(818 S. K. m. 41, 43, 47) (2918 S. K. m. 2)
Dava: Davacılar Zeki Algan ve arkadaşları vekili Avukat Salih Küçükkayar tarafından, davalı TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü aleyhine 4.12.1998 gününde verilen dilekçe ile davacıların desteğinin hemzemin geçitte kaza nedeniyle ölümünden kaynaklanan 6.200.000.000 TL maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davaya bakmak idari yargının görev alanına girdiğinden yargı yolu nedeniyle dava dilekçesinin reddine dair verilen 13.4.1999 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacılar avukatı tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Davacılar, davalının hukuka aykırı davranmak suretiyle desteklerinin ölümüne neden olduğunu belirterek, maddi ve manevi zararın ödetilmesini istemişlerdir.
Mahkemece, davanın idari yargı yerinde bakılması gerektiği belirtilerek görevsizlik kararı verilmiştir.
Dosyadaki kanıtlara göre davaya konu edilen zarar doğuran eylemin, Devlet Demir Yollarının, karayolu ile kesiştiği hemzemin geçit (demiryolu geçidi) olarak isimlendirilen noktada meydana geldiği tartışmasızdır. Tartışmalı olan yön böyle bir noktada oluşan kaza sonucu doğan hukuki uyuşmazlığın adli yargı yerinde mi, yoksa idari yargı yerinde mi çözümleneceğidir.
Yerel mahkeme Uyuşmazlık Mahkemesinin bu tür davalar idari yargıda görülmesi gerektiği yolunda kararları olup, uyuşmazlık mahkemesi kararlarının kesin olduğundan bahisle uyuşmazlığın idari yargı yerinde çözümlenmesinin gerektiği gerekçesi ile davayı yargı yolu bakımından reddetmiştir. Uyuşmazlık mahkemesinin gerekçesinde, üstün yolun Devlet Demir Yolu olduğu, bu bakımdan da hemzemin geçidin düzenlenmesinin adı geçen kuruluşa ait bulunduğu, bu sorumluluğu yerine getirmemekle hizmet kusuru işlediği hususu yer almaktadır. Gerçekten Devlet Demir yolunun işlettiği araç itibariyle üstün geçiş hakkı bulunduğu ve hemzemin geçitteki düzenlemenin onun tarafından yapılması gerektiği biçimindeki düşünceye katılmaktayız. Ne var ki belirleme biçimi uyuşmazlığın yargı yolu bakımından çözüm yerini belirtmeye etkili değildir. Diğer bir anlatımla, her kamu hizmeti yapan kurumun hizmet kusurunun bulunması durumunda bundan doğacak uyuşmazlığın idari yargı yerinde çözümleneceği sonucunu doğurmaz. Kamu kurumuna ait bir aracı kullanan kamu görevlisinin eylemi de idari bir nitelik taşıyıp hizmet kusurunu oluşturabilir. Ancak bu tür uyuşmazlıkların adli yargı yerinde çözümleneceği 2918 Sayılı Karayolları Trafik Yasası'nın 106. maddesinde açıkça ifade edilmiştir.
Bu bakımdan, davaya konu olan olaya, 2918 Sayılı Yasa hükümleri çevresinde çözüm getirilmesi gerekmektedir.
Anılan yasanın 2. maddesinde hiçbir ayrık durum gösterilmeden kanunun Karayollarında meydana gelen trafik olaylarında uygulanacağı belirtildikten başka bu kural biraz daha genişletilerek aynı maddenin (a) ve (b) fıkralarındaki durumlarda da uygulanabileceği öngörülmüştür. Bu bağlamda, karayolu dışındaki alanlardan kamuya açık olanlar ile park, bahçe, akaryakıt servis istasyonları gibi yerler ile birlikte ve özellikle karayolu taşıt trafiği için faydalanılan yerlerde de uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Yine aynı yasanın 3. maddesinde yasanın uygulanmasında göz önünde tutulması gereken tanımlar içinde Demiryolu geçidi (hemzemin geçit) tanımı da verilmiş ve bunun karayolu ile demiryolunun kesiştiği bariyerli ve bariyersiz geçit olduğu ifade edilmiştir.
