(4721 S. K. m. 24) (818 S. K. m. 49)
Davacı vekili tarafından, davalılar Y... Küçük ve A... Yayıncılık aleyhine 2.3.1999 gününde verilen dilekçe ile yayın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan dolayı 5 milyar lira manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; mahkemece istemin kısmen kabulü ile 1 milyar lira manevi tazminatın Y.....Küçük'ten alınmasına, diğer davalı hakkındaki istemin feragat nedeniyle reddine dair verilen 18.4.2000 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davalı Y... Küçük vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 6.2.2001 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı asil ve vekili geldi, karşı taraftan davacı adına kimse gelmedi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra tarafa duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı, davalı tarafından yazılan kitaplarda kendisi hakkında; H......t'in MİT'te daire başkanlığı yapmış olan başyazarı pek laik O.... E..., birden bire yobaz ve yalancı Ş.....K....'ın destekçisi olmuş ve K....'ı tavizsiz davranmaya çağırmış., Ne yapabilirim? Herhalde 'Basın Konseyi' adlı kuruluşu muhatap almam mümkün değildir. Başkanı E...'nin MİT'te görev aldığını, hatta daire başkanı olabileceğini yazdım. H.......'te başyazısıyla bana cevap verirken olmadığı yönde kalem oynatmadı., ... benim bir zamanlar MİT'te önemli görevlerde bulunduğunu ısrarla yazdığım H........Gazetesi başyazarı O.... E... biçiminde yazdığı yazılarla kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu ileri sürerek manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Davalı, davacıya hakaret kastı bulunmadığını, yazının eleştiri niteliğinde olduğunu, davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Yerel mahkemece istemin kısmen kabulüne karar verilmiş ve karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Medeni Yasanın 24. maddesinde, kişisel çıkarları haksız olarak saldırıya uğrayan kimsenin ancak yasanın gösterdiği hallerde saldırının önlenmesini isteyebileceği kuralı yer almıştır. Borçlar Yasasının 49. maddesinde ise, Medeni Yasanın 24. maddesini tamamlar biçimde kişisel hakları saldırıya uğrayan kimsenin manevi tazminat isteyebileceği düzenleme altına alınmıştır. Böylece kişinin kişilik değerlerinin güvence altına alındığını görmekteyiz. Anayasanın Temel Haklar ve ödevler bölümünde de bu hakların güvence altına alındığı açıktır. Kişisel haklar, kişinin özgür ve başkasına bağlı olmadan varlığını sürdürmesi, kendine özgü yaşam biçimini sağlamasını amaçlar. Bu haklar insanın doğumu ile kazanılan ve kişiliğe bağlı olan bir haktır. Hayat, beden ve ruh tamlığı, vicdan, din, düşünce ve ekonomik çalışma özgürlüğü, şeref, haysiyet ve itibar, ün, ad, sır ve resim hep kişisel varlıklardır. İşte az yukarıda işaret edilen MK.nun 24. maddesi ile bu haklar güvence altına alınmış BK.nun 49. maddesi ile de saldırıya uğramaları halindeki yaptırımı belirtilmiştir. Madde de öngörülen yaptırımın uygulanabilmesi için kişisel hakkın hukuka aykırı olarak saldırıya uğraması gerekir.
Davacı, davaya konu edilen yayında, davalının bir takım olgulardan hareketle, kendisi için Milli İstihbarat teşkilatında görev aldığı iddiasının saldın oluşturduğunu ileri sürmektedir.
Davaya konu edilen kitaplardaki yazılar tümü ile okunduğunda, örneğin Bakış adlı eserin sosyal içerikli olup, davalının kendi yaşamından ve karşılaştığı olaylar karşısındaki davranışından söz ettiği ve demokrasinin ancak saydamlık içinde gelişebileceği gibi konular işlenirken, bu kitapta davaya konu edilen değerlendirmeyi de, davacının yazdığı bir yazıyı eleştirmek amacı ile davacı hakkında açıklama yapmıştır. Burada asıl amaç, davacının Mit'te çalıştığını belirtmek olmayıp, yazdığı yazıyı eleştirmek olduğu açıktır. Tarihçe adlı kitaptaki dava konusu yazı bölümü, davalının bir başka gazeteciye yazdığı bir mektubun içinde yer almıştır. Mektupta, davalı bazı faaliyetlerinden söz etmekte, basındaki çelişkileri belirtmekte ve bu arada, basınla ilgili olan konuları mektubun muhatabına yazma nedenini belirtirken, daha önce yazdığı yazılarda, basın konseyi başkanı olan davalı için, daha önce Mit'te çalıştığını yazdığı için kendisine küfrettiğini belirtmiştir. İşte bu yazının yazılmasındaki amaçta, davalının kişilik haklarına saldırmak olmayıp basınla ilgili konulan gündeme taşımayı ve çözüm yolları aramaktır. SİCİL adlı eserde ülkedeki tarihi gelişim içindeki olay ve olgulan özetlerken davacının bir zamanlar Mit'te önemli görevlerde bulunduğunu yazdığında davacının, buna karşı sömürge ülkesi türkçesi başlığı ile cevap verdiğini belirtmiştir.
Kısaca açıklanan bu yazı ve nitelendirmeler incelendiğinde, davalının başka konuları işlerken, doğrudan davacıyı hedef almadan, davacının bir zamanlar Mit'te çalıştığının belirtildiği görülmektedir.
Davacı, bu değerlendirme ile küçük düşürüldüğünü, gazetecilik olan mesleki kişilik değerlerinin saldırıya uğradığını iddia etmektedir.
Yukarıya alınan ve açıklanan yazılardan da anlaşılacağı üzere, salt davacının Mit'te çalıştığı yazılmıştır. Mahkeme kararında belirtildiği üzere davacı için Mit ajanı sıfatı kullanılmamıştır. Davacının veya bir başkasının Mit'te kadrolu olarak çalışması dışında çalışıp çalışmadığı veya onun adına bilgiler topladığının gerçek anlamda belgelendirilerek kanıtlanması olanaksızdır. Bu bakımdan zaman zaman bazı kişiler için ve çoğunlukla böyle bir iddia ileri sürülmektedir. Bu bakımdan da, bir kişiye salt Mit'e çalışıyor denmesi onun küçük düşürülmesi sonucunu doğurmaz, hatta o kişiye olan güvenin varlığının bir göstergesi de olabilir.
Bundan dolayıda, davacının görev aldığı ileri sürülen Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT'in) yasayla kurulmuş kamu hizmeti gören bir kurum olduğu, gördüğü hizmetin gereği olarak yasalara uygun biçimde personel çalıştırabileceği, bu kurumda çalışmanın yasaklanmadığı gibi kurumda görev almanın suç sayılmadığı gözetildiğinde, davacının yazıda ileri sürülen şekilde MİT ile ilişkisi bulunduğunun iddia edilmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı ve davacının kişilik haklarına saldırıda bulunulduğundan söz edilemeyeceği sonucuna varılmak gerekir. Bu bakımdan açılan davanın koşulları oluşmadığından davacının manevi tazminat isteminin tümden reddine karar verilmek gerekirken kısmen de olsa kabul edilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve temyiz eden davalı Y... K... yararına takdir edilen 65.000.000 lira duruşma avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 06.02.2001 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
Dava, basın yoluyla kişilik hakkına tecavüzden doğan zararın giderimine ilişkindir.
Davacı, davalının Bakış isimli kitabın 96. sayfasında H......'n Mit'te daire Başkanlığı yapmış olan başyazarı pek laik O.... E..., birdenbire yobaz ve yalancı Ş.....K....'ın destekçisi olmuş ve K....'ı tavizsiz davranmaya çağırmış; Tarihçe isimli kitabının 180. sayfasında Ne yapabilirim? Herhalde Basın Konseyi adlı kuruluşu muhatap almam mümkün değildir.
Başkanı E...'nin Mit'te görev aldığını, hatta daire başkanı olabileceğini yazdım; H.......'te başyazısıyla buna cevap verirken olmadığı yönünde kalem oynatmadı; Sicil kitabının 12. sayfasında ise benim bir zamanlar Mit'te önemli görevlerde bulunduğunu ısrarla yazdığım H....... Gazetesi başyazarı O.... E... tümcelerinin gerçek olmadığından söz ederek tazminat isteğinde bulunmuş, Yerel mahkeme istemi kısmen hüküm altına almış, karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Kişilik haklarına saldırının, koşul ve kapsamı Medeni Kanun'un 24. maddesinde belirtilmiş, Borçlar Kanunu'nun 49. maddesinde ise saldırının varlığı halindeki yaptırımı düzenleme altına almıştır. Her iki maddenin temel öğesi hukuka aykırılıktır. Eylemin, hukuka aykırılığının varlığı için öze ve biçime ilişkin koşulların irdelenmesi gerekmektedir. Öze ilişkin koşullar gerçeklik, güncellik ve kamu yararıdır. Kamu yaran öğesi toplumsal ilgi olarak da tanımlanabilir. Yayın hakkının sınırlarının en önemlisi gerçeklik öğesidir. Haber gerçeğe uygun olmalıdır. Gerçeklik verilen habere ya da anlatılmak istenen amaca ve hedefe konu olan içeriği, yayın sırasında olayla ilgili durumuna uygunluk anlamına gelmektedir. Biçime ilişkin koşul ise anlatımda ve sergilenişteki ölçülülüktür. Bu koşulların varlığı halinde haberin hukuka aykırı olmadığı sonucuna varılmalıdır. Anılan bu ilkeler öğretide ve Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında tereddütsüz kabul edilmiş ve günümüze kadar gelmiştir.
Somut yazılarda, davacı hakkında davalının Milli İstihbarat Teşkilatında (MİT) çalıştığı daire başkanı olduğu ifade edilmiştir. Davalı bu iddiasını kanıtlayamamıştır. GERÇEK OLMAYAN HABER DAİMA HUKUKA AYKIRIDIR. Bu ilke artık klasik olmuştur. (Bkz. KILIÇOĞLU, Ahmet: Şeref Haysiyet Ve Özel Yaşama Basın Yoluyla Saldırılardan Hukuki Sorumluluk, Ankara 1993, s.165 ve aynı sayfanın 296 nolu dipnotunda adı geçen GASS, LARENZ, GROSSOMEN gibi yurt dışı, TANDOĞAN, REİSOĞLU gibi yurt içi teorisyenleri ile Dairemizin çeşitli kararları).
Milli İstihbarat Teşkilatı bir kamu kuruluşudur. Orada yapılan hizmet kamu hizmetidir. Ülkenin gelişiminde ve güvenliğinde katkısı olan kamu hizmetinde çalışan veya özel işte çalışan; çalışan kişi sıfatıyla değerlidir. Şu durumda MİT'te de çalışmanın diğerlerinden ayrık bir durumu bulunmamaktadır. Zaten bu düşünce çoğunluk bozma gerekçesinde kabul edilmektedir. Sorun söz konusu kitaplarda davalı hakkındaki tümcelerin hangi amaçla kullanıldığıdır. Bakış adlı kitapta, davalı Yobaz Destekçisi olarak gösterilmiştir. Tarihçe adlı kitabında N.... üreli'ye Basında Çürüme Üzerine adlı bölümünün Ne yapabilirim ve devamını kapsayan tümcelerin tüm bölümle birlikte değerlendirildiğinde basın hakkındaki düşüncelerini açıklamış, Güreli'yi güvenilir bulmuş, davalıya Mit'te görev aldığını hatta daire başkanı olabileceğini ifade ederek güvenilmez olduğu imajını vermiştir. Son olarak Sicil kitabında da; davacı hakkında Mit'te önemli görevlerde bulunduğunu ısrarla tekrarlamış ve yazı bütünlüğünde hunhar düzeni kabul ettirebilmek için çok ileri gidilmiştir tümceleriyle de tüm bölüm içerisinde eleştirmiştir.
Gerek davacı gerek davalı aydın kişilerdir. Dolayısıyla aydın kişiler arasındaki kişilik hakkına saldırı niteliğine ilişkin tartışma da aynı düzlem içerisinde değerlendirilmelidir. Bu bağlamda okuyucu dava dilekçesinde geçen tümcelerin ve ilgili bölümlerin birlikte değerlendirilmesinde; davacının güvenilmez kimliğe sahip olduğu anlamı kolayca ortaya çıkmaktadır. Eleştiri objektif ve doğru olaylara dayanmadıkça doğru amaca yönelik olsa dahi hukuka aykırıdır. Yerel Mahkeme kararının yukarıda aktarılan gerekçe ile onanması düşüncesiyle çoğunluğun bozma kararındaki görüşüne katılamıyorum. 06.02.2001 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy