(818 S. K. m. 49) (743 S. K. m. 24)
Dava: Davacı S. tarafından, davalılar S. ve A. aleyhine 24/2/1999 gününde verilen dilekçe ile haksız şikayetten doğan manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davalı S. aleyhine açılan davanın kabulüne, davalı A. aleyhine açılan davanın reddine dair verilen 1/3/2001 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılardan S. vekili Av. İ. Ö. tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Davacı, davalılar tarafından haksız olarak şikayet edildiklerini bu yüzden kişilik haklarının zarar gördüğünü iddia etmek suretiyle manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır.
Mahkemece, davalı S. hakkındaki davanın kabulüne, diğer davalı A. hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir.
Karar davalılardan S. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa'nın Hakların Koruması ile ilgili Hükümler başlığı altında ve 36. maddesinde; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sihip olduğu yer almıştır. Bu düzenleniş. biçimi itibariyle kişinin hak arama özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. İşte bundan dolayıdır ki kişi, gerek yargı mercileri önünde ve gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendisine zarar veren kişilere karşı zarar gören haklarının korunmasını, bunun sonucu olarak zarar veren hakkında yasal işlem yapılmasını ve bu bağlamda cezalandırılmasını isteme hak ve yetkisine sahiptir.
Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği başlığını taşıyan 12. maddesinde de herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilemez, vazgeçilemez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka 17. maddesinde de herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Medeni Kanunun 24 ve 24/a maddelerinde de, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı belirtilmiş, BK.'nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlenmiştir.
Görüldüğü üzere, Anayasa'da ve yasalarda kişinin hak arama özgürlüğü ile kişilik değerleri güvence altına alınmıştır.
İşte bu noktada, hak arama özgürlüğü ile kişilik hakları karşı karşıya gelmiş olabilir. Sorun bu değerlerden hangisine üstünlük tanınacağı noktasında toplanmaktadır. Bir taraftan kişinin hak arama özgürlüğü güvence altına alınmışken, diğer taraftan kişilik hakları da Anayasal ve yasal güvence altına alınmıştır. Buna karşın kişi, hakkını ararken, karşı yanın kişilik değerlerine saldırıda bulunabilir. Onu hukuka aykırı bir eylemle suçlayabilir.
Hukukun, karşı karşıya gelen bu iki değeri aynı konuda ve zamanda koruma altına aldığı düşünülemez. Aksi halde, hukukun kendisi kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında konu biraz yakından incelendiğinde her iki değerin aynı anda birbirine karşı korunmadığı, çatışma durumunda somut olaydaki özelliğe göre birinin diğerine üstün tutulduğu görülecektir.
Şu durumda uyuşmazlığın çözümünde, hak arama özgürlüğünün, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı, diğer bir anlatımla kişinin, istediği biçim ve koşulda ve salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamayacağı, aksi halde bu hakkı kötüye kullanmış sayılacağı kabul edilerek, Anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden yararlanamayacaktır.
Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için, şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların olması sozunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bu olgu veya emareye dayanılarak, orta düzeydeki başka bir kişinin de böyle bir olay karşısında, davalı gibi hareket etmesinin uygun görüleceği, diğer bir anlatımla orta düzeydeki kişinin de somut olaydaki gibi davranacağı ve şikayet hakkını kullanmasının uygunluğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı ve şikayet edilenin kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Somut olayda, davalı S. davacı hakkında Cumhuriyet Savcılığına verdiği şikayet dilekçesinde davacı ile aralarında vekalet ilişkisi bulunduğunu, vekalet konusu olan senetten doğan alacağını tahsili ve ödetilmesi konusunda kendisine ihtara rağmen bilgi verilmediğini, davacının bu davranışı ile vekalet görevini kötüye kallanıdığını ve emniyeti suistimal ettiğini belirtmiştir. Gerçekten yanlar arasında davalının hamili olduğu senetteki miktarın tahsili için davacıya vekalet verdiği, ancak davacının senet içeriğinde belirtilen alacağın tahsil edilmesi, miktarı ve sonucu bakımından davalıya aydınlatıcı bilgi vermemesi nedeni ile davacı hakkında şikayette bulunduğu, böylece şikayet hakkını kullandığı, bunun için yukarıda anlatıldığı şekilde emareler bulunduğu bu hali ile de kişilik haklarına saldırı teşkil edecek haksız bir eylemin bulunmadığı anlaşıldığından, davanın reddi gerekirken, kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda belirtilen nedenle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 15.10.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy