(818 S. K. m. 41) (765 S. K. m. 228)
Dava: Davacı İsmail ... vekili Avukat tarafından, davalı Nejat ...ve Eyüp ... aleyhine 18.2.1999 gününde verilen dilekçe ile idari yargı kararının yerine getirilmemesinden kaynaklanan manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen 28.3.2000 günlü kararın Yargıtayda duruşmalı olarak incelenmesi davalı Eyüp ...vekili duruşmasız olarak da davacı vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 3.10.2000 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Avukat, karşı taraftan davacı vekili Avukat geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: 1-) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalı Eyüp ...ın temyiz itirazları reddedilmelidir.
2-) Davacının temyizine gelince;
Dava, idari yargı kararının süresinde yerine getirilmemesinden kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece istem kısmen kabul edilmiş, karar davacı ve davalılardan Eyüp ... tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı dava dilekçesinde, Çay İşletmeleri Genel Müdür Yardımcısı iken görevden alınması üzerine açtığı iptal davasında Danıştay 5. Dairesinin 1997/2205 esas sayılı dosyasında verilen 24.6.1998 tarihli yürütmenin durdurulması kararının davalılara tebliğine rağmen uygulanmadığı ve davalıların şahsen sorumlu oldukları iddiasına dayalı olarak manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Mahkemece davalı Genel Müdürün atama yetkisi olmadığı gerekçesiyle aleyhine açılan davanın reddine karar verilmiştir.
Yürütmenin durdurulması kararı üzerine görevden alma işlemi yokmuş gibi (yeni bir atamaya gerek kalmadan) kabul edilip davacının görevine başlatılması ve davalı Genel Müdür Nejat ...ın başlama yazısını yazması gerekirdi. Ancak, dosya kapsamından adı geçen davalının bundan kaçındığı ve gereksiz yazışmalar yaptığı anlaşılmıştır. Kaldı ki ceza mahkemesinde idari yargı kararını bilinçli ve keyfi bir şekilde uygulamayarak davacının yasal haklarını çiğneyip onun zarar görmesine sebep olduğu gerekçesiyle (TCK 228. maddesi) gereğince mahkum olmuştur. O halde davalı genel müdür de sorumlu tutulmalıdır.
Anılan yön üzerinde durulmadan verilen karar usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın (2) nolu bendde gösterilen nedenle davacı yararına BOZULMASINA; davalı Eyüp ...ın temyiz itirazlarının ilk benddeki nedenlerle reddine ve davacı yararına takdir edilen 65.000.000 lira duruşma avukatlık parasının davalı Eyüp ...a yükletilmesine ve davacıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 03.10.2000 gününde oybirliği ile karar verildi.
EK GEREKÇE YAZISI
Anayasamız hukukun üstünlüğünü benimsemiştir. Yargı kararlarının yasama ve yürütme organlarıyla yönetimi bağlandığını, bu organların ve yönetimin yargı kararlarını hiçbir biçimde değiştiremeyeceklerini ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceklerini vurgulamıştır (Madde 138/son). Uygulamada yargı kararlarının gereklerini yerine getirmeyenlerin suç işledikleri, tazminatla da sorumlu oldukları kabul edile gelmektedir. Bu anlamda, kararı uygulamak durumunda olanların kararın eksikliğini veya yanlışlığını tartışma yetkileri bulunmadığı gibi, bu kararları eksik uygulamaları, uygulamış gibi görünmeleri de mümkün değildir. Kararın 30 gün içinde uygulanmamış olması şahsi sorumluluk için yeter sayılmaktadır.
Davalının yukarıda yazılan genel ilkelere uymayan savunmalarına itibar etmek mümkün değildir. Ancak bu tür davalarda bakan dışındaki görevlilerin sorumlu sayılıp sayılmayacağı meselesi üzerinde durmak gerekir. 2451 Sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin Kanunun iki ve üçüncü maddeleri ile bu Kanunun sonuna eklenmiş bulunan iki listeye göre; bazı görevliler Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile öteki görevliler de Müşterek Kararname veya Üçlü Kararname diye adlandırılan kararnamelerle atanmaktadırlar. Bu listelerin dışında kalan personelin bakanlıkların teşkilat kanunlarına göre bakanca atanacakları düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu düzenleme gereği davalının sorumluluğunun bulunup bulunmadığı meselesi önem kazanmaktadır. Kamuda yapılan ortak çalışmalarda, bu ortak çalışmaya belli ölçüde katılan tüm görevlilerin doğan sonuçtan sorumlu olmaları asıldır. Bu görevliler görevlerini yaparken yazılı ve sözlü kuralları işin gereğine göre uygulamak durumundadırlar. Özellikle, emir almak durumunda olanlar sırf kendilerine emredileni, emredildiği biçimde yaptıkları savunmasında bulunamazlar. Bazı durumlarda emri verenin yazılı emrinin uygulayıcıyı sorumluluktan kurtardığı halde, diğer bazı hallerde yazılı bulunsa da görevlinin o işi emre göre değil yazılı kurallara göre yapması gerekir. Yapılması suç olan bir işin yapılması emre uygunda olsa, işi yapan memuru cezadan ve sorumluluktan kurtaran bir neden değildir. Örnek verilecek olursa; bir bankanın verdiği kredinin geri dönmemesi nedeniyle, kredinin verilmesi işlemine katılan memurlar aleyhine, bankayı zarara uğrattıkları iddiası ile açılacak davada bu işleme katılan şube müdürü, müdür yardımcısı ve kredi müşterisinin ödeme gücünü araştıran istihbarat görevlisinin sorumlulukları müşterektir. Bu işleme belli kademede işlevleri ile katılmışlardır. Kurallar gereği her kademedeki görevli, belli görevleri yapmak ve sonucuna katlanmak durumundadır. Örnekteki istihbarat görevlisi ben müşterinin durumunu araştırıp raporumu verdim krediyi verip vermemek müdürün takdirindedir diyemez. Eğer kredinin dönmemesi, yapılmış olan soruşturmanın yanlış, eksik ve yanlı yapılmış olmasından doğmuşsa, o memur diğer görevlilerle dayanışmalı biçimde sorumludur.
Örneklendiren durumda dikkat edilmesi gereken husus görevlinin görevini yaparken kendisine de belli ölçüde yetki ve sorumluluk verilmiş olmasıdır. Atama yetkisi üçlü kararnamede isimleri yazılı kişilerde olan hallerde atama yetkisi bulunmayan kişilerin atamaya bir katkıları bulunmadığından, yalnızca yazışma işini yapmış sayılacaklarından sorumlulukları söz konusu olamaz. Bakanlar Kurulu Kararnamesini ve Müşterek Kararnameyi (Üçlü Kararname) hazırlayan görevli ile bir bakanlıktaki bakanın isteği doğrultusunda atama kararnamesini hazırlayan kişi arasında fark yoktur. Her üç durumda da sorumluluk kanun gereği kararnamede bulunması gereken kişilere aittir. Bu kararnamede parafları bulunan kişiler yazışmayı yapan görevlilerdir. Parafın ve olurun varlığı, kararın oluşmasına katkılarının bulunmaması nedeniyle sorumluluklarına gerektirmez.
Bu bilgiler ışığında davalının işleminin ne olduğu ve buna bağlı olarak sorumluluğunun bulup bulunmadığının araştırılması gerekmekte ise de davalı hakkında ceza mahkemesinin kararı bulunduğundan, BK.nun 53. maddesi gereği hukuk mahkemesinin ceza mahkemesi kararı ile sorumluluğun varlığı açısından bağlı bulunduğundan, bozma kararına bu gerekçe ile katılıyorum. 03.10.2000 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy