(818 S. K. m. 41, 49)
Davacı H. Gündüz vekili Avukat A. Altundağ tarafından, davalı N. Sarıyıldız aleyhine 18.6.2000 gününde verilen dilekçe ile davalının vaat ettiği resmi nikahı yapmaması nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın ödettirilmesinin istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen 20.6.2001 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 5.2.2002 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Avukat M.A. Eser ile karşı taraftan davacı vekili Avukat A. Altundağ geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava vaat edilen resmi nikahın yapılmaması nedeniyle uğranılan zararın ödettirilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece dava kısmen kabul edilmiş, karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalı ile gayrı resmi evlilik yaparak fiilen evli kaldıklarım, karı-koca hayatı yaşamaya başladıklarını ancak davalının, fiili evliliğe rağmen bir türlü resmi nikah yapılmasına yanaşmadığını ve kendisini oyaladığını, daha sonra nikah yapmayacağını belirterek kendisini kovduğunu, bu nedenle evlilik birliği gerçekleşmediğinden uğradığı maddi ve manevi zararın ödettirilmesini istemiştir.
Davalı ise, fiilen evlenildiğini, Kırşehir'de resmi evlilik işlemlerinin yapılmasına davacının karşı çıkması nedeniyle yapılamadığını, daha sonra da taraflar arasında anlaşmazlık çıkıp davacının evi terk ettiğini, davacının kusurlu olduğunu bu nedenle davanın reddini istemiştir.
Davacı üniversite mezunu ve ergin bir kişi olup, resmi nikahsız olarak davalı ile karı-koca hayatı yaşamış ve daha sonra tarafların anlaşamaması ile bu birliktelik sona ermiştir.
Üniversite mezunu ve reşit kişi olan davacının yasal bir evliliğin nasıl gerçekleşebileceğini bilmemesi düşünülemez. Birliktelik için başlangıçta yapılması gereken nikah akdinin en sona bırakılmasının hiçbir haklı nedeni olamaz. Amaç evlilikse nikahın baştan gözardı edilmesi, kişi için ağır bir kusurdur. Hiç kimse, kendi kusurunun getirdiği sonuç, acı da olsa. ıstırap da verse, katlanmaktan kurtulamaz. Davacının, kendi eylem ve davranışlarıyla öngörülebilen bir sonucu, tazminata dönüştürmek istemesi, bundan karşı yanı sorumlu tutması, hukuken mümkün değildir. Kişi haklı olduğu ölçüde hukukun himayesindedir.
Ortada, sonucu başlangıçta öngörülebilen bir olay, yani sonuçta nikah kıyılmaması olasılığı varken, hayatın olağan yaşantısı ve akışı içinde bunu iyi bildiği kabul edilen davacının tazminat isteme hakkı tanınamaz.
O halde, davanın reddi gerekirken kısmen kabulünün haklı ve yasal bir nedeni yoktur.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle dava reddedilmek üzere BOZULMASINA ve temyiz eden davalı vekili için takdir olunan 250.000.000 lira duruşma avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 5.2.2002 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY AÇIKLAMASI
Davacı ile davalının aile büyüklerinin aracılığı ile evlenmeye karar verip, yakınlarının da katılımı ile düğün töreni de yapılarak evlendikleri, ancak resmi nikah yapılmadan bir süre karı koca hayatı yaşadıktan sonra ayrıldıkları hususunda taraflar arasında uyuşmazlık yoktur. Evliliğin başlangıcı için önce resmi nikahın yapılması esas ise de; Türk toplumunun geleneksel aile yapısı itibariyle genel olarak evlilikle ilgili törensel işlemlerin aileler arasında kararlaştırıldığı ve zaman zaman önce düğünün yapılıp resmi nikahın sonraya bırakıldığı da bilinen bir gerçektir. Davacının üniversite mezunu olması bu konuda ailelerin verdiği karara karşı çıkma imkanı vermeyebilir.
Somut olayda; dosyada mevcut bilgi ve belgelere göre tarafların beraberliği, şekilsel bir değerlendirme ile nikahsız birliktelik olarak değerlendirilemez. Davacı ile davalının uzun süre nişanlı kaldıkları, geleneklere uygun şekilde düğün töreni yapılarak evlendikleri sabit iken davacının nikahın düğünden birkaç gün sonra yapılması şeklinde oluşan karara karşı çıkmamış olması olayda tamamen kusurlu kabul edilmesini ya da hukuki himaye dışı bırakılmasını gerektirmez. Bu nedenle daire çoğunluğunun davanın reddi gerektiği yolundaki bozma kararına katılamıyorum. 5.2.2002
Full & Egal Universal Law Academy