından, davalılar Abdullah Topal ve Mehmet Topal aleyhine 10.9.1999 gününde verilen dilekçe ile iadei muhakeme istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; mahkemece istemin reddine dair verilen 1.11.1999 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 28.3.2000 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılar vekili Avukat Sibel Uysal geldi, karşı taraftan davacı vekili gelmedi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra tarafa duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü.
Karar: Dava, iadei muhakeme istemine ilişkindir.
İstekte bulunanlar daha önce görülüp sonuçlandırılan tazminat davasının davalı yanı olup, aleyhlerine hüküm kurulmuştur. 10.9.1999 tarihli dilekçe ile; adreslerinin davacı tarafından bilindiği halde mahkemeye yanlış adres vererek ilgisiz adreslere tebligat yapılmasını sağladığı, bu nedenle davada, ilanen tebligat yoluyla taraf teşkilinin yapılarak davanın sonuçlandırıldığını, ne var ki; davacının daha sonra kararı icraya koyarak doğru adreslerine tebligat yaptırdığını belirterek kesinleşmiş Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1997/567 esas, 1999/818 Karar sayılı ilamının yargılamanın iadesi yoluyla ortadan kaldırılmasını istemişlerdir.
Mahkemece, isteğin HUMK'nun 445. ve devamı maddelerinde sayılan iadei muhakeme koşullarına uymadığı, tebligatların daha önce bilinen tespit dosyasındaki adrese yapıldığı ve adresin kasten yanlış verilmediği gerekçe gösterilerek talep reddedilmiştir.
İadei muhakeme, kesinleşmiş veya kesin olarak verilmiş olan kararlara karşı açılan istisnai bir kanun yoludur. İadei muhakeme sebepleri HUMK'nun 445. maddesinde 10 bent halinde sayılmıştır. Bu bentler arasında yer alan HUMK'nun 445/7. bent hükmüne göre; lehine hüküm verilen tarafından hükme etkili diğer bir hile ve huda'nın kullanılmış olmasıda sayılan nedenlerden biri olarak ifade edilmiştir. Bir dava açılırken, davanın yöneltildiği hasmın durumunun iyi belirlenmesi, özellikle hayatta olup olmadığının ve tebligata elverişli ikametgah adresinin tayin ve tesbit edilmesi herkesten önce davacıya düşe bir görevdir. Davayı açan kişinin bilerek bu yükümlülüğü yerine getirmemiş olması durumunda, bunun HUMK'nun sözü edilen 445/7. bendinde yazılı hile ve huda'nın kavramına giren bir eylem olarak kabul edilmek gerekir. Yasa koyucu ne gibi hallerin hile teşkil edeceğini maddede açıklamaktan kaçınmış ve hükme etkili diğer bir hile ve huda deyimiyle; olayların gelişimine göre hükme etkili olan ve mahkemeyi yanılgıya sevkeden bütün vakıaların hile teşkil edeceğine işaret etmiştir.
Somut olayda; davalı adreslerine tebliğ için çıkarılan dava dilekçeleri tebliğ edilmeden iade edilmiştir. Bunun üzerine, davacı taraf; davalıların ceza mahkemesinde de yargılandıklarını orada kendilerine tebligat yapıldığını bildirerek, davalıların ceza davasında tebligat yapılan adresleri olduğunu belirttiği dilekçeyi mahkemeye sunmuştur. Mahkemece, bu adreslere yapılan tebligatlardan da bir sonuç alınamaması üzerine ilanen tebligat yoluna gidilmiştir.
Mahkemece, davalı Abdullah Topal'ın sanık olarak yargılandığı, davalı Mehmet Topal'ın tanık olduğu ceza mahkemesine ait dava dosyası celp edilerek incelenmemiş, bu konuda davacının beyanına itibar edilmiştir. Ne var ki, davacının ceza dosyasındaki davalıların adreslerine ilişkin mahkemeye verdiği bilgi yanlıştır. Ceza dosyasında her iki davalının adresi de açık olarak ve telefon numaraları da dahil olmak üzere belli iken, davacı mahkemeye semt isimleri değişik olan farklı adresler vermiştir. Yanlış bildirilen bu adreslere çıkarılan tebligatlar doğal olarak iade edilmiştir. Davacı, olaydan zarar gören kişi olarak ceza davasını yakından takip etmektedir. Ceza dosyasını inceleyerek davalıların adreslerini belirlemiştir. Ancak, oradaki adresler yerine mahkemeye yanlış adresler vererek mahkemeyi yanıltmıştır.
Şu durum karşısında; davacının bu davranışı HUMK'nun 445/7. bendi kapsamına girmektedir. O halde davalı tarafın yargılamanın iadesi isteminin kabul edilerek davanın esastan incelenmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile iadei muhakeme isteminin reddedilmiş olması doğru görülmediğinden karar bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın gösterilen nedenle BOZULMASINA ve temyiz eden davalılar yararına takdir edilen 65.000.000 lira duruşma avukatlık parasının davacıya yükletilmesine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 28.03.2000 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI:
Talepte bulunanlar, daha önceki davada aleyhine açılan davanın, dava dilekçesinin ve verilen kararın adreslerine tebligat yapılmadan sonuçlandırıldığını belirterek, yargılamanın yenilenmesini istemişlerdir.
Mahkemece istem reddedilmiştir.
Davacıların iddiasına göre, aleyhlerine sonuçlanan gerekçeli kararı tebellüğ etmediklerine dayanmaktadır. Yargılamanın yenilenmesi istemi ancak kesinleşen kararlar için söz konusu olabilir. Talep sahipleri kararı tebellüğ etmediklerini bildirdiklerine veya yapılan tebliğin usulsüzlüğünü ileri sürdüklerine göre, kararın kesinleştiğinden söz edilemez, kararı temyiz etmeleri gerekmektedir.
Bu nedenle davalıların istemlerinin reddine ilişkin olan karar sonucu bakımdan doğru olduğundan bozma gerekçesine katılamıyoruz. 28.03.2000 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy