(818 S. K. m. 41, 47, 43)
Dava: Davacı Murat, davalılar ve Seyit aleyhine 27.10.1998 gününde verilen dilekçe ile yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazası sebebi ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabul, kısmen reddine dair verilen 20.6.2000 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Dava kısmen kabul edilmiş karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1- Borçlar Kanununun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Davaya konu olan olayın oluş biçimine, kusur durumlarına, yaralanmanın derecesine ve yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde hüküm altına alınan manevi tazminat miktarı çok azdır. Daha üst düzeyde manevi tazminata hükmedilmek üzere karar bozulmalıdır.
2- Davacı, trafik kazasında yaralanması nedeniyle 2 yıl çalışamamasından ve gelecek yıllar içinde işgücünden yoksun kalacağından kalıcı ve geçici işgücü kaybından dolayı 2.500.000.000 lira tedavi masrafları için 750.000.000 lira, ulaşım giderleri için 250.000.000 lira ve motosikletinde meydana gelen hasarından dolayı da 30.000.000 lira olmak üzere toplam 3.530.000.000 lira maddi ve 2.500.000.000 lira manevi tazminat talebinde bulunmuş, Mahkemece geçici işgörmezlikten dolayı 16.159.244 lira araç hasar bedeli olarak 22.500.000 lira ve 100.000.000 lira manevi tazminata karar verilmiş, diğer istemler reddedilmiştir. Karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Yukarıda özetlenen dava dilekçesinden de anlaşılacağı üzere davacının daimi işgücü kaybından dolayı ve tedavi gideri için de istemde bulunduğu açıktır. Mahkemece daimi işgücü kaybı nedeni ile herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmamıştır. Bu bağlamda maluliyet raporu alınmamıştır. Ayrıca tedavi giderinin üçüncü kişi tarafından ödendiği gerekçe ile o kalem istem de reddedilmiştir. Yine geçici işgörmezlikten dolayı davacının davalıların haksız eylemi nedeni ile ne kadar süre ile kazanç kaybına uğradığı belirlenememiştir. Davacı davalıların haksız eyleminden sonra 3 gün süre ile hastanede tedavi görmüş, kesin raporun 2 ay sonra verilebileceği gerekçesi ile taburcu edilmiştir. Ancak bu süre dolmadan davacının düştüğü, düşme sebebi ile kazada kırılan yerinde 2. defa kırık oluştuğu anlaşılmıştır. Bundan sonra alınan doktor raporunda ise davacının 75 gün süre ile çalışamayacağı ve 100 günde iyileşeceği ifade edilmiştir. Davacı dava dilekçesinde, 2 yıl süre ile çalışamadığını iddia etmiştir.
Şu durumda yapılacak iş davacının daimi işgücü oranı belirlenmeli ve bu yüzden uğradığı tazminat miktarı açıklattırılmalıdır ve yine ilk yaralanmasından sonra meydana gelen ikinci yaralanmanın ilk yaralanma ile bağlantılı olup olmadığı diğer bir anlatımla davalıların bu ikinci kırıktan dolayı da sorumlu tutulup-tutulmayacakları, sorumlu olacaklar ise ne miktar sorumluluklarının olduğunu, bu konuda tıp doktoru uzman bilirkişiden rapor alınmalı eğer ikinci kırık tamamen birinci kırığın meydana gelmesinden dolayı olmuşsa zararın tamamına veya belli oranda meydana gelmişse o oranda sorumluluğa karar verilmelidir. Ayrıca, davacının tedavisi için üçüncü kişi tarafından ödeme yapıldığı, gerek bu üçüncü kişinin gerekse davacının annesinin tanık olarak yaptıkları açıklamalardan anlaşılmaktadır. Ne var ki davacının annesinin tanık olarak dinletiminde yapılan bu giderlerin üçüncü kişi tarafından istendiğini yani borç alarak verildiği iddia edildiğine göre bu konunun da açıklığa kavuşturulması zorunludur. Böylece üçüncü kişinin bu zararı karşılamakla yükümlü olmadığı düşünüldüğünde bu kalem miktarda belirlenerek hüküm altına alınmalıdır. Bu yönlerin gözetilmemiş olması usul ve yasaya aykırı olup kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın (1 ve 2) nolu bentlerde gösterilen nedenlerle maddi ve manevi tazminat yönlerinden BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 28.05.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy