(818 S. K. m. 49) (743 S. K. m. 24) (2709 S. K. m. 28)
Davacı Ahmet Dira T. tarafından, davalılar Çetin K. ve Halil Ş. aleyhine 25.4.2000 gününde verilen dilekçe ile yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle 5.000.000.000 lira manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 21.2.2001 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacının davalı Halil Şengül yönünden temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Davacının davalı Çetin K.ya yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Dava yayın yolu ile kişilik haklarının saldırıya uğradığı nedenine dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece dava reddedilmiş, karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalı Çetin K.nın sorumlu yazı işleri müdürü olduğu yerel "Akdeniz" gazetesinin 3.2.1999 günlü nüshasında haber kaynağı olarak diğer davalı DYP İlçe Başkanı olan Halil Ş.ün gösterilerek "Mükerrer Rezaleti" başlıklı haber ile kişilik haklarına saldırıldığım haberin gerçek olmadığını belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Davalı Halil Ş. cevabında seçimlerle ilgili şikayette bulunduğunu, ancak davacının adından bahsedildiğini; diğer davalı Çetin K. ise yayının hukuka uygun olduğunu, seçim listelerine mükerrer yazımlarla ilgili başvuruların haber yapıldığını savunmuştur. Yerel mahkemece basının aydınlatma görevi yerine getirildiği gerekçesi ile dava reddedilmiştir.
Basının yansız ve özgür haber verme, bir düşünce ve görüşü tartışma, eleştirme kamuoyunu aydınlatmaya ilişkin fonksiyonunu yerine getirebilmesi bazı ayrıcalıkları gerektirir. Ancak tüm özgürlüklerde olduğu gibi basın özgürlüğü de kişi ve toplum yararı açısından sınırlıdır. Kişinin onur ve saygınlığının korunmasına ilişkin Medeni Kanunun 24. Borçlar Kanunun 49. maddesi ile Anayasanın 28. maddesi basın özgürlüğünün özel hukuk alanındaki sınırlanmasıdır.
Basın haber verme fonksiyonunu yerine getirirken kullanacağı hakkın özel hukuk alanında sınırı gerçeklik kamu yararı ve toplumsal ilgi güncellik konu ile ifade arasında düşünsel bağlılık kuralları ile belirlenmiştir. Haber verme hakkı bu sınırlar içinde kaldığı sürece hukuka uygundur.
Yukarıda sözü edilen sınırlayıcı temel kurallardan sonuncusu haber gerçeği yansıtsa bile kullanılacak dil ve ifadenin yapılacak yorumun haberin verilişinin gerektirdiği ve zorunlu kıldığı biçim ve ölçüde bulunmasını öngörür. Şayet haberin verilişinde gerekli yararlı ve ilgili olmayan beyan tavsif ve değerlendirmelere gidilecek olursa kişilik hakları ile çatışan basın özgürlüğüne üstünlük tanınması imkansız hale gelir. Dava konusu yazı bu ilkeler doğrultusunda incelendiğinde dava konusu haberde "...DYP İlçe Başkanı Halil Ş. CHP adayı Ahmet B.ün seçmen listelerinin güncelleştirilmesi sırasında kasaba dışında en az 520 üniversite öğrencisini mükerrer olarak yazdırdığı iddiası ile İlçe Seçim Kurulu Başkanı M. Emin G. itirazda bulunmuş... mükerrer oy yazımı ile ilgili iddialar CHP adayı ile İlçe Seçim Kurulu Başkanı... üzerinde odaklanıyor..." denilmek suretiyle yayın yapıldığı; ancak yayında belirtildiği gibi DYP İlçe Başkanı Halil Ş. tarafından 16.1.1999 tarihinde ilçe seçim kuruluna yapılan itirazda mükerrer yazımda davacının adının dilekçede yer almadığı gibi, dosyada mevcut 14.1.1999 tarihli MHP İlçe Başkanı Sadık A.ın şikayet dilekçesi ve 16.1.1999 tarihli Veli Kahraman imzalı şikayet dilekçelerinde de mükerrer yazımların davacı tarafından yazdırıldığına dair herhangi bir beyanat ve şikayet yoktur. Nitekim, yayın tarihinden sonra imzasız olarak 18/3/1999 tarihli savcılığa verilen şikayet dilekçesinde mükerrer yazımlarda davacının da rolü olduğu yönünde ibare varsa da savcılık tarafından yapılan tahkikat sonrası davacının "seçim kanununa muhalefet suçundan" delil olmadığı için takipsizlik kararı verildiği anlaşılmaktadır. Şu durumda yayında davacının suç sayılan seçimlerde usulsüz yazımlar yaptırdığı ve mükerrer oy yazımları nedeniyle şüphelerin davacı üzerinde odaklandığı şeklindeki yayın ile davacının kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu sabittir. Basın kanunu gereği davalı sorumlu yazı işleri müdürünün gerçeği yansıtmayan haber nedeniyle kişilik haklarına saldırı nedeniyle verilen zarardan sorumlu olacağı ve yukarıdaki ilkeler gözetilmeden davanın reddi usul ve yasaya aykırı olup tozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın davalı Çetin K.ya yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile yukarıda (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle BOZULMASINA davacının davalı Halil Ş.e yönelik temyiz itirazlarının yukarıda (1) nolu bentte gösterilen nedenlerle reddi ile kararın bu kısmının ONANMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 4.10.2001 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY AÇIKLAMASI
Davacı, davalılardan Halil Ş.ün şikayeti ve beyanı üzerine, diğer davalının sorumlusu olduğu gazetede yapılan yayınla kişilik haklarının saldırıya uğradığı belirtilerek tazminat istenmiştir.
Mahkemece dava reddedilmiş, kararın davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, kararın davalı Halil Ş. hakkındaki bölümünün onanmasına, diğer davalıya yönelik olan itirazın kabulü ile bozulmasına karar verilmiştir. Bozma gerekçesine ve nedenine göre katılamıyorum. Şöyleki;
Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar yayının, Basın Yasasının, tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, istem red edilmiş, karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlere saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasanın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasasının 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basma sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK.nun 24 ve 24/a maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlere saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen herşeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu edilen yayında 1995 yılında yapılan nüfus sayımında Yakaafsar Kasabasının toplam nüfusunun 1201 olduğu, ancak 1999 yılında yapılan yerel seçimlerde seçmen sayımının 1295 olarak belirlendiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. Bu olgunun seçmen kütükleri ve belirlenmesi üzerine davalılardan Halil Ş. DYP İlçe Başkanı olarak Seçim Kurulu Başkanlığına, MHP İlçe Başkanı olarak Sadık A.ın Cumhuriyet Savcılığına şikayette bulunduğu ve bu çelişkili ve abartılı durumun araştırılmasını istedikleri anlaşılmaktadır. Yapılan araştırma ve incelemede, böyle bir fazlalığın ve yanlışlığın var olduğu da görülmüştür. İşte bunun üzerine dava konusu yayın organında olay haber olarak ve "Mükerrer Rezaleti" başlığı ile verilmiş ve bu durumun seçimde belediye başkan adayı olan davacının dışarıdan 520 üniversite öğrencesini yazdırdığının iddia edildiği belirtilmiştir. Davacı, iddiasında haberin gerçek olmadığını belirtmiş ise de bu konuda Cumhuriyet Savcılığına bir ihbar dilekçesi verilmiştir. Dilekçe 18.3.1999 tarihim taşımakta ve içeriğinde olay anlatılıp bu işin davalı tarafından gerçekleştirildiği ifade edilmektedir. Savcılığın dinlediği tanık İbrahim Y. ifadesinde düzenlemenin CHP adayı Ahmet D. tarafından yapıldığını duyduğunu belirtmiştir.
Açıklanan bu olgular itibariyle yayın görünürdeki gerçeğe uygundur. İmzasız da olsa bir ihbar dilekçesi, bir tanık da bu ihbar dilekçesinin içeriğini doğruluyor ve bu şekilde duyumlar aldığım çevrede böyle bir kanının bulunduğunu açıklıyor. Davacı hakkında bu yüzden soruşturma da açılıyor. Takipsizlik kararı verilmesi olayın somut gerçekliği ile ilgili bir olgudur. Basın somut gerçeği değil, o anda görünen ve var olan görünürdeki gerçeği özle biçim arasında dengeyi koruyarak verebilir.
Somut olayda da bu şekilde bir yayın yapılmıştır. Yayın yukarıdaki ilkelere uygundur. Yayında bir sınır aşılması bulunmamaktadır.
Bu nedenle kararın onanması gerektiği düşüncesi ile bozma kararına katılamıyorum. 04/10/2001
Full & Egal Universal Law Academy