Açıklanan şu yasal düzenleme itibariyle, karayolu üzerinde meydana gelen eylemlerden doğan olayların yarattığı uyuşmazlıkların çözüm yerinin adlı yargı olacağı yasanın düzenleniş biçiminden açıkça anlaşılmaktadır. Hemzemin geçit karayolu ile tren yolunun kesiştiği bir geçit olarak, o kesimin veya o noktanın Devlet Demir Yoluna ait olduğu sonucunu doğurmayacağı gibi, o noktada meydana gelen eylemin karayolu dışında oluştuğu sonucunu da doğurmaz. Bu bakımdan hukuka aykırı eylemin 2918 Sayılı Karayolları Trafik Yasası kapsamında yer alan karayolu üzerinde meydana geldiği kabul edilmeli ve uyuşmazlığın çözüm yerinin aynı yasa gereğince adli yargı da sonuçlandırılması gerektiği sonucuna varılmalıdır.
Kaldı ki, dairemizin kuruluşundan bu yana, bu tür uyuşmazlıklar adli yargı yerinde bakılıp çözümlenmiştir. Yeni ve değişik bir yasal düzenleme olmadan bu güne kadar istikrarlı biçimde yürüyen bir uygulamanın değiştirilmesi hukuki istikrarı ortadan kaldırır.
Açıklanan nedenlerle uyuşmazlığın Karayolları Trafik Yasası'ndaki hükümler uyarınca çözümlenmesi gerektiği, anılan yasanın kapsamındaki eylemlerden doğan uyuşmazlıkların çözüm yerinin de adliye mahkemeleri olduğu düşünülerek işin esasına bakılarak varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmek gerekirken yazılı gerekçe ile yargı yolu bakımından görevsizlik kararı verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın belirtilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 22.06.2000 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY AÇIKLAMASI:
Dava, davacıların desteğinin hemzemin geçitte meydana gelen kaza sonucu ölümü nedeniyle açılmıştır. Davanın dayanağı davalı idarenin hemzemin geçitten güvenle geçişi sağlayacak tedbirleri almamasıdır. Yerel mahkeme, yargı yolu bakımından dava dilekçesinin reddine karar vermiş; davacıların temyizi üzerine karar, adli yargının görevli olduğu görüşüyle ve oyçokluğuyla dairemiz kurulunca bozulmuştur.
Tazminat istemine ilişkin eldeki dava kusuruna dayanılarak açılmıştır. Açıklanan bu durum karşısında:
Davalı TCDD Genel Müdürlüğünün ve elemanı olan makinistin BK. 41 ve sonraki maddelerine uygun düşen bir haksız eylemi söz konusu değildir. Davalı idareye yöneltilen gerekli emniyet tedbirlerinin alınmasını icap ettiren bir durum olup olmadığı; yani hizmet kusurunun oluşup oluşmadığı ise adli yargıda tartışılamaz.
Öte yandan, ölenle davalı idare arasında işveren işçi ilişkisi de iddia edilmemiş; saptanamamıştır.
Uyuşmazlık mahkemesi pek çok kararlarında (hemzemin geçitte bile olsa) ... tekel niteliğinde kamu hizmeti yürüten TCDD İşletmesinin bu hizmeti yürüttüğü sırada kişilere verdiği zararın tazmini istemiyle açılan dava, olayda kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumlu bulunup bulunmadığının saptanmasını gerektirmektedir. Bu hususların saptanması ise idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden 2577 sayılı yasanın 2/1-b maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevlidir demektedir.
Bu nedenle yerel mahkeme kararının gerekçesi ve ulaştığı sonuç itibariyle doğru bulunduğundan bozma kararına katılamıyoruz. 22.06.2000 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy