(743 S. K. m. 24, 24/A) (2709 S. K. m. 28) (5680 S. K. m. 1)
Dava: Davacı Nilgün vekili tarafından, davalılar Hüseyin, Murat ve Süleyman aleyhine 27.8.1999 gününde verilen dilekçe ile basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle 10 milyar lira manevi tazminat, davacı Hüseyin vekili tarafından davalılar Murat Kaya ve Süleyman Ekin aleyhine 5.11.1999 gününde verilen dilekçe ile basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle 10 milyar lira manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davacı Hüseyin'in davasının reddine, 1,5 milyar manevi tazminatın davalılardan alınarak davacı Nilgün'e verilmesine dair verilen 24.3.2001 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı Nilgün vekili, davalı-davacı Hüseyin vekili ve davalılar Murat ve Süleyman vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalı-davacı Hüseyin temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Davalılar Murat ve Süleyman temyiz itirazlarına gelince;
Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar yayının, Basın Yasası'nın, tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece davacı-davalı Nilgün davasının kısmen kabulüne davalı-davacı Hüseyin in davasının reddine, karar verilmiş, karar taraflar vekillerince temyiz edilmiştir.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlere saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasa'nın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasası'nın 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK.nun 24 ve 24/a maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin somut olaydaki olgular itibariyle birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlere saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen her şeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu edilen yayında, Antalyada yüzlerce insana iş imkanı sağlayan Mustafa hakkında iddialarda bulunulmuş ve resmi dairede memurluk yapan eski futbolcu Hüseyin Ç.'in, işadamı Mustafa eşiyle ilişkiye girdiği, bu nedenle eşinden boşandığı belirtilerek boşanma davasında taraflarca ileri sürülen iddialar, belgeler ve mahkemenin boşanma kararı yayınlanmıştır. Ayrıca Mustafa büyük boy resmi de birinci sayfada haberin yanında verilmiştir.
Dava konusu haber boşanma davasındaki iddialar, belgeler ve mahkeme kararına dayanmaktadır. Konu her ne kadar boşanma davasının taraflarını, aile ve özel yaşamı ilgilendirmekte ise de, aleni yapılan boşanma davası duruşmalarında ileri sürülen konular yayında yer almıştır. Ayrıca yayın boşanma davasının taraflarından olan ve tanınmış işadamı Mustafa'ya yönelik olup, yayında kamu yararı da bulunmaktadır.
Şu durumda dava konusu yayın hukuka uygun olup davanın tümden reddi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda 2 nolu bentte gösterilen nedenlerle davalılar Murat ve Süleyman yararına BOZULMASINA, davalı-davacı Hüseyin temyiz itirazlarının 1 nolu bentte gösterilen nedenlerle reddine, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve davalılar Murat ve Süleyman peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 15.10.2001 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy