(4721 S. K. m. 716) (864 S. K. m. 39)
Dava: Davacı Sabri Z. vekili Avukat Ahmet Kurbanoğlu tarafından, davalı Sefa D. aleyhine 12/3/2001 gününde verilen dilekçe ile taşınmaz üzerindeki muhtesatın aidiyetinin tespiti istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne dair verilen 3/7/2001 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili Avukat R. Cüneyt Demirhisar tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: Dava; muhtesat tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalı adına kayıtlı taşınmaz üzerindeki iki katlı evi dava dışı Mustafa T.'dan satın aldığını ve kullandığını; dava dışı Mustafa T. adına beyanlar hanesinde mevcut kaydın davalı ile dava dışı satıcısı Mustafa T. tarafından danışıklı olarak silindiğini belirterek şerhin yeniden işlenmesini ve evin de adına tescilini istemiştir.
Mahkemece; davacının zilyet olduğunun ve binanın da davacıya ait bulunduğunun tespitine karar verilmiştir.
Dosyadaki kanıtlara göre: Dava konusu evin de üzerinde bulunduğu taşınmazın 27.11.1991 tarihinde davalı tarafından dava dışı Emine Mütahare Ö.'dan kayden satın alındığı, satın alma sırasında taşınmaz üzerindeki iki katlı evin dava dışı Mustafa T.'a ait bulunduğu yönündeki şerhin beyanlar hanesinde yer aldığı; adı geçen Mustafa T.'ın 8.6.2000 tarihli tasarrufu ile de şerhin beyanlar hanesinden terkin edildiği; davacının ise 2.5.1993 tarihinde Mustafa T.'dan evin zilyetliğini satın aldığı, anlaşılmaktadır.
Medeni Kanunun yürürlüğe girmesi ile birlikte tescil edilebilecek ayni haklar belirlenmiş olup; taşınmaz ile üzerindeki yapının mülkiyetinin ayrı olarak tesciline imkan yoktur. Eski hukuktan kaynaklanan bu tür ayni hakların tescil edilmeyeceği ve lüzumu derecesinde işaretle yetinileceği Tatbikat Kanunu'nun 39. maddesinde yer almıştır. Anılan maddede, sözü edilen ayni hakların herhangi bir şekilde ortadan kalktıktan sonra yeniden tesis edilemeyeceği de vurgulanmıştır. Bu nedenle 8.6.2000 tarihinde hak sahibi dava dışı Mustafa T.'ın tasarrufu ile ortadan kalkan beyanlar hanesindeki şerhin yeniden oluşturulmasına olanak yoktur.
Diğer yandan; sözleşmelerin kişiselliği (nispiliği) ilkesi gereğince, davacı ile dava dışı Mustafa T. arasındaki satış sözleşmesi davacının ayni nitelikteki mülkiyet hakkına karşı bir talep hakkı vermez. Taraflar arasındaki sözleşmenin, ayni hak sahibi davalı tarafından ihlal edildiği de ileri sürülemez. Davacı, sözleşmeye dayalı olarak uğradığı tüm zararı, ancak dava dışı Mustafa T.'dan isteyebilir. Eldeki bu davada, malik davalıya karşı sözleşmeden kaynaklanan nispi talep hakkının tartışılma olanağı yoktur. Mahkemece, tüm bu olgular göz önünde tutulmak suretiyle davanın reddi gerekirken, kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup; hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda açıklanan nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 27.03.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy